Geri git   > KURANI'I KERIM > Ayet Aciklamalari
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Ayet Aciklamalari Yol Gösteren Ayetlerimiz



İs arayanlar
Ek iş-ek işler-para kazanmak
evden iş ve kendi işinizi buldunuz
üye olup para kazanmak için TIKLAYINIZ
Dizi İzle
Diziler-Filimler-Fragmanlar
en son filimler-en son diziler
hepsini seyretmek için TIKLAYINIZ



Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-30-2008, 12:03 AM   #1 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.843
Konular: 1806
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Allah yokmuş gibi konuşmak

Bir "insanoğulları tarihinden" söz ettiğimiz gibi, bir "itoğulları tarihinden" söz edemiyoruz. Çünkü böyle bir tarih yok ve ne kadar güçlü kasları, ne kadar keskin dişleri ve tırnakları olurlarsa olsunlar, ne kadar yüksek sesle havlarlarsa havlasınlar, köpekler tarih yazamayacak. Demek ki biyolojik bir varlığa sahip olmak bir tarihe sahip olmak için yeterli değil.

Bir itoğulları tarihi olsaydı, bu tarihin eksenini sanırım "kemik kavgası" oluştururdu. Ama insanoğulları tarihinin eksenini kemik kavgası oluşturmaz. Bunun böyle olduğunu îmâ edenler, hatta söyleyenler, insanı biyolojik boyutuna indirgeyenlerdir. İnsanoğulları tarihinde iman-inkar, iyi-kötü, hak-batıl, zalim-mazlum eksenli kavgalar olduğu gibi kemik kavgaları da olmuştur. Fakat bu tedenni ve tekellüb (alçalış ve köpekleşme) dönemlerini insanoğulları tarihinin geneline teşmil etmek yanlış olur.

Tarihe sahip olmak, zamanın nesnesi değil öznesi olmaktan geçiyor. Biz insanları zamanın öznesi kılan kas gücümüz ve cüssemiz değil. Kendi varoluşumuzun farkında olacak, onu anlayacak ve anlamlandıracak yetilerle donatılmış olmamız.

İnsan ne zaman kendi varoluşu üzerine yoğunlaşsa, iki temel meseleyle yüzleşmek zorunda kalır: Güvenlik ve özgürlük. İnsan güvenliğini tehlikeye atmadan özgürlüğünü, özgürlüğünü tehlikeye atmadan güvenliğini nasıl sağlayacaktır?

İnsan kendini varlığın merkezine yerleştirdiğinde, güvenliğini kendi elleriyle yok etmektedir. Bu küstahça bencilliğinin en büyük zararını yine insan görmektedir. Kula kul olma veya insanı kendisine kul etme süreçleri hep bu küstahlığın sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Güvenliği göz ardı edilmiş özgürlük tutkusu sahte bir tatmin hissi verse de, sonunda elde özgürlük de kalmamaktadır. Bu sahte tatmin insanı kendi kendine yettiği kanaatine sürüklemektedir. Oysa ki kendi kendine yetmek, insanoğlunun söyleyeceği en büyük yalandır.

Küstahlaşan galiplerin yalanı kendi kendine yetmektir.

Bu yalan onları sahte tanrılık iddiasına kadar götürerek firavunlaştırır. İç ve dış şeytanları onlara özgürlük ve güvenlik sorununu Allah'tan bağımsız çözecekleri yalanını telkin eder. Onlar da öyle zannederek bu tuzağa düşerler. Adalet onlar için göz ardı edilebilecek bir fantezidir. Dolayısıyla "mizan"sızdırlar. Mizansız, yani dengesiz, ölçüsüz, kadersiz, kısmetsiz, şirazesiz, metresiz, kilosuz…

Ya mağlupların yalanı? Onlarınki de kendilerine kimsenin yetmeyeceğini düşünmektir.

Umutsuzluk bu yalanın sonucudur. Gerçek sabırsızlık umutsuzluktur. Umut iradenin çocuğudur. Umut ölürse, iradenin eli kolu dökülür. Çocuğunu öldüren anasını ağlatır.

Kur'an'da "inşaallah" (Allah dilerse) üzerinde sıkı durulur. Bunun nedeni sadece muhataplara dil alışkanlığı kazandırmak değildir elbet. Hatta bu "inşaallah"ın etkisini zayıflatan bir nakarata dönüştüğü için eleştirilebilir de. Fakat Kur'an'ın "inşallah" üzerindeki bunca ısrarının sebebi, Allah yokmuş gibi düşünmemizin ve konuşmamızın önüne geçmektir.

Ne yapacaksan yap, fakat "Allah yokmuş gibi konuşma!"

Kaygılan, endişe et, hüzünlen, ıstırap çek. Fakat asla Allah yokmuş gibi düşünme, konuşma! Aksine "Allah elde var Bir, gerisi sıfır olsa ne yazar!" de. "Bir âh ile bu âlemi viran ederim ben" diyen diri bir bilinci, ancak böyle diyen biri anlar.

Allah Rasulü Hendek Savaşı'nın en dehşetli günlerinde ashabına yeryüzünün en büyük iki imparatorluğunu vaat ediyordu. Bunu söylediğinde kendi sayılarının tam on katı kadar düşman önden kuşatmış, Müslümanların kadınlarını ve çocuklarını emanet ettikleri müttefik Yahudi kabile ise en zor zamanda ihanet ederek arkadan hançerlemişti. Hz. Peygamber bu vaadi verirken kalbi hastalıklı olanlardan biri "Biz tuvalete gitmekten bile acizken, şunun söylediğine bak!" diyordu.

Belli ki Allah yokmuş gibi düşünüyor ve konuşuyordu bu kalbi hastalıklı adam.

Abdullah b. Mes'ud, Bedir'de göğsüne oturduğu yaralı Ebu Cehil'e öyle diyordu: "Hak galiptir, mağlup olmaz."

Hak ve hakikat özü itibarıyla galiptir. Şu sebepler dünyasında onu savunduğunu söyleyenler mağlup olabilirler, alta düşebilirler. Bu hakikatin mağlubiyeti anlamına gelmez. Bir hakikatin hakikat oluşunu, sosyal siyasal ve askeri olaylar belirlemez.

Varlığın yasasıdır çift kutupluluk. Parçada kötü gözüken ait olduğu bütün içinde iyi olabilir. Yine parçada iyi gözüken ait olduğu bütün içinde kötü olabilir. Aslolan parçayı bütünden kopuk algılamamak, onu ait olduğu bütün içerisindeki yerinde görmektir.

Bunun için şart olan şey belli: O'nun gör dediği yerden bakmak. Oradan bakanlar, Allah yokmuş gibi konuşmazlar.
M.İ

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 05-30-2008, 12:11 AM   #2 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.843
Konular: 1806
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Allah yokmuş gibi konuşmak günahtır

03/09/2005

Dürüstçe itiraf edelim: Biz insanlar, bütünü göremeyiz. Yetersiz ve sınırlıyız. Parçayı görürüz. Bireysel ve kolektif hafızayı yardıma çağırarak 'tezekkür', bilinenden bilinmeyeni çıkararak tedbir üretmek için 'tedebbür', geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bağ kurmak için 'taakkul', bütün bunlardan ürettiğimiz pratik çözümleri şimdi uygulamak için 'tefakkuh' gibi bütün düşünsel faaliyetlerimizi ifade eden 'tefekkür' faaliyetimiz sayesinde parçadan bütüne ulaşmak için çabalarız. İsabet kaydederiz ya da edemeyiz, o ayrı.

Bazen parçayı görüp telaşa kapılırız. Bilmeyiz ki, bizi telaşa sevk eden parça bütün içinde güzel durmaktadır. Onu ait olduğu bütün içinde algılayabilsek, o zaman bırakın telaş etmeyi, sevineceğiz bile. Hazzımıza mani olan her şeyin hayrımıza da mani olmadığını hayranlıkla göreceğiz. Fakat insan bu, kibrit çöpünü gözüne dayayınca arkadaki koca ormanı gözden kaçırabiliyor. Parçaya odaklanınca bütünü ıskalıyor. Parçada kötü gibi görünenin bütünde güzel durabileceğini unutuyor.

Bazen de parçayı görüp sevinçten uçarız. Oysa bizi sevinçten uçuran o parça, hiç de hayrımıza değildir. Eğer o parçayı ait olduğu bütün içinde görebilseydik, sevinmeyecek bilakis üzülecek, telaşa kapılacak, kaygılanacaktık. Parçalardan yola çıkarak büründüğümüz her iki hal de yetersizliğimizin ve sınırlılığımızın eseridir. Her iki tavır alış da gerçeğe tekabül etmeyebilir. Geleceği (bedenin ve ruhun istikbali anlamında) okuyamadığımız sürece, bu böyle olacaktır.

Elbette bu endişe verici bir durum. Fakat bir insanlık hali bu ve insan insan kaldığı sürece bu sorun sürecek. Bu sorunun kesin tek çözümü var; "bütünü görene teslim olmak". Zaten İslam bunun adıdır. İnsanlığın değişmez değerler sistemine verilen bu ad, insan türüne ilişkin bu yapısal probleme de zımni bir atıf içerir.

