 |
GENÇLIGIMIZ
Insan; ruh akil ve cesetten mürekkep, ahsen-i takvîm ve mükerrem olarak yaratilmis bir varliktir. Tarihin karanlik devirlerinde bile insanlar yalniz baslarina yasamamis, birleserek cemaatler, kabileler, sonra da milletler meydana getirmislerdir.
Süphesiz her kabile, her cemiyet ve her millet sosyal, kültürel ve manevî dünyaya sahiptir. Manevî bünyenin mensei de dindir. Digerleri de o cemiyetin, o milletin yasadigi bölgeye has, cografî ve tarihî temellere dayali bulunur. Sayet cemiyet yabanci tesirlere açilir, millî ve manevî degerlerinden uzaklasirsa basibosluk girdabina yuvarlanir.
Günümüz insaninin, bilhassa gençliginin bir inanç ve maneviyat bunalimi geçirdigi muhakkaktir. Maddî arzularin tatmininin ilk sirayi almasi ve bütün medenî vasitalarin bunu temine yönelmesi; insanin kendini tanimasina, ruhî ve manevî ihtiyaçlarini hissetmesine büyük bir engel teskil etmekte ve neticede bunalim ve huzursuzluklar hergün artmaktadir.
Ama bütün çabalara ragmen "Kendi yürüyüsünü terketti, baskasinin yürüyüsünü de ögrenemedi." sözünün tam manasinda olduk. Ne Dogu'lu olmaktan siyrilabildik, ne de Bati'li olabildik. Iste bugün gençligimizin çektigi sancilarin ana sebebi budur.
Bugün hâlâ Müslüman - Türk Gençligine karsi ailesinden, millî ve manevî degerlerinden koparma planlari sinsice tatbik edilmektedir. Dün Devletine, Mehmetçige ve ögretmenine kullanmak üzere eline silah verilen gençlik, bugün uyusturucu madde (eroin, morfin, vs.) ve içkinin mahmurlugunda suursuz, gayesiz, ve ayakta durmaktan aciz, bitkin bir canli cenaze durumuna gelmistir. Hergün ortaya çikarilan uyusturucu madde imalathane ve kaçakçilik sebekeleri bunun açik misalidir.
Islâm bes esasin muhafazasini emreder.
Bunlar:
1- Canin
2- Aklin
3- Malin
4- Neslin
5- Dinin muhafazasi.
Din seâire riâyet ve mukaddesatin korunmasiyla kaimdir. Insan akli ile insandir. Içki, insani insanliktan uzaklastirdigi için ve içki müptelâsi bir kimsenin de yukarida sayilan bes esasi muhafazadan yoksun oldugu için haram kilinmistir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v):
"Içki bütün kötülüklerin anasidir" buyururken, içkiden halâ ne fayda bekleniyor?..
Gilbert BALLET bu hususta söyle der: "Alkol sefaletin mucidi, hapishane ve timarhanenin sermayesidir." Alkol = Sefalet =Hapishane = Timarhane = Kabristan...
Gençligimizi tehdit eden en tehlikeli unsurlardan birisi de hiç süphesiz müstehcen nesriyattir. Basin ve sinema yoluyla ve bugün revaçta olan TV. kanallari ve video kasetleriyle adeta ahlâksizlik firtinasi estirilmektedir. Neticede gencin; aklinin degil, nefsinin istikametinde hareket eden nefisperest bir varlik haline gelmesine vesile olunmaktadir.
Gençlige tesir eden ictimâî ve fizikî muhitin tesirlerini de bu arada zikredebiliriz. Aile, arkadas, komsu, okul vs.. Ancak bunlari teferruatiyla anlatabilmemiz için, bir kitapçik yazmamiz icab eder.
Ibnu'l Kayyim: "Çocuklarin çogundaki bozuklugun sebebi babalaridir. Onlar, babalarinin ihmali, dinin farz ve sünnetlerini ögretme isini terketmeleri yüzünden bozulmuslardir."(1)
Halife Mansur, hapiste bulunan Emevîlere sordurur: Hapis sirasinda size en ziyade zor gelen sey nedir? Su cevabi verirler:
"Çocuklarimizin terbiyesinden mahrum kaldik" (2)
Insani kötülüklerden alikoyacak tek kuvvet Allah korkusudur. Bugün Türk Genci'nin mahrum oldugu faziletlerden birisi de budur.
