 |
Günümüzde yaşanılan hâdiseler göstermiştir ki, teknoloji hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, ilmî gelişmeler hayatı ne kadar kolaylaştırırsa kolaylaştırsın dünya nimetlerinin hiçbiri insanoğlunun ruhunu tatmin etmiyor. Rabb’ini bilmeyen, kul olduğunun idrâk ve şuurunda olmayan, rahmet kapılarını az da olsa aralayıp Rahmânî esintilerden istifade edemeyen insanlar, eşyanın kesâfetinden bunalan gönüllerini-ruhlarını uyuşturucuyla, alkolle tatmine çalışıyorlar. Ama nâfile! Zira kalplerin tatmini ancak Allâh’ı zikirle mümkündür.
Şimdi de isterseniz bu intiharlarla alâkalı bazı sorulara cevap arayalım. Meselâ, çocuk yaştaki insanlar niçin intihar eder? Gelir seviyesi yüksek insanları intihara sevk eden, hayattan bıktıran sebepler nelerdir?
Tıbbî otoritelerce intiharlar, kısa süreli bir bunalımın, cinnetin eseri olarak değerlendiriliyor. Bizce asıl üzerinde durulması gereken husus, kişiyi bu noktaya getiren uzun vâdedeki sebeplerdir. Çocukların intiharlarında sevgisizlik, ilgisizlik en büyük sebep olarak karşımıza çıkıyor. Buna bilhassa dinî inançlardan mahrum gençleri ağlarına düşüren sapık düşüncelerin “özendiriciliğini”, hatta “teşvikini” de ilâve edebiliriz. Bu düşüncelerin tesiri, intihar edenlerin arkada bıraktıkları notlardan da anlaşılmaktadır.
Maddî problemi olmayan bir insan niçin intihar eder? gibi bir soru saçma gelse de, bilhassa hemen her problemin ekonomik sebeplere dayandırıldığı günümüzde, sanıyoruz bu sorunun da üzerinde durmak gerekiyor. Modern psikolojinin mühim tesbitlerinden biri şudur: “İnanç boşluğu, kişiyi angoisseye (iç sıkıntısına) sevk eder.” Demek ki, “Bunca dünya malıyla / Gitmez gönül kaygısı” diyen şâir ne kadar da haklıymış. Çünkü, maddesiyle-mânâsıyla insanı ayakta tutan tek güç îmandır. Îman, ruhun gıdâsıdır. Hayatın zorlukları karşısında mânevî güçtür. Nefsin fevkalâde tehlikeli arzuları karşısında ahlâkî kuvvettir. İnancı kuvvetli hastaların, diğerlerine göre daha sür‘atli iyileştiği, A. Carrel gibi birçok kişi tarafından tesbit edilmiştir. İnanç, maddî hastalıkların tedâvisinde mühim bir âmil olduğu kadar gam-kasâvet, üzüntü-keder, sıkıntı ve stres gibi psikolojik rahatsızlıkların da tek ilacıdır. Dale Carnegie’nin en çok okunan kitaplarından biri olan “Üzüntüyü Bırak, Yaşamaya Bak” isimli eseri, bu tesbitimizi tasdik eden yüzlerce misâlle doludur.
ÎMAN, İÇ SIKINTISINA VE İNTİHARA MÂNİDİR
... Hakikaten inanan bir insan, iç sıkıntısına düşmez. Çünkü, huzurlu bir hayat için gereken îman iksirine sahiptir. Kezâ îmânı sağlam insanların alkol, uyuşturucu ve benzeri zararlılardan uzak durdukları ve hayatın zorlukları karşısında daha metin oldukları da psikolojik ve sosyolojik bir realitedir. Zor ve kötü vak‘alarla karşılaştıklarında, “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” deyip kendilerini ve etraflarını teskin etmesini bilirler. İnançla alâkalı değerlerden mahrum kişiler ise, her an feryat, her an iç sıkıntısı içindedirler!.. Günümüzün moda tâbiriyle “stres”ten kurtulamazlar.
Evet, îmânın altı şartından biri olan hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğini bilen, kadere inanan, yani saâdet ve selâmeti de, kazâyı ve belâyı da verenin Cenâb-ı Hakk olduğunun idrâkinde olan insanlar, gerçek mânâda feryat etmeyecek; aksine bunu rızâ ile (gönül hoşluğuyla) karşılayıp intihara sürüklenmeyeceklerdir. Çünkü bunun büyük bir günah, Hâlik Teâlâ’ya (yaratanımıza) karşı bir isyan olduğunun şuurundadırlar.
Şâir, “Ya dehre gelmeseydim; ya aklım olmasaydı” mısra‘ını elbette ki isyan mânâsında söylememiştir. Bununla beraber biz, dünyaya geldiğimize de, aklımıza da bâhusus mü’min ve müslim olup, Ümmet-i Muhammed’den olduğumuza da nâmütenâhi hamd ü senâlar ediyoruz. Ömrümüzün bir emânet olduğunu biliyor, hayatın da ölümün de imtihan için verildiğine inanıyoruz. Bu sebeple, “son nefesimize kadar kullukta, sâlih amellerde, hayır ve hasenâtta müsâbakaya devam” diyoruz.
Şükründen âciz olduğumuz bütün nimetleri bizlere bahşeden Mevlâ-yi zû’l-Celâl ve’l-Kemâl hazretlerine, başta zât-ı ilâhisinin, sıfâtı ilâhisinin, esmâ-i ilâhisinin ve ef‘âl-i ilâhisinin hudutsuzluğunca şükürlerde bulunuyoruz.
alıntı
|
|