Tekil Mesaj gösterimi
Alt 04-05-2008, 01:35 PM   #2 (permalink)
CANSEVER
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
İnsan, maddî ve hissî tatmine muhtaç

İnsan, maddî ve hissî tatmine muhtaç

Kısaca, hem varlığı, yani mahiyeti, hem de varoluşu, bizzat ve bilfiil hayatı insanı içten ve dıştan kuşatan iki ana boyuttur. Bu kuşatılmışlık ve varlığının en derininden duyduğu ebediyet arzu ve temayülü içinde insan, maddî, zihnî, kalbî ve hissî tatmine muhtaçtır. Baştan başa varoluş serüveninin açıkça gösterdiği, hayatının en önemli boyutunu her zaman birinci derecede dinin tayin ettiği ve hayatına hem de binlerce sene öncesinden büyük ölçüde peygamberlerin rehberlik ettiği gerçeklerinin ortaya koyduğu üzere, onu birinci dereceden harekete geçiren kalbî ve hissî tatminidir ve kalbî tatmin ancak Allah'a ibadet etmek, hissî tatmin de ancak O'nu sevmek ve başka bütün sevgileri O'nun sevgisine bağlamakla mümkündür. Kalbin ve hislerin başka yoldan tatmininin asla mümkün olmadığını, mümkün olmak şöyle dursun, bu tür tatmin arayışlarının insanın başına ne belâlar açtığını, onca yazar ve düşünür içinde meselâ Alexis Carrell'in, bir Freud takipçisi de olsa, kaç asırdır dinden koparılmaya çalışılan modern insanın karanlık üstüne karanlıklarla kaplı dünyasını çok güzel tasvir eden Erich Fromm'un, modern dünyanın ve modern insanın bunalımlarını çok iyi irdeleyen Rene Guenon'un, S. Hüseyin Nasr'ın eserlerinde, bu eserlere başvurmasak bile her bir insanın vicdanında, modern insanla önceki dönemler insanının hayatının mukayeseli bir tahlilinde, bilim ve teknik ilerledikçe dine ihtiyacın kalmayacağı iddialarının nasıl boş çıkıp, insanlığın gittikçe dine yönelmekten kendini alamamasında rahatça görebiliriz.

Allah'a ibadet etmek ve O'nu gerektiği şekilde sevmek, nasıl O'nu tanımayı gerektiriyorsa, insanın zihnî tatmin ihtiyacı da ancak O'nu tanımakla mümkündür. Yani, en basit bir eşya için bile sorup cevabını araştırdığı "Nasıl?" ve "Niçin?" sorularını kendisi ve kâinatla ilgili olarak sormaktan kendini alamayan, bunların cevabını bulmadıkça rahat edemeyen insan, ancak "Allah" demekle bu sorular konusunda zihnî tatmine ulaşabileceği gibi, kendisini içinde bulduğu ve yukarıda sözü edilen cebrî şartları ve bu şartlar içindeki varoluşunu da ancak "Allah" demekle izah edebilir. Ne var ki, kibre, enaniyete, nefse ve nefsaniyete mağlûbiyetin ve yanlış bakış açısı, şartlanmışlık ve kalbi kararttığı gibi hayatı da zindana çeviren zulüm ve günahların tesiri altında "Allah" demeyebilecek olan insan, Sofistler ve Varoluşçular gibi sadece kendini aldatır; güneş gibi açık gerçeğe gözünü yumarak, kendini en temel gerçeğe karşı kör etmiş olur. Bediüzzaman'ın bir müşahedesi, özellikle bunalım felsefecilerinin, varoluşçuların ve bunlara mukabil mü'minlerin halini bize çok güzel tasvir etmektedir:

"Hayalî bir vakıada gördüm ki, birbirine bakan iki yüksek dağ var. Üstünde dehşetli bir köprü kurulmuş; altında bir dere. O köprünün üstünde bulunuyorum. Her taraf, yoğun karanlıklar içinde.

