 |
.................
“…görmelisiniz Mehtap Hanım…! No-frost buzdolabı gibidir benim kocam…”
Gözleri yaşlarla dolu, elinde mendil iki göz iki çeşme bir bayan danışanımdı bu sözleri söyleyen.
“Hay Allah…” dedim içimden. O kadar üzgün ve bitkin görünüyordu ki…
Otuz iki yaşında, 14 yıllık evli ve üç çocuk annesiydi.
Ağlamaktan şişmiş gözleri ve elindeki mendille çekiştirdiği burnuna rağmen çok şirin görünen bir hanımefendiydi.
Ve eşi için dile getirdiği ilginç tanımlama sırasında yüzünde tatlı bir tebessüm oluşmuştu.
Gözyaşlarına rağmen, bakışlarından süzülen gülümsemeyi fark edince esprili bir şeyler söylemek geldi içimden…
Ama önce: “Anlıyorum… sizin için zor olmalı…” diyebildim ancak.
“Evet…” dedi… “…zor olmaz mı?
ne olur be adam bir gün olsun teşekkür et yaptıklarım için…
bir gün olsun güzel bir söz söyle. Seni seviyorum de… bişey söyle…
hiçbir Allah’ın günü elinde çiçek görmedim. Lütfen söyleyin Mehtap Hanım…
Allah rızası için söyleyin… Ben çiçek hak edecek bir bayan değil miyim yoksa?
Siz uzmansınız bilirsiniz.
Ben çok kötü bir kadın mıyım da bir gece bile eline buket almadan eve geliyor…”
“…yo neden öyle olsun…! Da…
en azından eve geliyor bari… Değil mi? başka yerlere de gidebilirdi…”
dedim bayana espri yaptığımı anlatırcasına göz kırparak… Gülmeye başladı.
Az önceki gözyaşlarının yerini, odanın içini dolduran kahkahalar aldı.
“…ya sormayın. Öyle ya eve gelmese ne yapardım değil mi?” diye göz kırparak cevap verdi.
“Sizin için ne yapmasını isterdiniz? Ne yapmış olsaydı, kendinizi değerli hissedecektiniz?” diye sordum daha ciddi bir tavırla.
“Akşamları benimle sohbet etsin. Birlikte bir yerlere gidelim.
El ele tutuşup yürüyelim. Eve gelirken çiçek alsın.
Yemek yedikten sonra ‘ellerine sağlık’ gibi şeyler söylesin. Derdini açsın bana.
Hiçbir şeyini anlatmamasına sinir oluyorum.
Hiçbir şey anlatmadığı gibi benim dertlerimi de dinlemiyor.
Anlatmaya çalıştığımda da
‘aman sen de yaa… amma da takıyorsun kafayı böyle şeylere…
takma… üzülme… bunlar kafa takılacak şeyler değil, basit meseleler…’ diyor.
Deli oluyorum. Romantik olmasını istiyorum. Sürprizler yapmasını istiyorum.
Heyecan dolu şeyler yaşamak istiyorum onunla”
“Filmlerdeki gibi…?”
“Evet evet… filmlerdeki gibi…”
…
Şu Seymen ağa başımıza dert oldu bence sevgili okurlar…
Seymen ağa, Seyhan ağa, Baran ağa…vs. ya da Selim Arhan...
hepsi ama hepsi bayanların hayallerini süslediler.
Bir yanı aksi, diğer yanı “beni keşfet” modundaki bu erkekler,
birlikte oldukları bayanlara rolleri gereği inanılmaz güzellikler yaptılar.
Onlar rol yapıp paralarını kazana dursun,
olan da bizim geleneksel Türk erkeklerimize oldu!
Aniden ve hiç beklemedikleri bir yükün altına girdiler bir anda.
Hatta bu yükü taşımak veya sahiplenmek gibi bir dertleri de yokken.
…
“Ama onlar film…” dedim.
“Olsun, ne olacak! Öğrensin… Sürekli televizyon izliyor zaten.” dedi.
“Aman aman dikkat… eşiniz iyi bir tv izleyicisiyse,
maazallah televole tarzı programlarda bu kişilerin gerçek hayatlarında,
birlikte oldukları bayanları nasıl da incittiklerine şahit olup,
bu gibi durumları öğreniyor da olabilir ” dedim gülerek.
“yaa evet… doğru valla… bu hiç aklıma gelmemişti.” Dedi kahkaha atarak.
Ve ekledi: “…ya ne demek istediğinizi anladım galiba.
Eşlerimizden yapamayacakları şeyleri bekleyip duruyoruz.
Sonra da yapmıyorlar diye kafalarına kakıyoruz.
Sanırım bunu söylemek istediniz bana.”
Evet anlamına gelecek şekilde başımla bir işaret yaptım. Devam etti.
“Ya en azından dertlerini paylaşsın benimle. Anlatsın bana.
Ben anlatıyorum kafama takılan şeyleri… o anlatmıyor…”
“Kafasına bir şey takılıyor mu ki anlatsın… anlatması için öncelikle herhangi bir şeylere takılması gerekmez mi?”
“…nasıl yani? Takılmaz mı?”
“Biz bayanların taktığı gibi erkekler her şeyi kafalarına takmazlar ki.
Fıtratları müsait değil.
Biz hanımlar, duygusal yapımız gereği bazı meseleleri içimizde fazlaca taşırken,
erkekler yapısal bütünlükleri gereği sıkıntı ve zorlukları daha kolay atlatabiliyorlar.
Ölüm anlarını bile düşünün.
Ölümün yaşandığı yerlerde bayanlar uzun zaman yas tutarken,
erkeklerin toparlanma süreci daha hızlıdır.
Yani siz eşinize kızıp, size bir şeyler anlatmadığı için gücenirken;
o aslında sizin sandığınız gibi içine sorunları atıp, saklayıp, size anlatmamazlık yapmıyordur ki.
Hatta biz bayanların bazı konulardaki hassasiyetimizi anlamakta zorlanırlar bu nedenle.
Eşinin, annesinin, kız kardeşinin, kız arkadaşının yanında olması ve ona yeterince destek olması için,
onların da bayanların duygusal yapıları hakkında az buçuk fikir sahibi olması gerekir.”
“Aaa.. bu çok ilginç. Hiç böyle düşünmemiştim. Ben her şeye takıyorum ya.
İnce fikirliyim biraz. Ve içimden atamıyorum. Birine anlatmadan da rahat edemiyorum.
O benim gibi değil bu durumda. Onun için anlatmıyor. Takıp büyütmediği için.”
“evet… tam olarak böyle…”
“Eeee bu durumda aklıma şöyle bir şey geldi.
Takma üzülme dediğinde sinir oluyordum ya… bana gıcıklık yaptığını sanıyordum.
Benim duygularımı bilmediği için aslında kendi çapında yardım ediyor değil mi?”
“Garip ama… aslında evet… yani üzülme, takma derken,
kendi iç dünyasında gerçekleştirdiği çözümü size sunuyor bence.
Buradaki temel sorun, eşinizin sizin anladığınız dilden sizinle paylaşamıyor olması…
yani sizinle hiçbir şey paylaşmıyor olması değil. Yardımcı oluyor.
Ama sizin duygusal alanınıza yeterince girerek değil, kendi durduğu yerden yardımcı oluyor.
Onun yaptıkları size yetmeyip siz ‘Ahh ahh ne biçim bir adam bu böyle.
Bana hiç yardımcı olmuyor. Ne kalpsiz biri.’ Diye düşünüp ağlarken;
eşiniz de “Allah Allah… ne yaparsam yapayım eşime bir türlü yaranamıyorum.
Takma diyorum olmuyor, üzülme diyorum olmuyor. Daha ne söyleyeyim ben bu kadına…’
diye hayretler içinde bile kalıyordur ”
Mehtap Kayaoglu
|
|