|
Super Moderator
Tecrübe Puanı: 4 
|
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 2.057
|
07-30-2008, 01:49 PM
|
TEVHİD ANAHTARININ ÜÇÜNCÜ DİŞİ:
Haram ve şüpheli lokmalardan korunmuş,
helâl lokmalarla beslenen temiz bir mide.
Kalbe menfî tesir eden en mühim hususlardan biri de haram ve şüpheli lokmalardır.
Zîrâ haram ve şüpheli gıdâlar; mânevî duyguları zedeler,
kalbi hantallaştırır, gaflet ve kasvet verir.
Neticesinde de nefsânî arzuları tahrîk eder.
Bu hikmete binâen âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur:
“…Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin…” (el-A’râf, 160)
Helâl olan temiz gıdânın vücutta nasıl bir tesir icrâ ettiğini,
Mevlânâ Hazretleri şu sözlerle dile getirmiştir:
“Helâl kazançtan elde edilen lokma, nûru ve rûhâniyeti artıran lokmadır.”
Helâl lokma, kalbi nâdânlıktan korur.
Bu yüzden mü’min, temiz ve helâl kazancını,
hiçbir zaman haram ve şüphelinin murdarlığıyla kirletmemelidir.
Abdullah bin Ömer Hazretleri haram ve şüphelilerden kaçınmanın lüzûmuyla ilgili olarak:
“Namaz kılmaktan yay, oruç tutmaktan çivi gibi olsanız da
haram ve şüpheli şeylerden kaçınmadığınız sürece, Allah o ibâdetleri kabul etmez.”
buyurmuşlardır.
Şu gerçek de zihinlerden hiç çıkarılmaması gereken bir hakîkattir ki,
oruç ibâdetinde, belli bir müddet için de olsa,
helâllerden bile uzak kalıp nefsimizi dizginliyor olmamız,
haram ve şüphelilerden ne kadar titiz bir şekilde kaçınmamız gerektiğinin bizlere ayrı bir telkînidir.
Yâni insan, helâl gıdaya bile ayrı bir itinâ göstermelidir.
Nitekim Mevlânâ Hazretleri, insanın helâl gıda ile rızıklanırken
dikkat etmesi gerekenleri, şu sözleriyle ifâde buyurmuştur:
“Cesedine yağlı, ballı şeyleri az ver.
Çünkü tenini aşırı besleyen, nefsânî arzulara düşüyor
ve sonunda rezil olup gidiyor.
Rûha mânevî gıdâlar ver.
Olgun düşünüş, ince anlayış ve rûhî gıdalar sunda,
gideceği yere güçlü, kuvvetli gitsin!”
TEVHİD ANAHTARININ DÖRDÜNCÜ DİŞİ:
Tasannûdan, gösterişten ve her türlü mânevî ârızadan temizlenmiş
ve sırf Allah için yapılan amel-i sâlih.
Cenâb-ı Hak, amellerimizde ne derece ihlâs sâhibi olduğumuza bakar.
Bu hakîkat dolayısıyladır ki, Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm:
“Ameller, niyetlere göredir.” buyurmuşlardır.
Niyetlerimizin Hak rızâsı doğrultusunda olması gerekir ki,
yapmış olduğumuz ameller, Hak katına varabilsin.
Allah Teâlâ, rızâsı dışındaki gâyelerle yapılan ibâdetleri bir paçavra gibi kulunun yüzüne çarpar.
Bir hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğu bildirilir:
“...Kim işlediği amelde Ben’den başkasını Bana ortak koşarsa, o kişiyi de, ortak koştuğunu da reddederim.” (Müslim)
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuştur:
“İnsanların en câhili, âhiretini başkasının dünyası için satandır.
Yâni Allah rızâsı yerine kul rızâsına temâyül edenlerdir.”
Nasıl ki bir hayvan, kâbiliyetleri ile değer kazanırsa,
insan da aklını ve kalbini doğru kullanmasıyla değer kazanır.
Bu sebepten Yahyâ bin Muaz -radıyallâhu anh- bizlere şu nasihatte bulunmaktadır:
“Ey arkadaş! Îman kesene dikkat et. Riyâ ve kötü huy fareleri onu kemirmesin!”
Çünkü riyâ, gıybet, din kardeşini küçük görme gibi kötü huylar,
insanın hak katında makbul olan amellerini yiyerek bitirir.
Sâdî-i Şîrâzî şöyle anlatır:
“Çocukluğumda da zühde, riyâzâta, gece ibâdetine düşkündüm.
Bir gece babamın yanında oturuyordum.
Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i elimden bırakmamıştım.
Birtakım kimseler ise, etrafımızda uyuyorlardı.
Babama:
- Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp
iki rekât teheccüd namazı kılmıyor; sanki ölü gibi uyuyorlar.» dedim.
Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve:
- Oğlum Sâdî! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar gibi uyusaydın!
(Zîrâ senin hor gördüklerin, şu andaki ilâhî rahmetten mahrûmiyet içindelerse de,
onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor. Senin amel defterine ise,
din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günâhı yazıldı.)» karşılığını verdi.”
Velhâsıl yaptığımız amellerin Arş-ı Âlâ’ya varabilmesi için
başkalarının iltifatlarına îtibâr etmemek ve amellerimizin
bizi ucub ve kibre sürüklemesine fırsat vermemek îcâb eder.
Nitekim Hacı Bayram-ı Velî’nin dediği gibi:
“Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur.”
* * *
İşte bu dört hususa lâyıkıyla riâyeti tembihleyen
Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri sözlerini şöyle tamamlar:
“Evlâdım! Eğer kelime-i tevhîd anahtarının bu dört dişini sapasağlam yerine yerleştirebilirsen,
bu anahtar sana ebedî cennet kapılarını açar.”
Mevlânâ’nın ifâdesiyle:
“Kendini Hak Teâlâ’nın önünde yakıp yok etmen gerekir.
Eğer gündüz gibi aydınlanmak, parlamak istiyorsan,
geceye benzeyen, gece gibi karanlık olan varlığını, benliğini yak.”
Yâni bütün kötü huylarından vazgeç.
* * *
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde:
“Kimin son sözü,
«Lâ ilâhe illâllâh: Allah’tan başka ilâh yoktur.»
cümlesi olursa, o kişi cennete girer.” buyurmuşlardır. (Ebû Dâvûd)
Lâkin son nefeste kelime-i tevhîd ile can verebilmenin yolunu da,
diğer bir hadîs-i şerîflerinde şöyle beyân etmişlerdir:
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî)
Velhâsıl cennet anahtarı olan kelime-i tevhîd ile
âhirete intikâl edebilmek için onun muhtevâsında bir hayat yaşamak îcâb eder.
Bunun için de evvelâ kalpteki bütün menfîlikleri bertaraf ederek
onu hevâ ve heves putlarından temizlemelidir.
Kelime-i tevhîdin başındaki “«لَا اِلٰهَ» lâ ilâhe”nin en mühim mânâsı budur.
Nitekim âyet-i kerîmede buyrulur:
“(Rasûlüm!) Hevâ ve hevesini (nefsânî arzularını) ilâh edinen kimseyi gördün mü?
Şimdi ona Sen mi vekil olacaksın? (Yâni vekil olup da onu kurtaramazsın!)”
(el-Furkân, 43)
Mevlânâ Hazretleri de bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Allâh’ın zâtından başka her şey fânîdir.
Mâdemki O’nun zâtında yok olmamışsın, artık varlık arama.
Kim bizim zâtımızda, hakikatimizde yok olursa, «yok olmak»tan kurtulur, bekâ bulur.
Çünkü o «اِلاَّ» illâ’dadır; «لَا» lâ’dan geçmiştir.
Makâmı «اِلاَّ » illâ’da olanlar ise yok olup gitmez.”
Şu âyet-i kerîme, Cenâb-ı Hakk’ın biz kullarına olan en büyük mesajlarından biridir:
“Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102)
Kalpler, ancak bütün menfîliklerden temizlendiğinde
“illâllâh” hakîkatinin mazharı hâline gelir ve mârifetullâh yolunda merhale alabilir.
Rabbimiz, kelime-i tevhid’in muhtevâsında bir hayat yaşamayı
ve son nefesimizde de hâlisan kelime-i tevhid ile can verebilmeyi cümlemize ihsân eylesin…
Âmîn…
Osman Nuri Topbaş
__________________
 ...Sermayem Rahmetin, İlacım Cemalindir...
YARSIN… CANSIN… ŞİFASIN

|
|