Biz görmüyoruz ama, bütünü gören biri var. Sadece sonsuz ilmiyle bütünü gören değil, sonsuz kudretiyle bütünü kuşatan biri O. İşbu nedenledir ki, bütünü anlama çabamız, aslında Allah'ı anlama çabamızdır. Ariflerin ıstılahında sık kullanılan "marifetullah", aslında "Allah'ı bilme ve tanıma"nın da ötesinde, "Allah'ı anlama" çabasını ifade eder.

Biz Müslümanlar, insanın Allah'la ilişkisini "kölelik" veya "memurluk" değil "kulluk" ile ifade ederiz. İnsanın Allah'la ilişkisinde, "Tak diye emreder şak diye yaparız" biçiminde bir yaklaşım, Allah'ı anlama çabasını dışlayan sorunlu bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın sahibi hiçbir zaman "hayret makamına" erişemeyecek, Allah'ı anlayamayacaktır.

Biz Müslümanlar Allah'ı anlama çabamızı dondurduğumuzdan beri, hayatı da anlama ve anlamlandırma çabamızı dondurmuşuz. Zamanın öznesiyken nesnesi oluşumuz biraz da bu yüzden. Elbet, doğru anlayıp anlamlandıramadığınız bir zamanın nesnesi olmaktan başka çıkar yolunuz kalmaz.

Bu köşede "yorganı atmadan olmaz" demiştim. Yine diyorum: O yorgan orada durduğu sürece hiçbir sahte devin foyasını meydana çıkarıp, maskesini düşüremeyiz. Yorganın altında yatan devin çocuğu değil, kendisi. Yorgandan taşan "büyük" ve "kocaman" ayaklar da iddia edildiği gibi "çocuğun" ayakları değil. Bu bir numaradır. Görene, "Çocuğu bu kadar büyükse babası kim bilir ne kadar büyüktür" dedirtmek için hazırlanmış bir mizansendir. Bizi tasavvurumuzdan vurmak isteyenlerin oyunu bu. Tasavvurda kaybeden, hayatta kazanamaz.

Haktan yanaysak, haklıysak, Hakk'ın yanındayız demektir. Çünkü el-Hak haklının yanındadır. Haklı olduğunu söyleyip Hakk'a karşı gelenlerin duruşu ne kadar abes ise, Hakk'ın yanında olduğunu iddia edip de haklıdan yana olmamak da o kadar abes bir duruştur. Abesle iştigal etmeyeceksek, "tarafımız" belli olmak zorundadır. İbrahim'in ateşine su taşıyan bir güvercin, ya da üfleyen bir yılan…

Hakk'ın yanında olanlar, Hakk'ı anlama çabasını sürdürmekten asla geri durmazlar.

Allah âlet olmaz, âlet eder. Cilve-i Rabbânî'yi bilenler, O'nun "ihmal" etmediğini sadece "imhal" ettiğini (süre tanıdığını) de bilirler. İlahi geleneği (sünnetullah) bilenler, telaş etmezler, hayret eder ve her yeni gördükleri ve yaşadıklarında O'na hayranlıkları artar. "Sen pek yücesin Allah'ım!" derler.

Parçada kötü görünen, bütünde mükemmel durabilir. Bendeniz Hz. Peygamber'in şu ifadesini, onun Allah'ı anlama çabasının bir uzantısı olarak görürüm: "Allah dilerse dinine bir kafir eliyle yardım eder."

Fakat, bu durumda asıl sorulması gereken bir soru var: Allah, Müslümanlar dururken kendi dinine neden bir kafir eliyle yardımı tercih eder? Bunun sebebini Müslümanların duruşunda (duruşsuzluğunda) aramak, daha isabetli olsa gerektir.

Her halükarda, Müslümanların içinde karada gemi yapmayı sürdürenler bulundukça, Müslümanların durumu gemi yapan Nuh'un durumu kadar vahim ve tehlikeli olacaktır. Tabi ki bu tehlike hasımlarının 'evhamından' öte gitmeyecektir. Çünkü "hani bunun denizi" diyenler, suların da bir Rabbi olduğunu unutanlardır.

Nuh'la alay eden kefere taifesi, "Allah'ı hakkıyla takdir edemediler".

Siz siz olun, "imkansız" lafını kullanmadan önce, Allah'ı hesaba katın.

Zira, Allah yokmuş gibi konuşmak günahtır.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla

Tags
"inşaallah"


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4.5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:58 PM .


vBulletin v3.7.1 Patch Level 1, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd


 

» Bize ulasmak için affeyle@gmail.com adresine mail atin )
sitemap Tags ilahi indir ek isler ek isler memurlar kranke

ValidRank Button