 |
AHİRET SAHNELERİNDEN
Her can, kazandığıyla ( ALLAH katında) rehin alınmıştır. Yalnız sağın adamları (Kitâblan sağdan verilenler) hariç. Onlar cennetler içinde soruyorlar, suçluların durumunu:
Sizi şu yakıcı ateşe ne sürükledi?
(Onlar da) Dediler ki:
Biz namaz kılanlardan olmadık. Yoksula da yedirmezdik. Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık. Ceza gününü yalanlardık. İşte böyle iken ölüm bize gelip çattı. (Müddessir: 4/38-47)
(Rabbin), onları ve ALLAH'tan başka taptıklarını bir araya topla*yacağı gün, (tapılanlara) der ki:
Bu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar?
Derler ki: Senin sânın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular.
(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir
İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azâb taddırırız. (Furkan: 42/17-19, 21)
Sonra Kitâb'ı kullarımız arasından seçtiklerimize mîrâs verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de ALLAH'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lütuf budur. Adn cennetleri... Oraya girerler orada altın bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir. Dediler ki:
Bizden tasayı gideren ALLAH'a hamdolsun, doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok karşılık verendir. O (Rab) ki lütfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize ne bir yorgunluk dokunur ve ne de orada bize bir usanç dokunur.
Nankörlere de cehennem ateşi vardır. (Orada) Onlara ne (ölümle) hükmedilir ki ölsünler ve ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada:
Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım? diye feryâdederler.
Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azabı), tadın artık. Zâlimlerin yardımcısı yoktur. (Fâtır: 43/32-37)
(O gün) Cennet, korunanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır. Onlara:
Hani taptıklarınız nerede?denilir. O 'tan başka (taptıkla*rınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?
Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar. Iblîs'in bütün askerleri de. Onlar orada (putlarlyla) çekişerek derler ki:
Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk. Ama bizi saptıran o suçlulardır. Şimdi artık bizim ne şefâ'atçilerimiz var, ne de sıcak bir dostumuz. Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak! (Şu'arâ: 47/90-102)
ALLAH'a yalan uyduran, ya da O 'nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zâlim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri erişir {ezelde kendileri için ne rızık takdir edilmişse onu alır ve kendilerine yazılmış süre kadar yaşarlar); nihayet (ömürleri tükendiği zaman) elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken:
Hani ALLAH'tan başka yaşardıklarınız nerede? dediklerinde:
Bizden sapıp, kayboldular, dediler ve kendi aleyhlerine, kendile*rinin kâfir olduklarına şâhidlik ettiler.
() Buyurdu: Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla beraber ateşin içine girin!
Her ümmet girdikçe yoldaşına la'net etti. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler, öncekiler için dediler ki:
Rabbimiz, bunlar bizi saptırdılar. Bunlara ateşten bir kat daha azâb ver
(): Hepsi için bir kat fazla (azâb) vardır, ama siz bilmezsiniz, dedi.
Öncekiler de sonrakilere dediler ki:
Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın!...
Cennet halkı, ateş halkına seslendi:
Rabbimizin bize va'dettiğini biz gerçek bulduk. Siz. de Rabb'inizin size va'dettiğini gerçek buldunuz mu?
(Onlar da):
Evet. dediler ve aralarından bir ünleyici:
ALLAH'ın laneti zâlimlerin üzerine olsun! diye ünledî. Onlar ki 'ın yolundan menedip, onu eğriltmek isterler, âhireti de inkâr eder*lerdi.
İki taraf arasında bir perde ve A 'râf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar,) Henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına:
Selâm size!" diye seslendiler.
Gözleri ateş halkı tarafına çevrildiği zaman da:
Rabbimiz, bizi şu zâlim toplulukla beraber bulundurma! dediler.
A'raf halkı, yüzlerindeki işaretleriyle tanıdıkları birtakım adamlara da ünleyerek dediler ki:
Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiçbir yarar sağlamadı. " onları hiçbir rahmete erdirmeyecek", diye yemîn et*tiğiniz kimseler bunlar mıydı?
(Cennetliklere dönerek): Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz!" dediler.
Ateş halkı, cennet halkına: Suyunuzdan veya ALLAH'ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın (ne olur)! diye seslendiler.
(Onlar da) Dediler ki: , bu ikisini kâfirlere haram etmiştir. (A'râf: 39/37-39,44-50)
|
|