 |
Ben de Burdayım
Duyuyor, hissediyor musun beni! Yaşarken yok sayılmak, hatırlanmamak, hattâ atılmak bir kenara… Anadan, babadan uzak, başka kollarda şefkati bulmaya çalışmak.
Herkese "anne" diyen, o gönüllerin dudaklarından çıkan sesle sesleniyorum size Muhammed ümmeti!
Hani, Rasûlullâh buyurmuştu ya "komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir!.."
Şimdi ben şefkate, sevgiye açım ve haykırıyorum. Siz, "imanlı olduğunu her seferinde söyleyen, ancak beni duyamayan" kimselere!.. Güzel insanlara…
Beni anlayacak insanlar arayıp durdum hep. Sürekli, ismi ya "anne", ya da "baba" olan, ancak bu değerlerden bîhaber olan kimseler çıktı karşıma… Her seferinde küçümsediler beni ve taştan duvar misâli, setler çekildi duygularıma.
Yoktu anlayacak beni. Gece uzanınca yatağıma, yanımda kardeşim değil; sokakları terk edilmiş arkadaşlarım olurdu. Onlarla kavga eder; huzursuz, gözlerim yaşlar içinde öylece uykuya dalardım, çok gece …
"Kalkış" diye bağıran bir ses kahvaltıya çağırırdı. Sıcak duygulardan uzak, katılaşmış duygularla... Her sabah, yine yoktu o sıcaklık. Hep bir sabah kalkınca olacak ümidiyle açtığım gözlerimi, tekrar kapatıp hiç açmamak istediğim anların sayısı bilmem ne kadardı.
Büyüyordu, bu küçük, sevgiye susamış gönül…
Gelirdi ziyaretime, zaman zaman annelik duygularını tatmin için bazı anneler... "Tamam buldum, artık bu beni bırakmaz!" derken, tam bağlanmışken, o da unuturdu beni anne ve babam gibi. Şimdi güvenmez oldum, insanlara. Çünkü beni alıp kurduğum hayallere götürecek sandığım insanlar, elime susturmak için hediyeler tutuşturuyordu. İçimden o süslü hediyelerini suratlarına fırlatmak geçiyordu, beni anlasınlar diye…
İşte bunlarla büyüdüm ben. Sıkıntıdan artık tırnaklarımı yemek yetmiyor, ellerimin derilerini yer olmuşum. Birgün bir abla bu duruma çok üzülmüş, ancak o da beni anlayıp bana yardım etmemiş. Belki de edememiş.
Sonra baktım ki, içimi farklı duygular doldurmaya başladı. Elimdeki ekstazi hapları yetmiyordu artık. Daha çok para lâzım demekti bu. O da hırsızlık ya da dilencilikle.
Bir taraftan da anne dediğim insanlar, güzelliğimi mevzu eder oldular… Bir şeyler mi düşünüyorlardı ki benim hakkımda bana sormadan. Zaten olacak da bu değil miydi? 18 yaşından sonra bir kendini bilmezle evlendirileceğim ya da ortada kalıp hayatın bütün iğrençlikleri saracak etrafımı çepeçevre….
Derken artık ortasındaydım çıkmazın. Dayanılmaz duygular, ızdıraplar vardı. Ama bir şeyler rûhumdaki boşluğu doldurmak için bekliyordu sanki… Biliyordum, o "Rahmân" bırakmayacaktı beni, etrafımdakiler gibi... Hep bunun ümidiyle yaşamadım mı sanki?!.
Çıkamıyorum bu kaosun içinden, Tîh sahrası misâli. Bir yeni nesil bekler oldum coşkun kaynaklardan beslenmiş!
"İşte biliyordum geleceğini!.." deyip atılmıştım; ilk kez güvenmiştim bir daha ayrılmamak üzere. Çünkü ondan gelen ışık inançlıydı. Diğer insanlar gibi kendi için değil, benim için yanımdaydı.
Ağzından dökülenler, susamış gönlüme su serpiyor; sönmeye yüz tutmuş ateşi körüklüyordu âdeta... Derken artık parlıyordu herkese lâzım olan iman!.. Tam gitti gidecek derken yetişmişti Mevlâ'm yardımıma.
Yıllardır kurtuluşum için uzattığım ellerime karşılık, uzanmıştı Allah ve Rasûlü aşkıyla yanan bir yürek…
Sizler, ey kendini müslüman hisseden güzel insanlar!.. Benim gibi uzanmış ve ben buradayım diye haykıran sesleri, tatlı uykularınızda, o cıvıl cıvıl iş yerlerinizde ve sıcak evlerinizde duyar olun artık.
Bu elleri tutan eller olun!..
|
|