 |
Sonunda Suheyb, şu teklifte bulunmuştu:
"Size, bütün servetimin yerini gösterir, onu size bırakırsam, gitmeme müsaade eder misiniz?"
Gönülleri dünya malı sevgisiyle dolu müşrikler, "Evet..." demişlerdi.
Hz. Süheyb de onlara servetini bırakarak Allah yolunda dini ve îmanını serbestçe yaşamak uğrunda hicretine devam etmişti.
Rebiülevvel ayının ortalarına doğru gelip Küba'da Resûl-i Kibriya Efendimize kavuştu. Yolda gözü ağrımış, karnı ise son derece acıkmıştı. O sırada Efendimiz ve yanında bulunan Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer'in önünde taze yapraklı salkım hâlinde hurma vardı. Hz. Suheyb, hemen yaş hurmaları yemeye başladı.
Hz. Ömer, "Yâ Resûlallah!.. Suheyb'i görmüyor musun? Hem gözü ağrıyor, hem de yaş hurma yiyor!" dedi.
Resûl-i Ekrem, "Ey Suheyb!.. Hem gözün ağrıyor, hem de yaş hurma yiyorsun!" buyurunca, sahabî, "Yâ Resûlallah!.. Ben, gözümün sağlam, ağrımayan tarafıyla yiyorum!" diye lâtif bir cevap vererek Efendimizi tebessüme getirdi.
Hz. Süheyb, daha sonra, "Yâ Resûlallah!.. Sen Mekke'den çıktığın zaman müşrikler beni yakalayıp hapsettiler. Ben de servetimi vererek kendimi ve ailemi satın aldım!" dedi.
Resûl-i Muhterem Efendimiz, "Suheyb kazandı! Suheyb kazandı! Ebû Yahya!.. Satış kârlı çıktı! Satış kârlı çıktı."417 buyurarak, bu kahraman sahabîyi müjdeleyip sevindirdi.
Bunun üzerine şu âyet-i kerîme nazil oldu:
"İnsanlardan, Allah'ın rızasını kazanmak için canını seve seve feda edenler var! Allah ise, kullarına karşı çok şefkatlidir."418
Küba 'dan Hareket
Server-i Enbiya Efendimiz, Küba'da 10 küsur gece ikamet buyurduktan sonra bir Cuma günü Medine'ye doğru hareket etti. Kasva adındaki devesinin üzerinde idi. Peşinde Hz. Ebû Bekir, sağ ve solunda ise ana tarafından dayıları olan Neccar Oğullarından silâhlı 100 kişi ile birçok Medineli Müslüman yer almıştı.
Manzara, düşündürücü olduğu kadar da sevindirici ve ümit verici idi. Mekke'de yalnızlıkla baş başa bırakılmış bulunan Resûl-i Kibriya'nın etrafını şimdi, içleri nur, dışları nur yüzlerce insan sarmıştı! Dillerinde tekbir, gönüllerinde ise hadsiz sürür vardı. Kendilerine dünya ve âhiret saadetinin kaynağı olan gerçek îman ve İslâm'ı sunan bu şerefli zâtın yolunu günlerden beri sabırsızlıkla beklemişlerdi. Şimdi ise ona kavuşmanın eşsiz sevincini duyarak, hissederek yaşıyorlardı.
MEDİNE'DE İLK CUMA NAMAZI
Resûl-i Ekrem Efendimiz, yol esnasında sol tarafa yönelerek Salim b. Avf Oğulları yurduna vardı. Ranuna mevkiine geldiklerinde Cuma namazı vakti girdi. Efendimiz, Ranuna Vadisinin ortasındaki Cuma Mescidinin yerine indi ve burada Cuma namazı kıldı.
Bu, Peygamber Efendimizin Medine'de kıldığı ilk Cuma namazı idi.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, burada arka arkaya iki hutbe îrad buyurdu. İlk hutbesinde Allah'a hamd ve senadan sonra meâlen Müslümanlara şöyle hitab etti:
"Ey insanlar!.. Sağlığınızda âhiretiniz için tedarik görünüz. Muhakkak bilirsiniz ki, Kıyamet Gününde birinin başına vurulacak ve çobansız bıraktığı koyunundan sorulacak. Sonra Cenâb-ı Hakk, ona diyecek. Amma nasıl diyecek? Tercümanı yok, perdedarı yok. Bizzat diyecek ki: 'Sana benim Resulüm gelip de tebliğ etmedi mi? Ben sana mal verdim, sana lütuf ve ihsan ettim. Sen kendin için ne tedarik ettin?' O kimse dahi sağına soluna bakacak, bir şey görmeyecek. Önüne bakacak, Cehennem'den başka bir şey görmeyecek! Öyle ise, her kim ki, kendisin velev ki bir yarım hurmayla olsun ateşten kurtarabile-cekse, hemen o hayrı işlesin. Onu da bulamazsa, bari Kelime-i Tayyibe ile [güzel sözle] kendisini kurtarsın. Zîra, onunla bir hayra 10 mislinden 700 misline kadar sevab verilir. Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi üzerinize olsun!"419
419 Ibn-i Hişam, Sîre, c. 2, s. 146.
Cuma Mescidi
İkinci Hutbe
Resûl-i Kibriya, ikinci hutbesinde ise meâlen şöyle buyurdu:
"Allah'a hamdolsun. Allah'a hamdederim ve O'ndan yardım isterim. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü amellerimizden Allah'a sığındık. Allah'ın hidâyet ettiğini kimse saptıramaz. Allah'ın idlâl ettiğine de kimse hidâyet edemez.
"Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. O, birdir, şeriki yoktur.
"Kelâmın en güzeli Kelâmullah'tır. Kimin ki Allah kalbini Kur'ân'la süsler ve onu kâfir iken İslâm'a dâhil eder, o da Kur'ân'ı şâir sözlere tercih ederse, işte o kimse felah bulur.
"Doğrusu, Kitabullah, kelâmların en güzeli ve en beliğidir. Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı can ve gönülden seviniz. Allah'ın kelâmından ve zikrinden usanmayınız. Ve Allah'ın kelâmından kalbinize kasavet gelmesin. Zîra, Kelâmullah, her şeyin en güzelini, en iyisini ayırıp seçer. Amellerin hayırlısını ve kulların güzidesi olan peygamberleri ve kıssaların iyisini zikreder. Ve helâl ve haramı beyan eder. Artık. Allah'a ibâdet ediniz ve O'na hiçbir şeyi şerik etmeyiniz. O'ndan hakkıyla sakınınız.
"Hayırlı işler işleyiniz ve bu iyi işleri diliniz de te'yid etsin.
"Allah'ın kelâmıyla birbirinizi seviniz. Muhakka bilmelisiniz ki Allahü Teâlâ ahdini bozanlara gazab eder.
"Allah'ın selâmı üzerinize olsun!"420
Akabe'deki bey'atta Medineli Müslümanlar, Resûl-i Ekrem Efendimiz kendi beldelerine geldiği zaman, her cihetle onu koruyacaklarına dair söz vermişlerdi.
Önce, Resûl-i Ekrem onların yurduna gelip bir müddet Küba'da ikamet buyurduktan sonra, bu sefer bizzat Medine'ye girmek üzere bulunduğundan, artık onların sözlerini yerine getirme vakti gelmiş demekti.
Bu sebeple Resûlullah Efendimiz, ikinci hutbesinin sonunda Cenâb-ı Hakk'ın, ahdini bozanlara gazab edeceğini beyan etmekle sözlerine son veriyordu.
|
|