 |
Sözler Onunla Güzeldir, O Sözlerden Güzeldir
Onu gerektiği şekliyle anlatabileceğimi düşünmüyorum. Ancak bir şairin ifadesiyle söyleyecek olursam; ‘Sözlerimle Hz. Muhammed (s.a.v.)’i övmüyorum, onu anarak sözlerimi güzelleştiriyorum.’ Yani onu yazmaya, çalışarak sözlerime güzellik katma gayretindeyim.
O ki âlemler efendisi, âlem için bir rahmet, âleme rahmetin vesilesi. Şefkat ve merhamet abidesi, ilahî nurun nişanesi…. Nasıl anlatabilirim? Nasıl anlatıla bilir. Ancak ne kadar anlar ve anlatabilir, onunla irtibat kurabilir, beraberliğimizi pekiştirebilirsek kendimizi o derece bahtiyar hissederiz.
O Bir Beşerdir, Bir İnsandır.
Allah onu bir insan, bir beşer olarak göndermiştir. Kur’an, peygamberi insanüstü varlık olarak görmek isteyenlere cevap vermekte, Hz. Muhammed’in beşer oluşuna vurgu yapmaktadır: ‘Deki! (Ey Muhammed), Ben de sizin gibi bir beşerim, ancak bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunmaktadır….’ O da kendisi için kul tabirini uygun görmüş ve şöyle buyurmuştur: ‘Ben bir kulum, kul gibi yer kul gibi içerim’ Yani o bir insandır, bu yönüyle insanların ihtiyaç duyduklarına onun da ihtiyacı vardır. Selim insan olmak yönüyle sahip olunan beşeri özellikler onun için de söz konusudur. Ancak hemen söyleyelim ki, bu vurgu ve bu durum onun seçkin bir kul, peygamberlik zincirinin son halkası, hatta ötesi; Kur’an ifadesiyle âleme rahmetin vesilesi olduğu gerçeğini kavramaya engel teşkil etmemeli, bu hususiyetleri göz ardı etmeye sebep olmamalıdır. Zira insan olmakla birlikte O’nun insanlar arasındaki yeri, çakıl taşları arasındaki yakut gibidir. Çünkü O’nu Rabbi çok özel yetiştirmiş, herhangi birine sahip olmakla iftihar edilen, insanoğluna gerekli olan bütün üstün meziyetleri onun şahsında toplamıştır.
O, iyi bir aile reisi, müşfik bir baba, düşmanlarının bile güven duyduğu vefalı bir dost, Allah’ın insanlar arasından onlara hidayet yolunu göstersin diye seçtiği bir peygamber hatta peygamberlerin efendisi, insanlığı sapkınlıktan, batıldan hakka ve hakikate ulaştırmak için çaba sarf etmiş bir davetçi, kusursuz bir idareci, devlet başkanı, cesur ve korkusuz bir komutan, bir siyasi deha, adil bir hakim, iyi bir eğitimci…… idi.
O Güzel Ahlaklı ve Güzel Ahlak Örneği İdi
Ahlakın çöktüğü, güzel ahlak örneklerinin ve örnekliklerinin masal ve masal kahramanları olarak kabul edildiği, ahlaksızlığın her çeşidinin pervasız ve sınırsızca yaşandığı bir asra, bir topluma kendi ifadesiyle güzel ahlakı tamamlamak ve yaşatmak için gelmiş bir peygamberdi O. Allahu Teala O’nun için ‘Elbette sen yüce bir ahlak üzeresin’ buyurmuştu.
O Lüks ve ihtişama önem vermez, hiç kimseyi hakir görmez, incitmez, düşmanlarına dahi iyilikle mukabelede bulunmayı tercih eder, affetmeyi severdi. İşlerinde, davranışlarında sevgi, saygı, şefkat ve merhamet hâkimdi. Kine, öfkeye, düşmanlığa, zorbalığa onun hayatında yer yoktu. Çirkin söz söylemez, hayâ, terbiye ve nezakete aykırı bir davranışta bulunmazdı. Onun her davranışı ve her sözü; gerçeğin, doğrunun ve hakikatin ölçeği idi.