"Sağ tarafıma baktım; sonsuz bir karanlık içinde büyük bir mezar görür gibi oldum. Sol tarafıma baktım; sanki müthiş karanlık tabakaları içinde dehşetli fırtınalar, dağdağalar, felâketler hazırlanıyordu. Köprünün altına baktım, gayet derin bir uçurum var gibiydi. Elimde sönük bir cep fenerim vardı. Onu kullandım; bana köprünün başında ve etrafında müthiş canavarlar, ejderhalar, aslanlar gösterdi. O cep fenerini ne tarafa çevirmişsem, hep aynı manzara. 'Şu fener başıma belâdır!' deyip attım onu. Onun yere çalınıp kırılmasıyla sanki bütün dünyayı ışıklandıran büyük bir elektrik lambasının düğmesine dokunmuşum gibi her taraf aydınlandı. Gördüm ki, üzerinde bulunduğum köprü gayet muntazam bir ovanın içinde uzanıp giden bir yoldur. Sağ tarafta görür gibi olduğum büyük mezar, birtakım nuranî insanların rehberliğinde ibadet, zikir, hizmet ve sohbet meclisleriyle dolu yemyeşil bahçelerden ibarettir. Sol tarafımda fırtınalı, dağdağalı zannettiğim uçurumlar, zirveler, süslü, sevimli, çekici dağların arkalarında kurulmakta olan büyük bir ziyafetgâh, seyrangâhtır. O müthiş canavarlar ve ejderhalar zannettiğim hayvanlar ise, munis deve, sığır, koyun, keçi gibi ehlî hayvanlardır."

İnsan, sadece sönük bir el feneri mahiyetindeki aklına güvendiği, enaniyetine mağlûp olduğu, aczine ve zafiyetine rağmen, hem de bu acz ve zafiyetinden dolayı Allah'ın kendisine bahşettiği bir takım başarıları, hiç de kendinden olmayan fizikî cazibesini kendine mal edip, Allah karşısında istiğna ile tuğyankâr kesildiği zaman hayat onun için, yanı başında hazır bekleyen ejderhaların, canavarların (ölüm) kendisini kapıvermesiyle bitecek bir hiçlik; geçmiş, kuru kemiklerle dolu dehşet veren bir mezar; gelecek, üzerine yüklenmeye hazır endişeler, felâketler tufanıdır. Oysa insan, enaniyetini bırakıp, Allah'a iman ve teslimiyetle gerçek ışığı bulup, nefsini, benliğini, onları tezkiye ile Allah'ın icraatına bir ayna haline getirdiği zaman, hayat onun için üzerinde yürünecek güzel bir yol; dünya, geçmişiyle aydınlık insanların doldurduğu zikir, fikir, ilim, sohbet ve hizmet meclislerine zemin teşkil eden bağlar, bahçeler, geleceğiyle arkasında büyük ve tükenmez ziyafetlerin, en safî lezzetlerin (Cennet) hazırlandığı ağaçlarla, çiçeklerle kaplı cazibedar dağlar; ölüm, onu bu dağların arkasındaki ziyafetlere, lezzetlere taşıyan ehlî bir hayvan, bir at, bir burak; hayatın birtakım zorlukları, birtakım musibetler ise insanı geleceğe taşıyan, onun eğitimine, öğrenmesine, idrakine hizmet eden, kapasitesini fiilî kabiliyetler haline getiren hizmetkârlar halini alır. Dolayısıyla, "yaratılışın en yüksek gayesi ve neticesi, Allah'a imandır. İnsaniyetin en yüce mertebesi ve zihnî tatminin tek kaynağı, Allah'a iman içindeki marifetullahtır, Allah'ı gerektiği gibi tanımadır. İnsanlığın en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, kalbî ve hissî tatminin gerçek kaynağı, marifetullah içindeki Allah sevgisidir. İnsan ruhu için en halis sürur, an safi sevinç, Allah sevgisinin verdiği ruhî lezzettir."

Ahlâkî eğitim ve sosyal hayat

En seçkin şeyleri isteyen, en güzel şeylere meyleden, insaniyete lâyık bir maişet ve şerefle yaşamak isteyen insan, bütün bu meyil, arzu ve ihtiyaçlarının tedarikinde çok zanaatlara, bilgilere ve mesleklere ihtiyaç duyar. Her bir insan, bu zanaat, bilgi ve meslekleri edinmeye muvaffak olamayacağı için insanlar, birbirleriyle işbirliği yapmaya ve ürettiklerini başkalarıyla paylaşmaya muhtaçtırlar. Bu paylaşmanın, bir arada yaşamanın, karşılıklı muamelelerin ekseni veya mihveri adalettir. Fakat insanda bulunan üç ana mekanizma, yani bütün maddî-bedenî arzuların kaynağı olan şehvet kuvveti, savunma mekanizması mahiyetindeki öfke kuvveti ve zihnî melekelerinin toplamı diyebileceğimiz akıl kuvveti Yaratıcı tarafından fıtrî olarak sınırlandırılmamıştır. İnsan, iradesiyle bunları sınırlandırıp, zihnen ve mânen tekâmül etme, ahlâken olgunlaşma mevkiinde bir varlıktır. Bunlar başıboş bırakılırsa toplum hayatında ve karşılıklı muamelelerde tecavüzler, zulümler meydana gelir. İşte, bunları sınırlandırmadaki çerçeveyi, şehvet kuvvetinin orta noktası olan iffeti, öfke kuvvetinin orta noktası olan şecaati ve akıl kuvvetinin orta noktası olan hikmeti insan aklı kavrayamaz. Ayrıca insan, dünü ve hali tam bilmediği gibi, geleceği hiç bilemez. Kendisini ve diğer insanları da tam tanıyamaz; dolayısıyla hakkında neyin hayırlı, neyin zararlı olduğunu tam olarak kestiremez. Bütün bunlar için, insanın ahlâkî eğitiminde ve toplum hayatında ana temel olan adaleti tam olarak tesbit için küllî bir akla ihtiyaç vardır. Bu küllî akıl, dindir. Bu dini tayin buyuran Allah'tır (cc); şu kadar ki, onu insanlara hem tebliğ, hem de insanlar arasında tatbikini temin edecek, onun tam tatbiki için insanları eğitecek bir mercie de mutlak ihtiyaç vardır.

Evet, işte Allah'tan getirdiği din ile bizi yanlış bakış açılarından kurtaran ve zihnimizi tatmin edecek şekilde bize Allah'ı, kendimizi, eşya ve hadiseleri tanıtan; kalbimizi ve hislerimizi tatmin için Allah'a tam ayna olarak O'nu 'müşahede'yi ve O'nun sevgisini kalplerimize bir ışık, bir yağmur sağanağı gibi akıtan; sahip bulunduğu ulviyet, kalbî derinlik, manevî enginlikle bizi mânen eğitip ibadete sevk eden; ayrıca dünya hayatımızı adalet temelinde tanzimde gerekli aslî ölçüleri ve prensipleri tebliğ ve vazedip, bizi üzerimizdeki tesiriyle bu ölçü ve prensiplere uymaya yönelten; bütün bu maksatların temini için nefislerimizi imana, ibadete mani, adalete uymaya ve yüce ahlâka engel kibir, zulüm, kin, haset, düşmanlık gibi marazlardan temizleyen, tabiî bütün bunları Allah'ın izni ve yaratmasıyla yapan kudsî merci, peygamberdir. Bütün bu hususiyetler, bir âyet-i kerimede çok açık şekilde belirtilmektedir:

Nitekim (iman ve İslâm nimetimi sizin için tamamlamak maksadıyla) size kendi içinizden çıkmış bir rasûl gönderdik: size (kendisine vahyettiğimiz) âyetlerimizi okuyor (ve bizzat kendinizi, dış dünyanızı, eşya ve hadiseleri apaçık delillerimiz olarak size anlatıyor; zihinlerinizi yanlış düşünce ve kabullerden, kalblerinizi bâtıl inanç ve günahlardan, hayatlarınızı her türlü kirden arındırarak) sizi temizliyor; size (kendisine indirmekte olduğumuz) Kitabı ve hikmeti (o Kitabı anlama ve tatbik etme yoluyla, ondaki emir ve yasakların manâ ve maksadını, ayrıca eşya ve hadiselerin anlamını) öğretiyor ve size bilmediğiniz (fakat bilmeniz gereken) ne varsa hepsini öğretiyor. (Bakara Sûresi/2: 151)

ALİ ÜNAL
ZAMAN

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder