Geri git   > ISLAM ILIMLERI > Karisik Konular
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Karisik Konular Ibret Alinacak Konular, Yazilar





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-14-2007, 04:31 PM   #11 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Hindistan´da yetişen meşhûr velîlerden Ebû Saîd-i Fârûkî (rahme- tullahi teâlâ aleyh) hazretleri ile ilgili olarak Meyân Ahmed Asgar anlatır: "Bâzan uyuyup kalır, teheccüd namazı kılamazdım. Bu hâlimi Ebû Saîd Fârûkî hazretlerine arz ettim. Buyurdular ki: "Bizim hizmetçiye söyleyin, teheccüd zamânında bize hatırlatsın, sizi kaldıralım. Bu kadarı bize, diğeri size âid olsun." Bundan sonra teheccüd saati gelince, sanki birisi gelip beni kaldırırdı. Böylece bir daha teheccüd namazımı kaçırma*dım."

Tasavvuf büyüklerinden Ebû Yâkûb Nehrecûrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine birisi gelerek; "Namaz kılıyorum, fakat tadını içimde bulamıyorum." dedi. Ebû Yâkûb o zâta; Allahü teâlâyı sâdece namazda hatırlarsan böyle olur. Allahü teâlâyı her zaman hatırlarsan, yapılan ibâ*detlerin tadını alabilirsin." diye cevap verdi."

En büyük velîlerden İmâm-ı Ebû Yûsuf (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri hakkında Hasan bin Ebî Mâlik şöyle anlatır: Ebû Yûsuf haz*retlerinden işittim; "Namaz kılıp da arkasından hocam İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe hazretlerine hayır duâ etmediğim hiç bir namazımı hatırlamıyo*rum. Bütün namazlarımın sonunda hocama duâ ettim. İstigfâr okudum." diye bildirdi.

İbrâhim bin Mesleme Tayâlisî anlatır: "İmâm-ı A´zam hazretleri ho*ca- sı Hammâd´a ebeveyninden önce duâ ettiği gibi" Ebû Yûsuf hazretleri de hocası İmâm-ı A´zam´a, anne ve babasından önce duâ ederdi."

Tebe-i tâbiînden meşhur fıkıh âlimi ve velîlerden Evzâî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Namazda huşûnun nasıl olacağını sordukları zaman, Evzâî hazretleri şöyle cevap verdi: "Gözleri aşağı düşürüp, önü- ne bakmak, yanlarını kabartıp, şişirmeyip alçaltmak ve bir de kalb yumu- şaklığı, yâni üzüntülü bir vaziyette durmak. Gösteriş olunca huşû gider.

Tâbiînin büyüklerinden, hadîs ve fıkıh âlimi Eyyûb-i Sahtiyânî (rah- metullahi teâlâ aleyh) bir sohbetinde buyurdular ki: "Namazı kasden terkeden dinden ayrılır."

Evliyânın büyüklerinden Habîb-i Acemî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdu ki: Bir kimse beş vakit namazından birini kılmasa ve hangisini kılmadığını bilmese ne yapması îcâb eder?" diye suâl edildiğinde; "Bu gibilerin kalbi Hak´tan gâfildir. Cezâ olarak beş vakit namazın hepsini ka- zâ etmelidir.

Hindistan´ın büyük velîlerinden Hacı Hıdır Efgân hazretlerine, hocası İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin yazdığı mektubu şöyledir:

"Kıymetli mektubunuz geldi. İçindekiler anlaşıldı. İbâdetlerden zevk duymak ve bunların yapılması güç gelmemek, Allahü teâlânın en büyük nîmetlerindendir. Hele namazın tadını duymak, nihâyete yetişmeyenlere nasîb olmaz. Hele farz namazların tadını almak, ancak onlara mahsûs*tur. Çünkü nihâyete yaklaşanlara nâfile namazların tadını tattırırlar. Ni*hayette ise yalnız farz namazların tadı duyulur. Nâfile namazlar zevksiz olup, farzların kılınması büyük kâr, kazanç bilinir. Fârisî mısrâ tercümesi:

Bu iş büyük nîmettir. Acaba kime verirler?

Namazların hepsinde hâsıl olan lezzetten, nefse bir pay yoktur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekte, feryâd etmektedir. Yâ Rabbî! Bu ne büyük rütbedir. Arabî mısrâ tercümesi:

"Nîmete kavuşanlara âfiyet olsun."

