|
Super Moderator
Profilime Git
|
Kur'an hizmetkarlarina
 |
|
 |
 |
Allâh'a hamd, seçtiği kullara selam olsun.
En güzele, en iyiye, en sevgiliye selam olsun.
Selam, sonsuzluğun en aydınlık bahçesinden!..
Selam olsun O'nun seçtiği kullara gönül verenlere…
Ey Nebî, Hira Dağı'ndan sızan şu nûrun in'ikasına bak.
Çağlardan çağlara, sadırdan sadıra, zihinden zihine akan şu nura bak!
Zihinlerde ilmek ilmek dokunup, gönüllerde buket olan şu Kur'ân-ı Azimü'ş-Şân'a bak!
O'nu bir sevdâ gibi yüreklerde taptaze tutan, senin sevgin...
Nezd-i ilâhî'den kalb-i pâkine inen Kelâm-ı kadîm.
* * *
Ya Rab, zihnimizdeki Kur'ân'ı, kalbimizde pekiştir, amellerimizi onun nuruyla yıka!..
Ey Rabbimiz, Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havva gibi kâinât dersânesinde yalnızız.
Elimiz, dilimiz, gönlümüz nice yasak meyvelere uzandı, pişmanız.
Ey Rabbimiz, muhakkak ki, biz kendimize zulmettik.
Eğer bizi bağışlamazsan ziyana uğrayanlardan oluruz.
* * *
Bugün kalblerimiz Arafat'ta buluşsun.
Vesilemiz Muhammed Mustafa, Dürr-i Yekta, varlık nuru Habibin Muhammedü'l-emîn olsun.
O'nun hürmetine çağlara ışık veren Kur'ân-ı Azimü'ş-Şân hürmetine bizi bağışla.
* * *
Ya Nebî, hani Bi'r-i Maune'de yetmiş Kur'ân muallimi şehit olmuştu da ağlamıştın,
ashabın ağlamıştı; hıçkırıklarınız mescidi aşmıştı da Arş-ı Âlâ titremişti.
Sen üzülme Ey Nebi! Nice yetmiş şehit verildi.
Ama arşı titreten yüreğin serinlesin.
Hıçkırıkların sürûra dönsün.
Hâfızların ruhu şâd olsun.
Bak ya Nebi nice hafızlar geliyor!..
Kur'ân için, Rabbimin rızası için, Senin yüzüne bir tebessüm olmak için, nice hafızların geliyor.
Aç avucunu ey Nebî, sana geliyorlar; yer aç yanıbaşında sana geliyorlar!..
Asrın Kur'ân hâdimleri geliyor.
Gelin hâfızlarımız, zamanın nabzına taptaze kan verin.
Asrın çarkında çaresizce ezilen hasta ruhları kurtarın.
Sizin gönüllerinizle bahar gelsin.
Gözyaşlarınız nisan yağmuru olsun.
Yıkasın asrın kirlenmiş dimağlarını, yeni bir asr-ı saadet sizinle gelsin.
Feth-i mübîn sizinle gelsin.
Geliyor, Kur'an'ı kalbine indiren sultanlar geliyor.
Geliyor, arşı titreten hafız-ı kelâmlar geliyor.
Geliyor, zulmetin ateşini söndüren nağmeler geliyor.
Geliyor, hastalara şifâ, dertlere dermanlar geliyor.
Geliyor, göğsünde îmân, dilinde Kur'ân'lar geliyor.
Geliyor, ruhların gıdasını kalbine indiren sultanlar geliyor.
Gel Âişe'm, gel Fatma'm, gel Amine'm gel!..
Belki sen tarihe yepyeni bir devir açacaksın.
Âfâka güneş gibi nurlar saçacaksın.
Sen Kur'ân'ı oku ki, şimşekler çaksın!..
Melekler bu halimize şahit olsun.
Âmin sesleri Arş-ı Â'lâyı çınlatsın.
Bu ne muhteşem zuhûr!.. Bu ne ilâhî takdir!..
Bu ne ulvî heyecan… Bu ne gönülden tekbir!..
Melekler mi inmiş semâdan yeryüzüne…
Hâfızlar mı haykıran "Din, İslâm, Allâh bir!" diye …
Kur'an ebedî risâletin teknesiydi, yolun mihengiydi,
kalblerin özsuyuydu, damarda akan kan, gönüllerde dermandı.
Rasulullâh da Kur'ân'a böyle baktı.
Âyetlerin nüzûlünde heyecanlandı, onları ezberleyip yüreğine nakşetmek için telaşlandı.
Hatta boncuk boncuk ter akıttı, mübarek alınlarından, hıfzetti her kelimesini, her âyetini…
Ve bakınız nasıl taltif ediyor, ilki kendi olan hâfızlar zümresini:
"Kur'ân-ı ezberleyerek okuyan hâfız, tıpkı vahiy getiren melekler gibidir!.."
Hatice Hale Ak
|
|
 |
|
 |
|