Geri git   > ISLAMDA AILE VE TOPLUM > AILE ICINDE GÖREVLER
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

AILE ICINDE GÖREVLER Aile icinde Görevler





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-04-2007, 05:15 PM   #1 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 249
Mesajlar: 5.382
Konular: 630
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 66
REP Seviyesi : ennur will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Tek taraflı gayret yeterli mi?

Tek taraflı gayret yeterli mi?

TABİÎ bir önceki bölümde geçen önerilerimizi okuyunca hemen, “Tek taraflı olmuyor, iki tarafın da gayret göstermesi gerekir” diyeceksiniz.

Tüm ikili ilişkilerde olduğu gibi, eşlerin mutluluğu da ikisinin gayretiyle olursa daha kolay ve çabuk gerçekleşir. Çünkü, söz konusu olan, bireysel davranışlar ve kişisel dünyamız değildir; karı ve kocanın oluşturduğu ailedir.

Ancak eşlerin her ikisi aynı duyarlılığı göstermeyebiliyor. Birisi, geçimsizlik diye bir sorun olduğuna bile inanmıyor. Kiminin eşi mevcut mutluluğu arttırmak için çırpınırken, diğeri yeterli görüyor.

Görüştüğümüz birçok okuyucumuz, “Ben eşimle daha iyi geçinmek için kitap okuyorum, radyo programlarınızı dinliyorum. Ama eşim hiçbir şey yapmıyor” diyor.

Bir gün Moral FM’deki programımda, “Aile mutluluğu için tek taraflı gayret yeterli mi?” sorusunu sordum. Canlı yayına katılan dinleyicilerimden, “Yeterli” diyen olduğu gibi, “Kesinlikle yeterli değil” diyenler de oldu.

Ben, eşler arasındaki sorunların büyük bir kısmının tek taraflı çabayla çözülebileceğine inanıyorum. Bu inancımın dayandığı temel gerçek şu: Bazı sorunlar bizden kaynaklandığı halde eşimizi suçlarız. Oysa tek taraflı gayretle kendimizi düzeltebiliriz. Bazı olumsuz davranışlarımız da, eşimizi kötü davranmaya iter. Bizim değişmemiz, onu da değiştirebilir. Elbette tek taraflı gayretle çözemeyeceğimiz sorunlar da var. Ama her türlü probleme karşı bizim yapabileceğimiz bir şeylerin olduğu da muhakkak.

Eğer ailenizdeki sorunları çözmek veya mutluluğunuzu arttırmak için “tek başınıza” da olsa çaba sarfetmek istiyorsanız, şu dört kurala titizlikle uymaya çalışın:

1. Önce kendinizi yenileyin ve geliştirin:

Hepimiz eşimizden bizi memnun edecek davranışlarda bulunmasını bekler dururuz. Hep onun değişmesini ve beklentilerimize cevap vermesini arzularız. Yıllar geçer, hayal kırıklığına uğrar, umudumuzu yitiririz.

Oysa işe kendinizden başlayın. Eşinizden beklediğiniz davranışları önce siz sergileyin. Hatta elinize kalemi alıp varsa günlüğünüze veya ajandanıza, “eşinizden neler beklediğinizi” yazın. Eminim uzun bir liste oluşturacaksınız. Her maddeyi tek tek okuyarak, “Ben bunları yapıyor muyum?” diye sorun. Zaman zaman eşinizle aranızda çıkan tartışmaları hatırlayıp kendinize düşen payı keşfetmeye çalışın.

Ve hemen o listenin peşine, bundan sonra nasıl olacağınızı yazın. Eşinizden istediğiniz olumlu davranışları nasıl göstereceğinizi not edin ve uygulamaya başlayın. Göreceksiniz, işin büyük bir bölümü çözülmüş olacak.

2. Eşinizin beklentilerine cevap vermeye çalışın:

Eşlerin birbirlerinden istedikleri hep aynı şeyler değildir. Meselâ, konuşurken eleştirmemek, hoşgörülü olmak, yumuşak üslûp kullanmak ortak beklentilerdir. Ama, bir erkeğin eşinden güzel yemekler pişirmesini istemesi ya da bir kadının eşinden kendisini gezdirmesini arzu etmesi farklı beklentilerdir.