Bizim gibi ruhları hasta olanların bu sözleri duyması da, büyük bir nîmettir ve hakîkî saâdettir. Fârisî mısrâ tercümesi:

"Bâri kalbimize bir tesellî olsun."

İyi biliniz ki, dünyâda namazın rütbesi, derecesi, âhirette, Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. Âhirette en yakın ol*duğu zaman da, rüyet yâni Allahü teâlâyı gördüğü zamandır. Dünyâdaki bütün ibâdetler, insanı namaz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksad namaz kılmaktır. Saâdet-i ebediyye ve sonsuz nîmetlere ka*vuşmanızı dilerim."

Evliyânın büyüklerinden Hâris el-Muhâsibî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Namazını, artık dünyâdan ayrılıyormuş gibi kıl."

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:31 PM   #12 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Osmanlıların en meşhûr fıkıh âlimi ve velî İbn-i Âbidîn (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir va- kit namaz vardı. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi. Namaz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inan*mak, îmânın şartıdır. Namaz, duâ demektir. Dînin emrettiği, bildiğimiz ibâdete, namaz "salat" ismi verilmiştir. Mükellef olan yâni âkil ve bâliğ olan her müslümanın, her gün beş vakit namazı kılması "Farz-ı ayn"dır. Farz olduğu, Kur´ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiştir. Mîrâc gecesinde, beş vakit namaz emrolundu. Mîrâc, hicretten bir yıl önce, Receb ayının yirmi yedinci gecesinde vukû buldu. Mîrâcdan önce, yalnız sabah ve ikindi namazı vardı."

Evliyânın büyüklerinden İbn-i Atâullah İskenderî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Namaz, kalbi günah kirlerinden temizler. Gayb per- delerini açar."

Büyük velîlerden İbn-i Nüceyd (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri; Ebû Amr Züccâcî´ye; "Farz namazlarda ilk tekbiri getirirken neden hâlin değişiyor?" diye sordu. Züccâcî şöyle cevap verdi: "Bir farza sıdk ve doğrulukla başlamamak husûsunda korkuyorum. Bir kimse "Allahü ek- ber" (Allah en büyüktür) der de kalbinde O´ndan büyük bir şey bulu*nursa veya ömür boyunca O´ndan başka birinin yüceliğini ve büyüklü*ğünü kabûl ederse, kendini kendi diliyle yalanlamış olur."

Hindistan´da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâ- m-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey na- mazdır.

Tâbiînin tanınmışlarından ve evliyânın büyüklerinden Ka´b-ül-Ahbâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Evlerinizi Allahü teâlâyı anmak sûretiyle nûrlandırınız. Evlerinizi onda namaz kılarak nasiplendiriniz. Al- lahü teâlâya yemin ederim ki, böyle yapanlar gök ehli arasında tanı*nırlar. Gök ehli; "Falan oğlu falan, evini, Allahü teâlâyı anarak süslüyor." Der- ler."

Yine buyurdular ki: "Ne mutlu evlerini mescid yapanlara. Mescidler, takvâ sâhiplerinin (haramlardan, günâhlardan sakınanların) evleridir. Allahü teâlâ, namazını, orucunu ve zekâtını gizleyen kulları ile, melekle*rine övünür."

"Allahü teâlâya yemin ederim ki, su kiri giderdiği gibi, beş vakit na*maz da günâhları giderir."

"Eğer sizden biriniz, iki rekat nâfile namazın sevâbını bilseydi, onu dağlardan daha büyük görürdü.

Farz namazlara gelince, artık onun sevâbını ifâde etmek (açıklamak) mümkün değildir."

Evliyânın meşhûrlarından Kayyûm-i Cihân Muhammed Seyfullah (rahmetullahi teâlâ aleyh) her işinde olduğu gibi nâfile namazları kılma husûsunda da sünnete uyardı. Namaz kılarken namazın tâdil-i erkânına, edeblerine riâyet eder, hudû´, huşû´ ve tumânînet içinde olurdu. Kıyâmda ve secdede uzun müddet dururdu. Kendinden geçmiş, kalbi Allahü teâ- lâya yönelmiş, dünyâ düşüncelerinden tamâmen kurtulmuş bir hâlde namaz kılardı. Her hafta, peşi peşine olmak üzere; pazartesi, salı, çar*şamba ve perşembe günleri bâzan da hafta boyunca oruç tutardı. Gi*yinme husûsunda da sünnete uyardı. Aslâ bid´at işlemezdi. Hiçbir bid´ati beğenmez ve kabûl etmezdi. Bid´at sâhiplerinden uzak durur, onları meclisine kabûl etmezdi. Dünyâya düşkün olanları huzûruna kabûl et*mez, zenginlerle görüşmezdi.

Osmanlı âlim ve velîlerinden Mahmûd Kefevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) gerek Sinop´ta bulunduğu sırada, gerekse daha önceki zaman*larda çok defâ sevgili Peygamberimizi rüyâsında görüp, müşküllerini O´- na sorardı. Bir defâsında İstanbul´da iken rüyâsında kendisini Resûlullah efendimizin husûsî meclisinde gördü. Tam bir edep ve tevâzû içinde mü- bârek dizlerini öpüp, her iki yanına yüzünü sürdü. Kırıklık ve mahcûbiyet- le; "Yâ Resûlallah! Bir kimse namazda şüphe edip, kaç rekat kıldığını bi- lemezse, fakihler ve müctehidler fetvâ verdiler ki: "Zann-ı gâlib üzere de- vâm etsin, onu bozup tekrar baştan kılmasın." dediler. Bu hal bana çok ârız oluyor. Şüpheyi kaldırmak için bozup tekrar kılmak bana tenbellik verip zor gelmiyor. Öyle olduğunda ben o namazı bozup tekrar kılmak is terim. Fermân-ı âliniz nedir?" diye sordu. Bunun üzerine Pey*gamber efendimiz; "Onu tekrar etme. Fukahânın ictihâdına göre zann-ı gâlibin üzerine devâm edip kıl." buyurdular
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:32 PM   #13 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Büyük velîlerden Ma´rûf-ı Kerhî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretle- ri´nin yanına Yahyâ bin Mâîn ile Ahmed bin Hanbel hazretleri geldiler. Yahyâ bin Mâîn, Ma´rûf-ı Kerhî´ye Secde-i sehv´i sormak isti*yordu. Ah- med bin Hanbel,Yahyâ´ya; "Sus!" dedi. Fakat o susmadı ve; "Yâ Ebel-Mahfûz, Secde-i sehv hakkında ne dersin?" diye sordu. Ma´rûf-ı Kerhî; "Kalbin namazdan gâfil olup, namazdan başka bir şeyle meşgûl olmasın- dan dolayı bir cezâdır." deyince, Ahmed bin Hanbel; "Bu ne gü*zel ve ne mânâlı bir cevaptır." buyurdu.

Ma´rûf-ı Kerhî hazretleri bir gün namaz kılmak için ikâmet okudu ve sonra Muhammed bin Ebî Tevbe´nin öne geçip namaz kıldırmasını is*tedi. Kendisi imâm olmadı, müezzinlik yaptı. Muhammed bin Ebî Tevbe imâmlık yapmaktan çekindi ve Ma´rûf-ı Kerhî´ye; "Eğer bu namazı kıldı*rırsam başka namaz kıldırmam" dedi. Ma´rûf-ıKerhî bu sözü beğenmedi ve; "Nefsinden konuşuyorsun. Başka bir namaz kıldıracağını düşünmek (başka bir namaz vaktine kadar yaşayacağım diye konuşmak) tûl-i emel (uzun arzû) sahibi olmaktır. Tûl-i emel sâhibi olmaktan Allahü teâlâya sı*ğınırız. Çünkü tûl-i emel, hayırlı amel yapmaya mâni olur." buyurdular.

İstanbul´da yetişen büyük velîlerden Merkez Efendi (rahmetullahi teâlâ aleyh) bülûğ çağına geldiği günden, ömrünün sonuna kadar, hiç cemâatsiz namaz kılmamıştır. Eğer öğle ve yatsı namazlarında cemâate yetişememiş ise, namazını kılmış olanlardan birkaç kimseye; "Hayâ*tımda hiç cemâatsiz farz namaz kılmadım. İmâm olayım da sizlerle na*maz kılalım. Aynı namazı tekrar kılmanın zararı olmaz. Sonra kıldığınız nâfile olmuş olur." buyururdu.

Büyük velîlerden Muhammed bin Fadl Belhî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Güneşin doğuşundan, güneşe gözle bakılabildiği sürede (işrak zamanına kadar) namaz kılmak haramdır. Ancak işrak vaktinden sonra nâfile kılmak mübah olur."

Velî ve Hanbelî mezhebî fıkıh âlimi Muhammed Kudâme (rahme- tullahi teâlâ aleyh) hazretleri hakkında Ebû Bekr Abdullah bin Ha*san bin Nühhâs şöyle anlatmıştır: “Babam onu çok severdi. Bir Cumâ günü ba- na, Cumâ namazını onun arkasında kılacağım dedi. Ben de be*râber ay- nı câmiye gittim. Benim mezhebimde Fâtiha´dan önce Besmele çekilir. Onun tâbi olduğu mezhebde çekilmez. Acabâ bundan namazıma bir za- rar gelir mi diye düşünmüştüm. Mescide vardık. Muhammed bin Ahmed hazretleri orada idi. Babama selâm verip, sarıldı. Sonra; "Karde*şim na- mazını kıl, kalbini hoş tut. Çünkü ben, insanlara imâm olduğum günden beri her namazda Fâtiha’dan önce Besmele çekiyorum. Babam bana dönüp, bunu unutma!" dedi.”

Evliyânın meşhûrlarından ve büyük İslâm âlimi Muhammed Ma´sûm Fârûkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) Mektûbât-ı Ma´sûmiyye´sinin 1. cild 4. mektubunda şöyle buyurmaktadır:

...İyi biliniz ki, namaz dînin direğidir. Namaz kılan bir insan, dînini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın dîni yıkılır. Namazları, müstehap za- manlarda, şartlarına ve edeblerine uygun kılmalıdır. Bunlar fıkıh kitab- larında bildirilmiştir. Namazları cemâatle kılmalı, birinci tekbîri imâm ile birlikte almağa çalışmalıdır ve birinci safta yer bulmalıdır. (Câmiye geç gelip, birinci safa geçmek için, safları yarmak, cemâate eziyet ver*mek haramdır.) Bunlardan biri yapılmazsa mâtem tutmalıdır. Kâmil bir müslü- man, namaza durunca, sanki dünyâdan çıkıp âhirete girer. Çünkü dün- yâda Allahü teâlâya yaklaşmak, çok az nasîb olur. Eğer nasîb olursa o da zılle, gölgeye, sûrete yakınlıktır. Âhiret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, âhirete girerek, burada nasîb olan devletten hisse alır. Bu dünyâda hasret ve firâk ateşi ile yanan susuzlar, ancak namaz çeşmesi*nin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. Büyüklük ve mâbûdluk sahrâ*sında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin çadır etekleri altında vus- latın (matlûba kavuşmanın) kokusunu duyarak hayrân olurlar. Allahü teâlânın sevgili Peygamberi buyurdu ki: "Bir mümin namaz kılmağa başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile onun arasında bu*lunan perdeler kalkar. Cennet´te olan hûriler onu karşılar. Bu hâl, namaz bitinceye kadar devâm eder."
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:32 PM   #14 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Büyük velîlerden Muhammed Saîd Fârûkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Teşehhüdde parmak kaldırmamak hakkında Hanefî mez*hebine göre bir risâle yazıp, buyurdular ki: "Evlâ olan, parmak kaldırma*maktır." Parmak kaldırılmasının gerekli olduğunu iddiâ eden âlimler, ri*sâledeki cevaplar karşısında şaşırıp kaldılar.

Tâbiînin, zâhid, âbid ve müttekilerinden ve velî Sâbit bin Eslem el-Benânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Yirmi yıl çok sıkı bir şe*kilde namaza kalktım. Bütün bu yirmi yıl boyunca, onun nîmetini topla*dım."

Sâlih zâtlardan birisi için şöyle buyurdular: "Bir gün bu zât, arkadaş*larına; "Rabbimin beni andığı zamanı biliyorum." dedi. Arkadaşları buna hayret ettiler. "Pekâlâ, bu nasıl olur?" dediler. O da; "Ben, Allahü teâlâyı andığım zaman. Çünkü Allahü teâlâ, kul kendisini anınca, O da, kulunu anacağını bildiriyor." dedi.

Yine buyurdular ki: "Öyle insanlara yetiştim ki, çok namaz kılmaktan başlarını yastığa koyacak vakit bulamazlardı."

Tâbiîn devrinde Medîne´de yetişen yedi büyük âlimden biri olan Saîd bin Müseyyib (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Kırlarda namaz kılan kimsenin, sağında ve solunda iki melek durur ve onunla kılarlar. Ezan okur ve kâmet getirirse arkasında dağlar gibi melekler saf bağlar."

Büyük velîlerden Sehl bin Abdullah Tüsterî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) hazretlerinin ömrünün sonunda, el ve ayakları hareket etmez ol- muştu. Namaz vakti gelince, el ve ayakları açılır, namaz bitince, eskisi gibi hareketsiz olurdu. Bir gün zikirden bahsederken; "Allahü teâlâyı hak- kıyla zikreden, ölüyü diriltmeyi kast ederse, dirilir." dedi ve elini, önünde duran bir sakata sürdü, sakat iyileşip, ayağa kalktı.

Horasan´ın büyük velîlerinden Sülemî (rahmetullahi teâlâ aleyh) bu*yurdular ki: "Namaza başlarken elleri kulaklara kaldırıp tekbîr almak; Al*lah´tan başka her şeyi arkaya atıp iki dünyâyı bıraktım, yüzümü senin cemâline çevirdim demektir."

Hindistan’ın büyük velîlerinden, tefsîr, hadîs, kelâm, tasavvuf ve Ha*nefî mezhebi fıkıh âlimi Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Namaz şu üç şeyden ibârettir. 1) Allahü teâlânın azametini ve büyüklüğünü düşünerek, kalbin hudû ve huşû hâlinde ol*ması, 2) Dilin, Allahü teâlânın azamet ve kibriyâsını, büyüklüğünü söy*lemesi. Kulun hudû ve huşû üzere olması, Allahü teâlânın azamet ve kibriyâsını, celâlini, ifâde etmesi hâlinde en yüksek şeklidir. 3) Âzâları, bu huşû ve hudû hâline göre bulundurmak, ona göre hareket etmek.”

Namaz kılmak lezzeti bir müminde yerleşince, artık o kimse Allahü teâlânın nûruna dalar. Namaz o kimsenin hatâ ve günâhlarına keffâret olur. Çünkü iyilikler, kötülükleri yok eder. Allahü teâlâyı tanımak için na*mazdan daha faydalı bir şey yoktur. Bilhassa namaz, kalp huzûru ve ihlâs ile kılınırsa çok kıymetli olur. Nefsin akl-ı selîme itâat etmesi husû*sunda namazdan daha faydalı bir şey yoktur.”
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:32 PM   #15 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Hindistan´da yaşayan evliyânın büyüklerinden Tâhir-i Bedahşî (rah- metullahi teâlâ aleyh) hazretlerine, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin yazdığı mektuplardan birisi:

"Allahü teâlâya hamdü senâ olsun! O´nun sevdiği, iyi insanlara selâ*metler olsun! Canpûr´dan gönderdiğiniz mektup geldi. Rahatsız olduğu*nuzu okuyunca, üzüldük. Sıhhat haberini bekliyoruz. Vazifenize çok çalı*şınız! Hâsıl olan hâlleri bize yazınız! Ey sevgili kardeşim! Bu dünyâ, ça*lışmak yeridir. Ücret alınacak yer, âhirettir. Sâlih amelleri yapmağa uğra*şınız! Bu amellerin en faydalısı ve ibâdetlerin en üstünü namaz kılmaktır. Namaz, dînin direğidir. Müminlerin mîrâcıdır. O hâlde, onu iyi kılmağa gayret etmelidir. Erkânını (yâni farzlarını), şartlarını, sünnetlerini ve e- deblerini, istenildiği ve lâyık olduğu gibi yapmalıdır. Namazda tumânî- nete (yâni rükûda, secdelerde, kavmede ve celsede, bütün âzâ*nın hareketsiz kalmasına) ve tâdîl-i erkâna (yâni, bu dört yerde sükûn ve tu- mânînet bulduktan sonra, bir mikdar durmaya) dikkat etmelidir. Çok kimse bunlara dikkat etmeyip, namazlarını elden kaçırıyor. Tumânîneti ve tâdîl-i erkânı yapmıyorlar. Bunlara azâblar ve tehdîdler bildirilmiştir. Namaz, doğru kılınınca, kurtuluş ümîdi çoğalır. Çünkü, dînin direği dikil*miş olur. Seâdet-i ebediyyeye uçmak için tayyâre elde edilmiş olur.



"Âkıl isen kıl namâzı, çün seâdet tâcıdır,

Sen namâzı öyle bil ki, mü´minin mi´râcıdır!"

(2´nci cild, 20´nci mektup)

İstanbul´da yetişen büyük velîlerden Ünsî Hasan Efendi (rahme- tullahi teâlâ aleyh) hazretleri, sohbetleriyle çok talebe yetiştirdi. İslâmi- yetin emirlerine uymakta çok titiz davranırdı. Sevdikleriyle sohbet eder- ken ezan okunsa hemen; "Şimdi sizinle önce namazı kılalım. Sonra sohbetimize devâm ederiz." derdi. Berâberce namaz kılıp, ardından sohbete devâm ederlerdi. İkindinin ve yatsının sünnetlerini terk ettir*mezlerdi. Öğle ve yatsının son sünnetlerinin dörder rekat kılınmasını tenbih ederlerdi. Teheccüdü terketmez, talebelerinden biri kalkmasa onu îkâz ederlerdi. Dergâhında teheccüde kalkmadık talebe kalmazdı. Nef*siyle mücâdelede önde giden talebelerini kıymetli tutardı. Dergâhta Der*viş Mustafa adında biri vardı. Sesi çok güzeldi. Bir yaz gecesi üç gece sabah namazına kalkamadı. Ünsî Efendi talebelerine; "Mustafa´ya söy*leyin sabah namazına gelsin." diye tenbih ettiler. O yine namaza gel*medi. Bunun üzerine Ünsî Efendi onu dergâhtan çıkardılar. Talebelerden biri sonradan; "Efendim, Derviş Mustafa´ya ne olaydı izin verilse de der*gâha gelse. Zîrâ dergâha böyle biri lâzım." deyiverdi. O zaman Şeyh Ünsî Hasan Efendi hazretleri; "O üç gündür sabah namazına gelmedi. Biz ona tenbih ettik. Lâkin o bu tenbihimizi dinlemedi. Bu hal yarın hepi*nize sirâyet eder, bulaşır. Kendi nefsinin rahatını Allahü teâlânın emri üzerine tercih eden kimse bizim dergâhımıza yakışmaz. Gelmesin." bu*yurdular. Bundan sonra Derviş Mustafa dergâha alınmadı.

Mekke-i mükerremenin büyük âlim ve velîlerinden Vüheyb bin Verd (rahmetullahi teâlâ aleyh) herkes geceleri uyurken, kendisi yatmaz, yatsı abdesti ile sabah namazını kılardı. Namazını bitirdikten sonra; “Yâ Rab- bî! Eğer benim namazımda bir noksanlık kaldı ise beni affet. Büyük veya küçük günah işlemiş isem, onlara da tövbe ve istigfâr ediyorum.” Şek- linde duâ ederdi. Bir defâ secdede iken çok ağladı; “Yâ Rabbi! Beni af- fet.” diye duâ edip, çok göz yaşı döktü. Nihâyet; “Yâ Vüheyb seni affet*tim!” diye bir ses geldi.

Büyük velîlerden Ya’kûb Germiyânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) haz*retlerine, bir zaman bâzıları gelerek, namaz içinde gönüllerine çeşitli düşüncelerin geldiğinden yakındılar. Ya’kûb Germiyânî hazretleri; “Kırk yıldır değil namaz içinde, namaz dışında bile basîret gözüm, Allahü teâ- lânın rızâsından başka bir şeye bakmamıştır.” buyurduktan sonra, şöyle anlattı: “Bu yola girişimin ilk zamanlarıydı. Kendi hâlimde, kalbimle meşgûl olup, murâkabede idim. Birden önümde, çıplak bir kimse görü*nüverdi. “Avret yerini ört, yâhut da başka tarafa git!” dedim. Bu sözüme hiç aldırış etmedi. Gâyet mahzûn bir şekilde; “Ben dün kıldığın ikindi namazının sûreti, görünüşüyüm. Namazın sünnetleri benim libâsım (ör*tüm, elbisem) dır. Sen, bâzı dünyevî meşgûliyetler sebebiyle, namazın sünnetlerini terk eyledin. Onun için ben kıyâmete kadar bu hâlde kalsam gerektir.” dedi. O zaman, o çıplak sûret kendimmişim gibi öyle utanıp mahcûb oldum ve yaptığıma öyle pişman oldum ki, bu sebepten o andan îtibâren, Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmekte tam bir âgâhlık ve uyanıklık içindeyim. Çok dikkatli davranmaya, gaflette bulunmamaya çok gayret ediyorum.”

Büyük velîlerden Yûsuf bin Hüseyin Râzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine “Peygamber efendimizin; “Yâ Bilâl! Bizi ferahlandır.” hadîs-i şerîfi hakkında ne dersiniz?” dediler. Cevâbında buyurdu ki: “Bunun mâ*nâsı; “Yâ Bilâl! Ezân okumakla, bizi dünyâ meşgalelerinden ve sözlerin*den rahatlandır.” demektir. Çünkü, Peygamber efendimiz namazda ra*hatlardı. Namaz gözünün nûru idi.”

Konu CANSEVER tarafından (07-14-2007 Saat 04:38 PM ) değiştirilmiştir..
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:33 PM   #16 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Tâbiîn devri âlim ve evliyâsından Amr bin Dînâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) oruçla ilgili olarak da şu hadîs-i şerîfi rivâyet ettiler: "Hilâli görünce oruca başlayınız. Hilâli görünce bayram yapınız. Eğer hava bulutlu olur da hilâli göremezseniz, otuza tamamlayınız."

Tâbiînden, meşhûr hadîs hâfızlarından ve velî Mekhûl eş-Şâmî (rah- metullahi teâlâ aleyh) pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı ve; “Pazartesi günü Resûlullah efendimiz dünyâya teşrif buyurdular. Yine bugün, Peygamber olduğu bildirildi. Pazartesi günü âhirete irtihâl (vefât) buyurdular. Pazartesi ve Perşembe günü ameller Allahü teâlâya arz olu*nur.” dedi.

Evliyânın büyüklerinden ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi ikincisi olan Muhammed Bâkî-billah (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Oruç tutmak, Allahü teâlânın sıfatıyla sıfat*lanmaktır. Zîrâ Allahü teâlâ yemekten ve içmekten münezzehtir."

Cezâyir´de yetişen hadîs, kelâm, mantık ve kırâat âlimi Senûsî (rah- metullahi teâlâ aleyh) oruçlu olduğu bâzı günlerde; "Bugün oruçlu musu- nuz, yoksa oruçlu değil misiniz?" diye suâl edilince; "Ne oruçluyum. Ne de oruçlu değilim." derdi. Oruca niyetli olduğu için ve aynı zamanda ken- disini hakîkî oruç tutanlardan saymadığı için böyle söylerdi. "Oruçlu olup olmadığınızı bilemiyor musunuz?" diyenlere de cevap vermez, sâ*dece tebessüm ederdi.

Hindistan’ın büyük velîlerinden, tefsîr, hadîs, kelâm, tasavvuf ve Ha*nefî mezhebi fıkıh âlimi Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “İnsanın nefsi bâzan taşkınlık yapar. Bu sebeple in*san, şehvetine, arzu ve isteklerine uyar. İnsanın nefsini böyle işlerden muhâfaza etmesi için bâzı çârelere başvurması gerekir. Oruç bu hususta en güzel çâredir.”

“İnsan, şehvetini oruç tutmak sûretiyle kırar. Oruç insanın kötü istek*lerini zayıflatır. Rûhun parlaması, şehvetin ve kötü arzuların kırılmasında oruçtan daha tesirli bir çâre yoktur. Kişi oruç tutmak sûretiyle şehvet ve kötü arzularından ne kadar sıyrılabilmişse, oruç o derece günahlarına keffâret olur. Melekler oruç tutan kimseyi severler.”

Konu CANSEVER tarafından (07-14-2007 Saat 04:37 PM ) değiştirilmiştir..
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:33 PM   #17 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
“Oruç tutan cemiyetlere şeytan tesir etmez. Çünkü o cemiyette oruç tutulduğu için şeytanlar bağlanmışlardır. Onlar için Cennet’in kapıları açık, Cehennem’in kapıları da kapalıdır.”

Suriye´de yetişen evliyâdan Ahmed Haznevî (rahmetullahi teâlâ a- leyh) bir sohbeti esnasında da ramazân-ı şerîf ayının fazîletiyle ilgili o- larak buyurdular ki: "Ramazân-ı şerîf ayında Peygamber efendimizin âdet-i şerîfi, esirleri serbest bırakmak, istedikleri şeyleri onlara vermekti. Bu ayda akşam olunca orucu acele açmak, sahuru tehir etmek, terâvih namazı kılıp, Kur´ân-ı kerîm okuyup hatim etmek sünnet-i müekkede o- lup birçok iyi neticeler verir.

Bu ayda sâlih ve iyi ameller yapmayı başaran bir kimse o senenin sonuna kadar da iyi işleri başarmış olur. Bu ayı günâh işlemekle geçse ki (bundan Allahü teâlâya sığınıyorum) o yılı sonuna kadar günah işle*mekle geçirecektir. Öyle ise müslümanın, mümkün olduğu kadar bu ay- da aklını Allah yoluna verip çalışması, bu ayı kendine ganîmet bilmesi gerekir. Bu ayın her gecesinde, Cehennem ateşine müstehak binlerce kimse âzâd edilip serbest bırakılır. Cehennem kapıları kapatılıp, şeytan*lar bağlanır, rahmet kapıları açılır."

Tâbiîn devrinin büyük hadîs, kırâat, fıkıh imâmlarından ve velî A´meş (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: "Ramazan ayında ya*pılan ibâ- detler, gelecek Ramazana kadar, hac zamânında yapılan ibâ*detler, ge- lecek hac zamânına kadar, cemâatle kılınan Cumâ namazı gelecek Cu- mâ´ya kadar, cemâatle kılınan vakit namazı da ondan sonraki vakit na- mazına kadar işlenen günahlara keffârettir. Ama büyük günah işleme- mek şartıyla."

Hindistan´da yetişen en büyük velî, âlim müceddid ve müctehid İmâ- m-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: Malı zarardan korumanın ilâcı, zekât vermektir.

Yine buyurdular ki: Zekât niyeti ile bir kuruş vermek, dağlar kadar al*tını sadaka olarak vermekten kat kat daha sevapdır.

Hindistan’ın büyük velîlerinden, tefsîr, hadîs, kelâm, tasavvuf ve Ha*nefî mezhebi fıkıh âlimi Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “Zekât, bereketi çoğaltır. Gazâb-ı ilâhîyi söndürür. Feyz ve bereketin gelmesine sebeb olur. Âhirette cimriliğin sebeb olduğu azâbı def eder.”

Büyük velîlerden Ebû Bekr-i Şiblî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretle*rini sevmeyen ve sohbetlerine gitmek isteyenlere mâni olan bir zât vardı. Bir gün Ebû Bekr-i Şiblî´yi imtihân için yanına gelerek; "Beş devenin ze*kâtı nedir?" diye sordu. Ebû Bekr-i Şiblî cevâb vermek istemedi ise de, o zâtın ısrârı üzerine şöyle dedi: "Şer´î ölçülere göre bir koyun, bu vâcibdir. Fakat bizim gibiler için olan hüküm ise, hepsini vermektir." Bunun üze*rine o zât; "Bu dediğinle kime uyuyorsun? İmâmın kim?" diye suâl edince, Ebû Bekr-i Şiblî hiç düşünmeden; "Hazret-i Ebû Bekr. Ona uyu*yorum. O evine gidip neyi varsa, Peygamber efendimize getirdi. Çocuk*larına ne bıraktın? sorusuna "Allah ve Resûlünü" diye cevâp verdi" dedi. O zât bu cevâbı beğendi ve hiçbir şey söylemeden gitti. Bundan sonra da, Ebû Bekr-i Şiblî´nin sohbetine gidenlere mâni olmadı.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 07-14-2007, 04:39 PM   #18 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.785
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
arkadaslar cok uzun ama faydali olacagi dusuncesindeyim....roman okur gibi hergun 1 msj okuyabilirseniz uzun olmaz insallah...
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz