Tekil Mesaj gösterimi
Alt 01-05-2008, 06:02 AM   #2 (permalink)
ennur
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 249
Mesajlar: 5.372
Konular: 624
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 66
REP Seviyesi : ennur will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Fetva sorma sorumluluğu

Fetva sorma sorumluluğu


Yukarıda fetva verme mevkiinde olanların veya kendilerini bu mevkide görenlerin yüz yüze bulunduğu sorumluluk ve tehlikelere değindik. Acaba ?fetva sormak? da bir bilinç ve sorumluluk işi değil midir?


Doğrusu şu ki, fetva vermeyi bilmek kadar fetva sormayı bilmek de bir yükümlülüktür.


Ali el-Karî, ?Kim ilimsiz fetva verirse günahı fetvayı verenin boynunadır.? (Ebu Dâvud, Hâkim) hadisi üzerinde dururken ilginç bir noktaya temas eder. Hadisin metni iki şekilde anlaşılmaya müsaittir. Birincisi yukarıda verdiğimiz gibidir. ikincisi ise şöyledir: ?Kim ilimsiz olarak fetva verirse, günahı, ona fetva soranın boynunadır.? (Mirkâtu?l-Mefâtîh, 503)


Her ne kadar tercih edilen yukarıdaki anlamlardan ilki ise de, hadisin metninden ikinci manayı çıkarmak da -dediğimiz gibi- mümkündür. Bu durumda fetva soran kimselere de bir sorumluluk düşüyor demektir.


Hz. ömer r.a. da şu tesbitle aynı hassas noktaya parmak basmıştır: ?Güvenilir kimse kesinlikle hıyanet etmez. Ancak insanlar güvenilir olmayan kimseye güvenir, onlar da hıyanet eder.?


Hz. ömer r.a.?ın bu sözünü nakleden Ebu Bekir et-Turtûşî şöyle der: ?Biz de diyoruz ki: Hiçbir alim asla bid?at uydurmaz. Ancak, alim olmayan kimselere fetva sorulur, onlar da (verdikleri yalan yanlış fetvalar sebebiyle) hem kendileri sapar, hem de (fetva soranları) saptırır.? (Kitâbu?l-Havâdis ve?l-Bid?a, 77)


Tabiûn?dan ibn Sîrîn bu noktada bizim için hayatî önem arz eden şu tesbitte bulunmuştur: ?Bu ilim Din?dir. Dininizi kimden aldığınıza iyi dikkat edin!? (Müslim, Dârimî, ibn Ebî şeybe)


şu halde iyi bilmek durumundayız ki, ?Ben alim değilim. Ancak fetva sorar ve aldığım fetvayla amel ederim.? demek insanı kurtarmaya yetmez. Kime fetva sorduğumuza, yani dinimizi kimden aldığımıza da dikkat etmekle mükellefiz.


Arızanın kaynağı


Günümüzde din adına dolaşıma sürülen fitne-fesadın ve bilgi kirliliğinin bu derece revaç bulmuş olmasında, layık ve ehil olmayan insanları ?alim? mevkiine yükselterek kendilerinden din öğrenen, fetva soran insanların payı inkâr edilemez.


Fetva sormanın mantığı şudur: Bir kimse, başına gelen herhangi bir olayda Allah ve Rasülü?nün hoşnut olduğu hükmün ne olduğunu öğrenmek maksadıyla işin ehli, ilmiyle amel eden bir alime danışır. Sonra da aldığı fetvayla amel eder ve böylece Allah Tealâ?yı ve Rasulü?nü hoşnut kılmış olmanın itminanını yaşar.


Ahiretini önemseyen insanlar için bu son derece normal, hatta ?olması gereken? davranış biçimidir. Zira fetva, dinin emri ve hükmü ne olursa olsun, yapmaya çoktan karar verdiğimiz bir işi ?kitabına uydurma? işlemi değildir!


Aksine hareket etmek, yarım hocaların, yani sahte alimlerin bizi dinimizden etmesine yol aramak demektir. Yarım hoca dinden eder, evet, ama fetva sormak durumundaki kişi de, dininden olmamak için fetvayı kimden alması gerektiğine dikkat etmek gibi bir sorumluluğun muhatabıdır.


Unutmayalım ki ?Bir millet kendinde olanı değiştirmedikçe, Allah o milleti değiştirmez.? (Ra?d, 11)


Yarım Hocaların Dinden Ediş Usulü


istikametimiz Batı?ya doğru çevrildiğinden beri, bizim Din?i algılama ve yaşama tarzımıza da bir çözülme arız oldu.


Nefsimize ağır gelen hükümleri devre dışı bırakmak ya da o hükümlerle muhatap olmadığımızı ispatlamak için olmadık yorumlar yapar hale geldik.


Eğer nefsimize ağır gelen hüküm, Kur?an ayetiyle sabit ise, o konuda Sünnet?i, Sahabe?nin ve ulemanın anlayışını görmezden gelerek ayete kendi anlayışımız doğrultusunda anlam vermenin gayreti içinde olduk. ?Kur?an 1400 yıl önce inmiştir, ama her çağa hitap etmektedir. Onun her çağda yeniden yorumlanması, evrenselliğinin bir gereğidir.? gibi saçma sapan gerekçelerle Allah?ın Kitabı?nı kendi heva ve heveslerimiz doğrultusunda olmadık yorumlara tabi tuttuk.


Bahis konusu olan hüküm, Sünnetle/hadislerle sabit olmuş ise, iş biraz daha kolaylaşıyor. Müsteşrikler marifetiyle hadislere güvensizlik virüsünün çoktan bulaştığı aklımıza bu aşamada hemen ?uydurma hadisler? söylemi geliveriyor. Söz konusu hadisin de ?uydurulanlar? cümlesinden olduğunu söyleyerek işin içinden sıyrılıyoruz!


icma ya da Kıyas?a gelince, orada yükümüz büsbütün hafiflemiştir. Zira yüzlerce yıl önce meydana gelmiş bir icmanın bugün bizi bağlamayacağı, kıyasla verilen hükümlerin ise ?Kur?an?ın/Sünnet?in ruhu? dediğimiz şeye aykırı olduğu yorumu hemen yanıbaşımızdadır.


Modern zamanlarda Edille-i şer?iyye adeta hayatımızdan çıkmış, onun yerini şu üç ilke almıştır:


? Kolaycılık

? Akılcılık

? Değişim.


Bu ilkelere uymayan delil, ayet de olsa, hadis de olsa, bir çaresine bakılır ve mutlaka devre dışı bırakılır!


Ebubekir Sifil
ennur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder