Selamun aleykum.
''La İlahe İllALLAH (c.c.) Deyin Kurtulun''
İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (ALLAH (c.c.)) onlara, yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadırlar."(1)
İnsanlar, yaratılış gayeleri olan şirk koşmadan yalnızca Âlemlerin Rabbi ALLAH (c.c.) Teâlâ'ya ibadet etmek hakikatını inkâr ederek, kullara kul olmayı kabullenip ALLAH (c.c.)'dan başka ilâhlara ibadet etmeye yöneldikleri için, karasıyla deniziyle bütün yeryüzünde fesad ortaya çıkmıştır. İnsanın yaptığı bu zulümden dolayı, yeryüzünün tabiî dengesi bozulmuştur… Malum olduğu üzere en büyük zulüm, şirktir!..(2)
İmam Fahruddin er-Razî (r.h.a.)'ın beyanıyla "Yapılan her fesad, şirkten kaynaklanır."(3) Şirk koşanlar, gerek kendi nefislerine, gerekse toplumlarına zulmettikleri gibi, yeryüzünde insanların dışındaki canlılara ve cansızlara da zulmettiler… Âlemlerin Rabbi ALLAH (c.c.)'a şirk koşanlar, ALLAH (c.c.)'ın indirdikleriyle hükmetmeyi reddettikleri için kâfirleştirir… Kâfirleşenler, zalim ve fasık oldular…(4) ALLAH (c.c.)'ın indirdiği hükümleri reddeden, egemen oldukları ülkelerde ALLAH (c.c.)'ın hükümlerini yasaklayan, böylece tağutlaşıp insanlar üzerinde sahte rab ve ilâh kesilen tağutlar, yeryüzünü karasıyla, deniziyle, insanıyla, hayvanıyla ve bitkisiyle ifsad ederler… Çünkü zalim egemen tağutlar, adâletin yerine zulmü egemen kıldıkları için, varlıkların, tabiatları gereği bulunmaları gerekli olduğu yerlerini değiştirmişlerdir… Aslanın önüne ot, ceylanların önüne et koymuş ve onlardan yemelerini istemiş, hattâ emrederek zor ve baskı uygulayarak gerçekleşmesini istemişlerdir… Yegane Rabb ve ilâh ALLAH (c.c.) Teâlâ'yı hükümleriyle kişisel ve toplumsal hayatlarından uzaklaştırmış, ALLAH (c.c.)'a kul olması gerekli olan insanı, ALLAH (c.c.)'ın yerine toplumun rabbi ve ilâhı etmişlerdir… Böylece hem ferdi, hem de toplumu bozmuş ve zulmetmişlerdir… Kendi elleriyle, başlarına belâ getirmiş ve bir çok musibetlere sebeb olmuşlardır…
"Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır."(5) diye buyuran Rabbimiz ALLAH (c.c.), bu belâ ve musibetlerden kurtulmanın tek yolu, şirkten, nasûh tevbe ile tevbe ederek kesinlikle vazgeçip Tevhid'e sarılmak olduğunu beyan buyurmuştur…
"Asra andolsun,
Gerçekten insan, ziyandadır.
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka."(6)
"Ey iman edenler, rükû edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin. Umulur ki, kurtuluş bulursunuz."(7)
Kurtuluş ve huzur, Âlemlerin Rabbi ALLAH (c.c.)'a şirk koşarak, yeryüzünün ifsadıyla kaybolduğu gibi, ALLAH (c.c.)'ı Tevhid ederek ve yeryüzüne ALLAH (c.c.)'ın hükmünü egemen kılarak ıslah etmek ile tekrar bulunmuş olur… Hele hele zalim egemen tağutlar tarafından işgal edilip küfür ve şirkin hakim kılındığı İslâm topraklarında, yeniden Tevhid'e, yeniden İmana ve yeniden İslâm'a hareketi ciddî bir şekilde başarıya ulaşmaz ise, kurtuluş ve huzurdan söz etmek mümkün değildir!..
Bilerek veya bilmeyerek ALLAH (c.c.)'dan başka rablere ve ilâhlara yönelip onların tağutî hükümlerine göre hayatı düzenleyen kitleler, bu tuğyanlarından vazgeçerek, yeniden: "Lâ ilâhe İllALLAH (c.c.)" hakikatına gelmedikçe, kurtuluşa eremedikleri gibi, kullara kul olmak zilletinin en kötüsü içinde sürünüp perişan olacaklardır… Kendilerine, hidayet üzere olan muvahhid mü'minler tarafından tebliğ edilip duyrulan "Lâ ilâhe İllALLAH (c.c.)" gerçeğine karşı kör, sağır ve kalbi katılar olarak kalmaya devam ettikleri, egemen zalim tağutlara itaati sürdürdükleri müddetçe, zilletin en çetinine uğrayacaklardır…
Onbeş asır önceki Mekke şehrinde yaşanan hayat, küfrün ve şirkin egemen olduğu, kulların, kullara kulluk yaptığı ve tağutların ilâhlaştırıldığı bir zillet hayatı idi…
ALLAH (c.c.) Teâlâ, dalâlet ve zillet içinde yaşayan şirkin ve küfrün içinde bocalayan insan kullarına merhamet edip lütufta bulundu… Onların içinden Rasulü Muhammed (s.a.s.)'i vazifeli kıldı, O'na vahyetti ve insanların kurtarıcı önderi olarak seçti…
Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.), insanlara hitaben:
"Ey insanlar, Lâ ilâhe İllALLAH (c.c.) deyin de kurtuluşa erin!" buyuruyordu.(8)
Delilleriyle bilerek, isteyerek, şuurlu bir şekilde idrak ederek,(9) bu cümleyi söylerken neyi reddedip, neyi kabul ettiğini anlayarak, kalben tasdik, dil ile idrak edip, varlığıyla isbat ederek, "Lâ ilâhe İllALLAH (c.c.)" deyin ve kurtulun!.. Kesintisiz ve katıksız bir iman, ferdin ve toplumun kurtuluşudur… Şirkten, küfürden, bid'attan, hurafeden ve her türlüsüyle cahiliyyeden kurtulmanın biricik vesilesi, kalbe yerleşen, dil ile beyan edilen ve organlarla gereği yerine getiren sapasağlam bir imandır…
Vasat Ümmetin müctehid ulemâsından İmam Hasan el-Basrî (r.h.a.)'in deyimiyle, "muhakkak ki iman, temennî (bir takım lafta kalan şeylerle oyalanma) ile değildir. Hoşlanmayla da değildir. Fakat O, kalbe yerleşen ve amellerin tasdik ettiği bir şeydir!"(10)
Çağdaş zalim ve müstekbir tağutların işgalinde olan İslâm topraklarında kendilerini İslâm'a nisbet eden ve müslüman olduklarını söyleyen yüz milyonlarca insanlar, egemen tağutları reddederek, "Lâ İlâhe İllALLAH (c.c.)" hakikatına sımsıkı sarıldıkları takdirde, her biri birer muvahhid mü'min olurlar… Muvahhid mü'min olduğunun farkına varanlar, "ancak mü'minler kardeştir"(11) düstûru, hayatlarının temel ilkeleri yapar, böylece yüz milyonlarca mü'min müslümanlar ile kardeş olduğunu idrak ederler… O zaman, muvahhid mü'minlerin bir bütün olduğu anlaşılır… Tağutlaşmış kullara, kul olmaktan tamamen kurtulup, Âlemlerin Rabbi ALLAH (c.c.)'a Teâlâ'ya gerçek kul olanlar, kendileri gibi iman edip, salih amel işleyen sadıkları beraber olur ve her nerede olursa olsun mü'min müslümanların bir vücûdunun organları gibi olduğuna inanırlar…
Nu'mân b. Beşir (r.a.)'ın Rasulullah (s.a.s.)'den rivayet ettiği şu hadisteki durum, "Lâ İlâhe İllALLAH (c.c.)" deyip kurtuluşa erenler için gündeme gelir:
"Bütün mü'minleri, birbirine merhamette, lütufta ve yardımlaşma hususlarında sanki bir vucûd misali görürsün. O vücûdun bir organı hastalanınca, vücûdun diğer kısımları birbirlerini hasta organın elemine_uykusuzlukla_hararete_ortak olmaya çağırırlar."(12)