Merhum Akif:
"Ne irfandir veren ahlâka yükseklik ne vicdandir;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandir." (3) diyor.
Islâm Dini; gencin ruhen, ilmen ve bedenen kuvvetli, dünya ve ahiret dengesini temin etmis, mesuliyetini müdrik kisiler olmasini esas tutar.
"Allah'in sana verdigi mal ile ahiret yurdunu (Cenneti) ara, dünyadaki nasibini de unutma."(4)
Ayrica Hz. Ali (r.a.):
"Sihhatini, kuvvetini, istirahatini, gençligini, canliligini, zenginligini unutma. Zira bunlarla âhiretini talep edeceksin."(5) buyurur.
Allah-u Teâla: "Ey iman edenler! Kendinizi ve aile efradinizi yakiti insanlar ve taslar olan atesten koruyun"(6) buyurur.
Bu hususu Imam Gazali de söyle açiklar: "Burada emredilen korumanin te'dib, tezhib, güzel ahlâki talim, kötü arkadaslardan korumak, zevk için yemeye alistirmamak, zîneti ve konforu sevdirmemek vs. gibi terbiye faaliyetleri mevcuttur." (7)
Zira Islâm imani ile, Türk'ün kaninin yogrulmasindan, tükenmez bir enerji ve yenilmeyen bir kuvvet dogmustu. Dün seni tarih sahnesinden topla, tüfekle silmeye muvaffak olamayanlar, asirlardir sarsamadiklari iman cepheni zararli ideolojiler ve senin olmayan örf ve âdetlerle çökertmeye çalismaktadirlar.
Bu millet; Sa'd Bin Ebi Vakkas gibi, Mus'ab Bin Umeyr gibi iman çi gençleri yetistirecek hasletlere sahip bir millettir.
Sa'd (r.a) anlatir: "Ben Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e gidip iman ettigimde bir delikanliydim. Annem bana karsi boykot ilan etti. Çok defa dövdü, vurdu, basimi yardi. Çok defa beni bir tarafa kilitledi. Günlerce aç susuz birakti. 14-15 yasimdaydim. Ama "Lâ ilâhe illallah" demekten vazgeçmiyordum. Nihayet bunlarla beni sindiremeyecegini anlayinca, bu defa açlik grevi yapmaya basladi. Bir sey yemiyordu. Bir gün eve girdim, benzi sararmis, ayaklarinin takati kesilmis, dininden dönmezsen bir sey yemeyecegim, diyordu. Bu bana çok dokundu. Beni sînesinde büyüten annem beni Rasûlullah (s.a.s.)'tan koparmak, sapik düsünce ve ideolojilere saptirmak istiyordu. Dedim ki: "Vallahi anne sunu bil ki, suracikta ölsen de ben yine Rasûlullah'dan dönmeyecegim." diyor. Ve dönmüyordu.
Yüce Allah söyle buyuruyor: "Bir de içinizden öyle bir cemaat bulunsun ki, (onlar herkesi) hayra çagirsinlar. Iyiligi emretsinler; kötülükten vazgeçirmeye çalissinlar. Iste onlar murada erenlerin ta kendisidir." (9)
Ölürsem sehid, kalirsam gazi mefkuresiyle candan ve canandan geçen senin ceddin bir kahramanlik timsaliydi. 26 Agustos Cuma günü ordugâhta okunan Kur'an âyetleri ile cosan askerleriyle Cuma Namazini kilarak dua eden Sultan Alparslan Gazi, yasli gözlerle mücahidlerine söyle hitab eder:
"Sayica az olmamiza ragmen, ben düsmana minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua edilen su saatte hücum etmek istiyorum. Ya gâyeme ulasir, ya da sehid olarak Cennet'e girerim. Sizlerden arkamdan gelmek isteyenler gelsinler. Istemeyenler de gidebilirler. Simdi burada ne emreden bir Sultan, ne de emredilen bir asker vardir. Bu gün ben sizlerden biriyim. Ve sizinle birlikte savasacagim. Beni takip eden ve canini Yüce Allah'a adayan kimse Cennet'e gidecegi gibi kazanca da nail olacaktir. Uzaklasip gidenler ise ateste yanacak ve kötülüklere ugrayacaktir."