O Emin (Güvenilir) İdi
O bir doğruluk örneği idi. Gayesi; doğru insanlardan oluşan, doğruluğun hâkim olduğu bir toplum inşa etmekti. İçiyle dışı, özüyle sözü birdi. Sözünde durmayı, doğru söz söylemeyi imanın nişanı; sözünden dönmeyi, yalan konuşmayı ise münafıklığın, ikiyüzlülüğün işareti olarak ifade ederdi. Nasihat isteyen birine, doğrulukla iman arasındaki kuvvetli bağa işaret için, ‘Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol’ buyurmuştu.
İslam’ın kısa zamanda başarıya ulaşmasında, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in güvenilir olmasının yeri oldukça büyüktür. Düşmanları bile O’na Emin (güvenilir) Muhammed demişlerdi. Güven vermeyen zorba biri olsaydı, insanlar etrafından kolayca dağılıp giderlerdi. Kendisi böyle davranırken yeniden inşa ettiği toplumun fertlerine de bunu emretmiş, her işte doğruluğu teşvik etmiş, hile ve aldatmayı yasaklamıştır. ‘Müslüman, başkalarının elinden ve dilinden güven duyduğu kimsedir’, ‘Kişinin kalbinde imanla küfür, güvenilirlikle hainlik bir arada bulunmaz’, ‘Bizi aldatan bizden değildir.’ ve benzeri ifadelerle yalancılık, hilekârlık, hainlik, gibi kötü huylardan müminleri uzak tutmaya, bu ahlaki zafiyetlerin yok denecek kadar azaldığı bir toplum bina etmeye çalışmıştı.
İyi Bir Aile Reisi ve Baba İdi
O aileyi sağlıklı bir toplumun temeli kabul etmiş, evliliği kolaylaştırıp özendirmiş, erkek ve kadın ilişkilerinde İslam’ın koyduğu sınırlar dışına çıkmayı, yanı nikâhsız beraberlikleri yasaklamıştır.
Unutulmamalıdır ki; bazı iddiaların aksine, kadın özgürlüğünü Hz. Muhammed’le onun getirdiği, öğrettiği dinle kazanmıştır. İktisadi bir meta, sırf arzuların tatmininde kullanılan, sonra da dışlanılan lanetli (?) bir varlık olarak kabul edilmekten onunla kurtulmuştur. O’nun öğretisinde kadın, bağımsız, hukuki bir kişiliğe sahiptir. Erkeğin ya da egemen gurupların mülkiyetinde bir köle değil, hak ve sorumlulukları olan bir varlıktır. Ölçüler çerçevesinde çalışabilir, kazanabilir, iş ve imkan sahibi olabilir….
Hz. Muhammed (s.a.v), aile fertlerinin doğru ve imkânlar ölçüsünde olan hiçbir isteğine itiraz etmemiş, daima onların gönüllerini almaya özen göstermiştir. Onlarla sevgi ve yakınlık içerisinde bir hayat yaşamıştır. Basit ev işlerinde bile ailesine yardımını esirgememiştir. Hz. Aişe O’nun ev içindeki durumunu şöyle anlatmaktadır: ‘Peygamberimiz ayakkabılarını tamir eder, elbisesini diker, koyun sağar,……. odayı süpürür, hayvanları yemlerdi.’
Aile fertlerinin birbirlerine nasıl davranması gerektiğini hem sözleriyle, hem de fiilleriyle ortaya koymuştur. O, ‘En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, ailesine karşı en hayırlı olanınız benim.’, ‘Müminlerin imanca en mükemmel olanı, ahlakça en güzel olanı ve aile fertlerine hoşgörülü davrananıdır.’, ‘kadınlarınızı ancak kötüleriniz döver.’ buyurmuştur.