Tıpkı ilk maddede olduğu gibi, eşinizin sizden beklentilerini not edin. Belki bir anda aklınıza gelmeyecektir. Ama, hatırladıkça yazarsanız, yine uzun bir liste oluşturacaksınız. Onun isteklerini tespit etmek zor değildir. Aranızdaki konuşmaları, tartışmaları hatırlarsanız, bir dizi beklentinin satır aralarında bulunduğunu görürsünüz.

“Eşinizin beklentileri” listesine bakın şimdi. En kolayından başlayarak yerine getirmeye çalışın. Belki bir kısmını gerçekleştirmek size zor gelecek, belki fedakârlığa katlanacaksınız. Ama olsun. Zaten önemli olan, birbiriniz için fedakârlığı göze alabilmektir.

Tüm bu yaptıklarınızın anlamı, “Seni seviyorum ve seni mutlu etmek istiyorum” demektir. Bu mesajı alan bir erkeğin veya kadının, yapılanları cevapsız bırakacağını mı sanırsınız?

O da, gücü oranında sizin beklentilerinize cevap vermek için çırpınacaktır. Ancak hiçbir şey yokmuşçasına davranır, sizden hep alır, fakat verici olmazsa, siz yine aynı davranışları sürdürmelisiniz.

Çünkü bazı eşler, “Acaba ne oldu da iyi davranmaya başladı? Bunun altında başka bir niyet mi var? Benden bir isteği mi olacak?” diye düşünebiliyor. Bir kısmı da, “Yıllardır tanıdığım eşim değişecek değil ya. Şimdilik böyle davranıyor. Bir süre sonra bıkar ve eski hâline döner” diyor.

Siz eğer kendi değişiminize olumlu bir karşılık göremeyip vazgeçerseniz, eşinizi benzer düşüncelerde haklı çıkarmış olursunuz.

Burada temel kural şudur: “Eşim de bana aynısını yapsın” diye beklentilerine cevap vermek değil, doğrusu bu olduğu için öyle davranmaktır.

3. Onu anlamaya çalışın:

Siz tek taraflı olarak çırpınıyorsunuz, ama eşinizde en ufak bir hareket yok. “O da mutluluğumuz için elinden geleni yapsa” diye arzu ediyorsunuz, ama onun dünyası bambaşka.

Hemen olumsuz düşünmeyin. Kimileri, eşleri hakkında, “sinirli, çekilmez, konuşmaz, derdini paylaşmaz” gibi sorunlar sıralıyorlar.

Kendinize şu soruları sorun:

Niçin böyle? Acaba bir sıkıntısı mı var? Maddî bir sorun, işyerinde uyuşmazlık, bir sağlık problemi olabilir. Evet eşinizi anlamaya çalışın.

Ayrıca her davranışın ardında yatan bir niyet ve sebep vardır. Bunu bulmaya gayret edin. Söz gelişi, eşiniz size gereksiz masraflar çıkarabilir. Yukarıdaki örnekte, kocasından ilgi bekleyen kadının, para harcayarak intikam aldığını söylemesi gibi.

Eşiniz sizi sevmediğini, hatta nefret ettiğini bile söyleyebilir. Bazen bunun anlamı, “Seni çok seviyorum, ama sevgime karşılık bulamıyorum, beklentilerime cevap vermiyorsun, ben de bu yüzden seni sevmiyorum veya soğumaya çalışıyorum” demektir. Çünkü, aşırı sevgi, karşılık bulmazsa nefrete dönüşür.

Bu durumda yapılması gereken, onu terk etmek değil, daha fazla sevgi ve ilgiyle onu anlamaya çalışmaktır.

Evi terk etmenin veya kovmanın da benzer bir mesajı vardır. Asıl maksat terk etmek değil, “Bu evlilik böyle yürümüyor, bir çözüm bulalım” demektir.