Bu hitabeden sonra inançli ve yigit askerler, gazâ ve sehâdet için helâllesirler. Ve Malazgirt Muharebesi, Allah'in lütfu ile kazanilir. Anadolu kapilari bir daha kapanmamak üzere Müslüman Türk'e açilir. (10)
Bati'dan gelen herseye "evet", bizden olan her seye "hayir" zihniyeti... Ve bu hasta zihniyetin kurbani köksüz bir gençlik... 12 Eylül öncesi doruk noktaya varan hazin bir manzara... Kötülükler dizi dizi, fitne sel gibi... Kiyim, katliam, ne vicdan taniyor, ne de gözyasi. Sairin dedigi gibi: "Huzur sizlere ömür, dert salkim saçak."
Gençlik; vicdanin ziyasi olan manevî ilimlerden mahrum, sadece müsbet ilimlerle yetistigi için, neticede devletinin temeline dinamit koyan, Mehmetçige silah çeken, ögretmenine hakaret eden, ilim yuvalarini silah deposuna çeviren anarsist bir nesil olarak çikti.
Halbuki gençlige fizik, kimya, astronomi vs.nin yaninda Allah korkusu, O'nun varligi ve birligi, ahiret inanci, mazisine baglilik ve ecdadininin üstün meziyetleri anlatilmis olsaydi bu hazin tablo ortaya çikmayacakti. Islâm'a eskiden cehaletten gelen saldiri, yirminci asrin sonlarinda fen ve felsefeden gelmeyecekti.
Ilim, elektrik misali iman kablosuyla muhafaza içine alindiktan sonra istikamet verilirse faydali olur. Insani insan yapan ilim, irfan, edeb ve terbiyesidir. Bunu saglayacak baslica âmil Islâm'dir.
Bir memleket için egitim kurumlari bedende bas hükmündedir. Düsünceden yoksun basin bedeni ibtizale götürdügü gibi, manâdan uzak egitimin yetistirecegi fertler de dolayisiyla cemiyetleri ve milletleri mazisinden kopuk, millî ve manevî degerlere sirt çeviren kimseler olacaklardir.
Avrupa, orta çagda taassub ve geriligin batakligina saplandigi zamanlarda, Islâm âlim ve feylesoflarinin ulastigi talim ve terbiye, fen ve sanat gibi degerlerden istifade edip, o sayede ilim ve san'atta en yüksek seviyeye çiktigi inkâr kabul etmez bir hakikattir.
Hasmetli bir maziyi özleyis hasreti ve bugünleri, degerleri kaybettirenlere karsi merhum Akif; meramini söyle dile getirir:
"Bir zamanlar biz de millet, hem nasil milletmisiz.
Gelmisiz dünyaya milliyet nedir ögretmisiz.
Kapkaranlikken bütün afâk-i insaniyetin
Nûr olup fiskirmisiz tâ sinesinden zulmetin,
Bu hissizlikle cemiyet yasar derlerse pek yanlis,
Bir ümmet gösterin ölmüs maneviyatiyla sag kalmis?"(11)
Maziden bihaber nesillerin, istikbâle emin adimlarla yürümesi mümkün degildir. Halbuki biz hasmetli bir maziye sahip milletin efrâdiyiz.
Müslüman-Türk Genci! Senin ecdadinin daima Hakk'in temsilcisi olarak üç kitada asirlarca at kosturmadi mi? Akdeniz'i rakipsiz bir donanmasiyla "Türk Gölü" haline getirmedi mi? Haksizliga ugrayanlar hep senin ecdadinin gölgesine siginmadi mi?
Hizini Islâm'dan alan senin ecdâdin tarihin seyrini degistiriyordu. Bir çag, atinin nallari altinda yere serilirken, kilicinin ucu ile yeni bir çag açan yine senin ecdadin degil miydi? Avrupa üniversitelerinde asirlarca ders kitabi olarak okunan eserleri senin ecdâdin yazmadi mi?
|
|