 |
Selamun aleykum.
18.yüzyilin Gavsi ve Kutb-ul Aktabi oldugu bildirilen,
alim, mütefekkir,mutasavvif vasiflariyla (ünlü düsünür ve bilim
adami olan) Erzurumlu Ibrahim Hakki 18 Mayis 1703
yilinda Erzurum'a yaklasik kirk kilometre uzaklikta bulunan
Hasankale kasabasinda dünyaya gelmistir.
Dervis Osman Haseni 'nin ogludur.
4-5 yaslarinda okuma yazma ögrenmis,7 yasinda dönemin
ünlü bilginlerinden egitim almaya baslamistir.
1780 yilinda vefat eden Ibrahim Hakki, sadece bir sair
ve mutasavvif degil, ayni zamanda çaginin astronomi,
anatomi, fizyoloji, psikoloji, aritmetik, geometri gibi çesitli
bilim dallarindaki çalismalariyla dikkati çeken ünlü bir
bilim adamidir.
Babasi vefat edince, Erzurum 'a dönüp ögrenimini tamamlar.
O devirde Erzurum müftüsü olan Muhammed Hazik'tan
Arapça,Farsça dersleri alir, bu dillerde siir yazabilecek düzeye gelir.
1728 yilinda tekrar Tillo'ya dönüp Seyh Fakirullah Hazretleri'ne
baglanir. Yedi sene sonra, Seyhinin vefati üzerine,
Hasankale'ye döner, oradan da Erzurum 'a giderek
Yukari Habib Efendi Camiinde Imam ve hatip olarak görev alir.
Baska camilerde de vaazlar, nasihatler verir.
Gençlik dönemini bilgi ve kültür ile donatarak ileri yillarda
kaleme alacagi eserlere hazirlik yapmaktadir.
Kabiliyeti, ilim aski, tatmin edilemez bir arzuyla okudugu
kitaplar ve mürsidi Fakirullah 'in manevi himmetiyle sasirtici
ilerlemeler kaydeder. Öyle ki Sultan I. Mahmut'un da dikkatini
çekerek saraya davet edilir. Saray kütüphanesinden istifade
sansi taninir kendisine. Sonra Sultanin emriyle, ders okutmak
sartiyla Erzurum'un Sigveler Dagi eteginde bulunan
Abdurrahman Gazi Hazretlerinin zaviyedarligina tayin edilir.
Erzurum'a döndügünde, küçük risale denemelerine baslar.
1775' te ikinci kez Istanbul'a gelir. Dönüste Hasankale'ye
çekilerek kendini tamamen kitap hazirlamaya adar.
Ansiklopedik ve tasavvufi bir eser diye tanimlanan
Marifetname'yi o dönemde meydana getirir.
Bu eser, bugün bile birçok bilim adamini sasirtacak
bilgiler içermektedir. Astronomiden matematige,
astrolojiden tibba,dini emir ve uygulamalara,
psikolojiden kiyafetnameye kadar akla gelebilecek birçok
konudaki sorularin cevabi verilmektedir.
Halk arasinda dolasan, onun
"yildizlar arasindaki uzakligi Tillo sokaklari kadar iyi bildigi"
söylencesi, bilgi ve maharetinin derecesini
anlatmak açisindan önemlidir.
Ardindan baska eserler de kaleme alir.
Kitaplarinin tam sayisi hakkindaki rivayetler
on dört ile elli dört arasinda degismektedir.
Gümüshane, Mus, Bitlis, Siirt, Hasankale, Erzurum,
Istanbul ve baska vilayetlere çesitli seyahatler yapar.
Üç kez Hacca gider . Bu seferler sirasinda Islam aleminin
belli basli ilim merkezlerindeki ve mukaddes sayilan
sehirlerindeki alimlerle tanisir, fikir alisverisinde bulunur.
Çaginin kesif ve icatlarini yakindan takip eder hiçbir zaman
yeniliklere yabanci kalmaz. Geriye dönüsü asla kabul etmeyen
bir fikir ve ilim adami hüviyetini de tasir.
Yeniliklere oldugu kadar teslimiyet ve rizaya da taraftar
oldugunu bildirir. Örnegin, Fecr-i Simali denen meteorolojik
olay sirasinda Istanbul'daki hocalar, "kiyamet kopuyor" diye
cami direklerine sarildiklarinda Ibrahim Hakki Hazretleri,
bu olayi hiçbir telasa, endiseye kapilmadan arkadaslariyla,
talebeleriyle birlikte sogukkanlilikla seyreder.
Ibrahim Hakki......
DÜNYA ILE OLAN ZARARDADIR
"Ey aziz, Evliya-i kiramin hallerine kavusmak,
itikadi düzeltmek, namazlari vaktinde kilmak,
sehvetin arzularini unutmak, sifatlari bilmek ve
zat-i ilahiyi sevmekle olur.,
Dünya ile olan gönül zarardadir.
Ukba ile olan gönül erir. Mevla ile olan gönül temiz
ve ne güzeldir.Gafilin kalbi dünyaya baglidir.
Zahidin kalbi ukbaya baglidir.
Ârif'in kalbi Mevla'ya baglidir.
Gönül, çok sefkatli bir arkadastir.
Kalbin Hakk ile olsun ve kalibin halk ile kalsin."
"Ey Aziz! Dil insanin terazisidir. Üç sey her belayi
kendine çeker: Ciddi olmayan konusma, saka ve saçma sözdür.
Arkadaslarin giybeti rezalettir. Saka heybeti kiran afettir,
minnet cömertligi yikan felakettir. Konusursan, dogru söyle,
söz verirsen tut, tatli konusmak ve sesle selam sünnet-i kiramdir.
Yumusak söz ve bol selam insanlarin sevgisini kazandirir."
"Ey Aziz! Zikrullahin en üstünü, sessiz olarak kalb huzuru ile
Lailahe illALLAH (c.c.) kelime-i tayyibesini tekrardir. Zikrullah,
kalblerin nuru, ruhlarin huzurudur. Zikrullah bedene lezzet,
ruha kuvvettir. Gözlerin cilasi, sirlarin nurudur.
Arifin adeti, ALLAH (c.c.)ü Teala'yi zikr ve O'ndan baskasini unutmaktir.
Zikrullah sadra cila, akla nurdur. Kalblerin hayati, mahbubun likasidir.
Dilin adeti, kalbin düsüncesidir. Hakki zikredeni, Hak da zikreder."
Devam eder.....!!!
|
|