Yazık ki, bir kadın evi terk ettiğinde kör bir inatlaşma başlar. Erkek, “Ben kovmadım, gittiği gibi gelsin” der. Kadın, “Beni artık zor bulur, gelsin özür dilesin, götürsün” diye düşünür. Kadının ailesi, “Vermem” diye tuttururken, erkeğin ailesi, “Gelip almayız” diye inatlaşır.

Halbuki taraflardan veya ailelerden birisi olumlu davranıp, iki tarafı dinleyerek, konuyu çözmeye çalışsa ayrılık biter, sorun çözülür, her şey eskisinden daha iyi olur.

Nitekim bazı intihar girişimlerinin hedefi, sevgi ve ilgi görmek arzusudur. İntihar teşebbüsü bir testtir. Kimi eşler, “Acaba beni ne kadar seviyor? Gerçekten etrafımda çırpınacak mı?” diyerek imtihan yaparlar.

Tabiî ki bu durumda, “Sen bunu ilgi çekmek için yapıyorsun” demek, en büyük yanlıştır. Sıradan bir girişim olmayabilir; belki de gerçekten bir çıkış bulamadığını düşünerek ölmek istiyordur. Kaldı ki, sevgi ve ilgi çekmek için bile yapsa, bu da bir sorundur. Demek ki, ya gerektiği gibi sevmiyorsunuz ya da duygularınızı hissettiremiyorsunuz. Çok sevdiğinizi gösteren gerçekten haklı ve tutarlı gerekçeleriniz olabilir. Ancak önemli olan, “onun bunu hissetmesi ve kabul etmesi”dir. Sevginizin derecesini, onun kalbinde hissettiği heyecan belirler. Mutlaka bunu hissettirmenin yolunu bulun.

4. Dozajı iyi ayarlayın

“Tek taraflı gayretin yetersiz olduğunu” iddia edenlerin yanıldıkları bir nokta var. Hep doğru davranışı sergilediklerini, ancak değişen bir şey olmadığını söylüyorlar. Burada önemli olan dozajdır. Yani, eşinizden beklediğiniz olumluluk, zaman içinde oluşuncaya kadar sabrınızı sürdüreceksiniz.

Maddî hastalıklarda bile, bazen bir ilâcı düzenli aralıklarla, aylarca, hatta yıllarca kullanmanız gerekebilir. Güzel davranışlarınız da, uygun dozajda, sürekli olmalıdır. Bir süre sonra sonuç alırsınız.

Alamazsanız bile, iyi davranmaya devam edin. Çünkü, iyi davranmak öncelikle sizin meseleniz. Bakın Rabbimiz tam size sesleniyor:

“Kötülüğe iyilikle karşılık ver. O zaman aranızda düşmanlık olan kişinin samimî dost olduğunu göreceksin.” (Fussılet: 34)

Dikkat edin: Bu emir, herhangi bir insan veya arkadaşımız içindir. Eşimiz ise, bizim en yakın arkadaşımız, en candan dostumuzdur. Herhangi bir insan bile iyiliğe lâyıksa, eşimiz ondan daha lâyıktır. Sıradan bir insan bile iyilik karşısında samimî dost olursa, eşimiz kesinlikle ebedî dostumuz olur. “İnsan, ihsanın (iyiliğin) kölesidir” sözü her yerde geçerlidir.

Peygamberimizin (a.s.m.) hayatına bakın. Mekke’de işkence edenlere, Taif’te kendisini taşlattıranlara karşı ne yaptı? Beddua etmediği gibi, düzelmeleri için Allah’a yalvardı. “Ya Rabbi, onlar bilmiyorlar, onların içinden hakkı kabul edenler çıkacak” dedi. Gerçekten de bir zamanlar onu taşlayıp ayağını kanlar içinde bırakanlar, imana girip ona yürekten bağlandılar.

İşte zafer budur. Asıl hüner, yıkıp yok etmek değil, yeniden diriltmektir. Öylesine basiret ve hoşgörü taşıyacaksınız ki, sizi öldürmeye gelen, sizin davranışlarınızla yeniden dirilecek.