O’na göre aile içerisinde ferlerin birbirlerine karşı hak ve sorumlulukları vardır. Kadının erkek üzerinde, erkeğin kadın üzerinde hakları vardır. Ayrıca anne babanın evladı, çocukların da anne babası üzerinde hakları ve onlara karşı sorumlulukları vardır.
O çocuklara sevgi ve şefkatle davranırdı. Çocukluğundan delikanlılık çağına kadar 9 yıl yanında kalan Hz. Enes, Efendimizin kendisine bir kez bile olsun sert davranmadığını, çeşitli yaramazlıklarına rağmen kızmadığını ifade etmektedir. Torunlarını sevip öpmesine şaşıran ve ‘siz çocukları sever misiniz’ diye soran birine ‘küçüklerini sevmeyen, büyüklerine saygı duymayan bizden değildir.’ diye karşılık vermiş; kendisinin hiçbir çocuğunu sevip okşamadığını ifade eden birine de ‘Allah senin içinden merhameti çekip aldı ise ben ne yapabilirim.’ diyerek çıkışmıştı. Bir seferinde çocuklara karşı merhametinde eksiklik gördüğü birini vali yapmaktan vazgeçmişti.
O Bir Davetçi İdi
Ey Peygamber Rabbinden sana indirileni tebliğ et, şayet yapmazsan risâlet (elçilik) görevini yerine getirmemiş olursun…’ ilahi hitabına binaen, üzerine yüklenen davet görevini, 23 yıl boyunca bıkmadan, usanmadan, yılgınlık, korkaklık ve acziyet göstermeksizin yerine getirmişti. İlahi nura, en doğru yola, tevhide çağırmasına engel olmak için önüne çıkanlara aldırmamış; yapılan onca işkence ve zulme rağmen, yılgınlığa düşmemişti. O’nu görevinden vazgeçirmek için önüne konan maddi imkânları; parayı, makam ve mevkii hiç tereddüt etmeden reddetmişti.
O, Tebliğ ve davetinde gönülleri kazanmaya, kalplere nüfuz etmeye çalışmıştır. Kırıcı olmamış, zorlamamış, kolaylık yolunu tercih etmiş, ‘Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, sevdirin nefret ettirmeyin.’ buyurmuştur.
O Bir Komutan Ve Bir Devlet Başkanı İdi
Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde hicret edenlerle yerli müslümanları kardeş yapmıştı. Medineli ensar, hicret eden kardeşiyle O’nun işaret ettiği doğrultuda hemen her şeyini bölüşmüştü: Evlerini, arazilerini, cüzdanlarını……
Bu kardeşlik sözleşmesi beraberinde, toplumsal eşitliği getirdi. Artık sosyal tabakalar ortadan kalkmış; zengin, fakir; soylu, kimsesiz; amir, memur; yöneten, yönetilen…… kardeş olmuştu. Hak ve vazifede herkes eşitti. O (s.a.v.) insanlığa şöyle sesleniyordu: ‘Ey insanlar! Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem de topraktandır….. Arab’ın Arap olmayana, beyazın siyaha, siyahın beyaza yani hiçbir ırkın diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük Allah’tan sakınmakta; koyduğu sınırlara titizlik göstermektedir.’
Tarih; bir avuç insanla yola çıkıp on yıl kadar kısa bir zaman içerisinde, bir buçuk milyon kilometre kare toprağı fetheden bir başka komutan ve devlet başkanı tanımamıştır. Bunu yaparken de, tarih boyunca gerçekleşen inkılâplarda yaşananların aksine, hiçbir zaman adaletten ayrılmamış, zulme sapmamış, düşmanlarına bile hakça ve merhametle muamele etmiştir. Çünkü O’nun maksadı insanları öldürmek, zamanın adetlerine uygun olarak köle edinmek, mağlupları sömürmek değildi. O insanlığı barış dinine, sevgi ve barış içinde yaşamaya çağırıyordu. O madden manen hayat veren dinin peygamberi idi. Ne kadar fazla insana hayat verecek olursa o kadar başarılı olacak, kendini o derece mesut hissedecekti.
|
|