Eşinize karşı da hikmet ve basiretle davranırsanız, bambaşka bir insan olacaktır.

CEMİL TOKPINAR

Konu ennur tarafından (12-25-2007 Saat 06:12 AM ) değiştirilmiştir..
ennur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-04-2007, 05:22 PM   #2 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 249
Mesajlar: 5.382
Konular: 630
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 66
REP Seviyesi : ennur will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

[size="3"][color="Blue"]Muhteşem mutluluk sarayları kurabilirsiniz

Belki yeni evlisiniz, belki de aynı yastıkta nice yıllar geçirdiniz. Zaman zaman eşinizle yaşadığınız tartışmaları, anlaşmazlıkları ve huzursuzluğu düşünüp, kendi kendinize şöyle sordunuz mu hiç:

"Acaba yanlış bir evlilik mi yaptım? Neden mutluluk çiçekleri açmasını beklediğim güzel yuvamda hazan mevsimini yaşıyorum? Yemyeşil ağaçlarımın yaprağı neden dökülüyor? Hani muhteşem bir mutluluğu doyasıya yaşıyacaktım? Neden huzursuzum, mutsuzum, şevksizim?"

Evlendikten bir süre sonra kendi kendine bu tür sorular sormayan kimse neredeyse yok gibidir. Evlenen insan, özellikle ilk günlerin renkli ve neşeli gülücükleri geçtikten sonra evliliğini sorgulamaya başlar.

Neden birkaç kişiyle daha görüştükten sonra evlenmemiş de, hemen karar vermiştir? İlk görüştüğü kişiyle evlenseydi, daha mı mutlu olurdu? Acaba bu konuda annesini ya da babasını dinlemekle hata mı etmişti? Neden kendisine yalvarır gibi tavsiyelerde bulunan arkadaşına aldırmamıştı?

Daha bir yığın soru, beyninizi tırmalar durur. Yetmez, özlemler ve özenmeler başlar. Çevresindeki evli akraba veya arkadaşlarını düşünür: Ne kadar da mutlular, nasıl da candan davranıyorlar birbirlerine. Hele şu kocası öğretmen olan çift var ya, tıpkı çifte kumrular gibi. Ya şu çocukları lisede okuyan çifte hayran olmamak mümkün mü?

"Neden başkalarının yakaladığı mutluluğa bir türlü ulaşamıyorum? Neden kötü kader bir türlü peşimi bırakmıyor? Kısmetime razı olup boyun bükmekten başka çıkar yolum yok mu acaba?"

Evet, sonu gelmez bir sorgulama sürer gider yıllarca. Bir türlü gerçek sebebi ve çözümü bulamazsınız.

Kuşkusuz yaşadığınız sorunların ciddi sebepleri vardır. Ama bunları keşfetmekte zorlanırsınız. Kimse kendine toz kondurmaz çünkü. Eşler olağanüstü bir özveriyle yuvayı sürdürdüklerini düşünürler. Ellerinden geleni yaptıklarına, ama bir türlü sorunlarını çözemediklerine inanırlar.

Dört yıldır evli olduğunu belirten iki çocuklu bir erkek, "Eşimi hiçbir zaman sevemedim. Herhangi bir kötülüğü ve olumsuzluğu yok. Ama içimde bir heyecan, bir kıpırtı, bir elektriklenme olmuyor" demişti. Karşılıklı heyecan, coşkun bir sevgi, eşsiz bir mutluluk istiyordu. Çok isteyerek evlenmemişti. Aradığı elektriklenmeyi, zaman içinde bulabileceğini söylemişlerdi. Ama hayır, zamanla alışamamıştı. Şimdi ne yapsındı? "Boşanmak istemiyorum, çocuklarıma kıyamam. Kendisiyle evliliğe evet dediğim eşimin hiçbir günahı yok, ona da zulmedemem. İkinci bir evliliğe eşim ve çevrem razı olmaz" diyerek acı gerçekleri ortaya koyuyor ve "Ne olur, farklı bir çözüm yok mu?" diye yalvarıyordu.

Evlendiği günden beri acı çektiğini düşünen bir kadın, "Yedi yıl boyunca hiç sevmedim, hiç ısınamadım. Eşime bunu ifade etmedim, ama o sanırım hissediyor" demişti. Çocuklarına ve eşine acıyordu. Onların hiçbir günahı olmadığını kabul ediyor, ancak bir çözüm bulunmasını istiyordu.

Bu tür sorunlu ya da mutsuz evlilikleri çok fazla uzaklarda aramayın. Hatta çevrenize bile bakmaya gerek yok, içinize dönün. Yüreğinizden kopup gelen bir ses, "Daha fazla mutluluğu hak ediyorum. Çektiğim acıları yaşamamam gerekiyordu" diyor mu? "Neden eşimle anlaşamıyorum, neden içimde özentiler var, neden birbirimize karşı cıvıl cıvıl bir sevgiyle dolup taşmıyoruz? Allah'ım, idealimdeki mutluluk için her şeyimi verirdim" diye yalvarıyor musunuz?

Eğer bu tür soruların kıskacında bunalıyorsanız, umutsuz olmayın. Dışarıdan baktığınızda mutluluk kahkahaları atan her çiftin gerçekten huzuru yakaladığını da sanmayın. Önce gerçeklerle yüzleşin. Aradığınız uyum ve coşkunun, kendiliğinden gelip yüreğinize yerleşeceğini beklemeyin. Gökten düşen üç elmadan birisinin başınıza konup mutluluk getireceği, sadece masallarda var. Eğer o elmaların birinin de sizin yuvanıza düşeceğini beklerseniz, kıyamete kadar beklersiniz. Hem masallardaki mutluluklar bile katlanılan büyük ayrılıklar ve çekilen yoğun acılardan sonra gelmiyor mu?

Öncelikle eşinizi seçerken hata yaptığınız şeklindeki sonu gelmez sorgulamaları bırakın. Elbette seçimi yaparken, çevrenizin, ailenizin, arkadaşlarınızın etkisi oldu. Belki bazı baskı veya tavsiyeleri aşamadınız. Hem kaderin etkisi de inkâr edilmez bir gerçek. Ama artık geçmişte değiliz. Eş seçiminin mutluluk üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Ne var ki, siz o hakkınızı kullandınız ve bugün buradasınız. Her şeyi bugünkü şartlarıyla düşünmelisiniz.

Öncelikle şunu reddetmeyin: Her şeye rağmen kabul eden ve nikâh masasında "Evet" diyen sizsiniz. Dünyanın her yerinde sorumluluğu, "Evet" diyene yüklerler. Kabul etmeniz için alnınıza tabanca bile dayamış olsalar, neticede ölüme karşı bu evliliği tercih etmiş oldunuz.

Bazı kimselerin eşlerini seçmekte hiçbir etkileri olmayabilir. Söz gelişi, Hz. Âdem bile eşini kendisi seçmemiş, Allah seçmiştir. Hz. Zeyneb'i, Peygamber Efendimize (a.s.m.) Rabbimiz nikâhlamıştır.

Böyle İlâhî bir takdir olmasa bile siz de karşı koyamadığınız bir etkiyle karşılaşmış olabilirsiniz.

Her fiilimizde olduğu gibi, eş seçiminde de cüz'î bir irade verilmiştir, ama, "Allah dilemeden siz dileyemezsiniz" anlamındaki ayetin de bir hükmü, takdirin de bir hakkı vardır. Size düşen seçiminiz olumsuz bile olsa onu avantaja dönüştürmektir.

Öncelikle "seçim" ve "tatmin" gerçeklerini iyi kavramak gerekir.

Bir beyaz eşya, elbise, ev, mobilya almak için ne yaparsınız? Sayısız alternatif arasından, mukayeseler yaparak seçersiniz. Aldıktan sonra bile, acaba öbür takımı mı alsaydım, dersiniz.

Farz edelim ki, dünyanın maddeten ve manen en iyi insanı, tıpkı kendisi gibi her bakımdan muhteşem birisiyle evlense, yine de, "Acaba yüz birinci nasıldır?" diye düşünür. Çünkü, insanın yaratılışına, tatmin konusunda bir sınır konmamıştır.

İnsanın ihtirasını, duygularını dünya doyuramaz, bunların tatmin yerleri cennettir. Bunun için sabırla evliliğimizi güzelleştirelim, ama asıl mutlu olacağımız yurt cennettir.
ennur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-04-2007, 05:23 PM   #3 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 249
Mesajlar: 5.382
Konular: 630
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 66
REP Seviyesi : ennur will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Hiç kimse yüzlerce aday içinden inceleyerek evlenemez. Bu mümkün olsa bile, yine geçimde sorunlar olacaktır. İnsan unsurunun söz konusu olduğu yerde anlaşmazlık, uyumsuzluk, farklı düşünceler olağan şeylerdir. Bir insan kendi içinde ve kendi dünyasında bile çelişkiye düşerse, "iki farklı insan" neden kimi sorunlarla karşı karşıya gelmesin?

Bu gerçekler ışığında,

Eğer aday seçiminde kısmetsiz olduğunuzu,

Başlangıçtan beri eşinize ısınamadığınızı,

Önceleri iyi olan ilişkinizin tamamen bozulduğunu düşünüyorsanız, şu önerilerimize kulak verin:

1. BULUNDUĞUNUZ HÂLE ŞÜKREDİN:

Ne kadar ağır bir iletişimsizlik, sevgisizlik ve soğukluk yaşıyorsanız yaşayın, mutlaka sizden daha kötü durumda olanlar bulunabilir. İçinde bulunduğunuz mutluluğu yetersiz görebilirsiniz, ancak sahip olduğunuz güzelliklerin farkında mısınız?

Kendisine karşı istediğiniz sıcaklığı duyamadığınız eşinizin güzel yönlerini, hoşlandığınız taraflarını, olumlu davranışlarını düşünün. Hatta bunları bir kâğıda yazın ve aile hayatınız üzerinde etkisini tartın.

2. EŞİNİZİ MUTLAKA SEVİN:

Eşinizin ne kadar eksik ve kusuru olursa olsun, onu mutlaka sevin. Onu sevmeniz için "eşiniz" olması yeter; başka bir sebebe gerek yoktur. Evliliği sarsan "aldatma" gibi problemin dışında her problem çözülebilir, her hata bağışlanabilir, her eksik giderilebilir.

Bir yabancı şöyle diyor: "Bazıları sevdikleri adamla evlenmek için dua eder, benim duam biraz farklı. Ben Allah'a, evleneceğim adamı sevmek için dua ediyorum." (Rose Pastor Stokes)

Bu bakış açısını mutlaka kazanmanız gerekir. Çünkü, âşıksınızdır, ama evlenemeyebilirsiniz. Evlenirsiniz, anlaşamamanız mümkündür.

Ama evlendiğiniz kişiyi severseniz, muhteşem bir mutluluk yaşayabilirsiniz. Diyeceksiniz ki, "İçimden sevmek gelmeyen birisini, nasıl seveceğim?"

Önce şu sorunun cevabını verin: Eşiniz nasıl olsaydı severdiniz? Hangi davranışları sergileseydi, size nasıl davransaydı mutlu olurdunuz?

Ve asıl can alıcı soru şu: Eşinizin, sizi mutlu edecek davranışları sergilemesine, sizin katkınız ne olabilir?

Belki hoşlanmadığınız bazı davranışlarına siz sebep oluyorsunuz. Kimi davranışlarınız onu olumsuz hareket etmeye itebilir. Bir erkek eşinin çok para harcadığından yakınıyordu. Kadın ise, "Çünkü bana zaman ayırmıyor, benimle ilgilenmiyor. Ben de çok para harcayarak ondan intikam alıyorum" demişti. Erkek, eşinin harcadığı parayı kazanabilmek için ona zaman ayıramıyor, kadın ise kendisine zaman ayrılmadığı için çok para harcıyor.

Görüyor musunuz, iletişimsizlik yüzünden birbirlerinin mutsuzluğuna nasıl da hizmet ediyorlar.

3. SEVGİ VE MUTLULUĞUN BEDELİNİ ÖDEYİN:

Vermeden almak, yatırım yapmadan kazanmak, zahmet çekmeden rahat etmek istiyoruz. Oysa hiçbir zaman armut pişip ağzımıza düşmez. Yaşayacağınız bir mutluluk veya başarının mutlaka bedelini ödeyeceksiniz. Ailemiz için hangi acıyı çektik, hangi fedakârlığa katlandık, hangi bedeli ödedik?

Ey hayal dünyasında tozpembe mutluluklar düşleyenler, ey hiçbir zahmete katlanmadan saadet saraylarında keyif çatmayı isteyenler, birazcık zahmet çekin. Her insan Allah'ın dünyaya gönderdiği ham bir malzemedir. Tıpkı bir sarayı meydana getiren taş, kum, tuğla, çimento gibi. Kimisi bu malzemeden Mimar Sinan gibi Selimiye Camiini inşa eder, kimisi küçük bir kulübe yapar. Mimar Sinan gibi olup, kendinizi ve eşinizi geliştirmeniz gerekir.

Peygamber Efendimizi (a.s.m.) düşünelim. Asrın en cahil, en zalim ve en sapık toplumundan, insanlığın yıldızlarını çıkardı. Sevgisiyle ve nuruyla, insanları parlattı ve yüceltti.

Erkek olun, kadın olun, eşiniz sizin için ham bir malzemedir. Ondan muhteşem bir mutluluk sarayı inşa edebilirsiniz. Yeter ki, sürekli kendinizi ve onu geliştirme, anlama ve mutlu etme çabası içinde olun.

Tabiî, bilgi, şuur ve beceri yoksunluğundan dolayı muhteşem bir sarayı yerle bir edebilirsiniz de.

Hep eşiyle çok iyi anlaşan ve mutlu bir yuva kuran çiftlerin hâline gıptayla bakarsınız. Onlar o günlere kendiliğinden ulaşmadılar. Çok acı çektiler, birbirlerini anlamak için çok çırpındılar, eşimi nasıl mutlu ederim diye olmadık formüller denediler. Ama sonunda başardılar. Siz sonucu görüyorsunuz, ama her sonucun bir geri plânı ve bir alt yapısı vardır.

Minik bir cami yapan mimarın, "Neden ben Selimiye gibi muhteşem bir cami yapamıyorum? Çünkü, beni görevlendiren bir padişah ve arkamda devlet desteği yok" deme hakkı yoktur. Önce mimarın beyni, yüreği, bilgisi ve gayreti gerekir. Siz Sinan olursanız, Allah ne Süleyman'lar, ne Selim'ler yaratır.

Siz de mutlu çiftlerin kitap, kaset, seminer, iletişim uygulamalarıyla birikimlerini nasıl geliştirdiklerine bakın.

Siz isterseniz, mutlaka verilir. Ama bedelini ödemek şartıyla...

Cemil Tokpınar

Konu ennur tarafından (12-25-2007 Saat 06:13 AM ) değiştirilmiştir..
ennur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-05-2007, 04:52 AM   #4 (permalink)
Super Moderator

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
dilektasi66 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 28
Mesajlar: 6.058
Konular: 703
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 8
REP Puanı : 77
REP Seviyesi : dilektasi66 will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
allah razi olsun ablam..güzel bir paylasim





Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...


Konu ennur tarafından (12-25-2007 Saat 06:13 AM ) değiştirilmiştir..
dilektasi66 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4.5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:35 PM .


vBulletin v3.7.1 Patch Level 1, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd


 

» Bize ulasmak için affeyle@gmail.com adresine mail atin )
sitemap Tags ilahiler program indir