 |
... ''ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır." (Casiye Suresi, 5)
Rüzgar, farklı ısı merkezleri arasında oluşan hava akımıdır. Atmosferdeki farklı ısılar, farklı hava basınçları oluşturduğundan, hava sürekli olarak yüksek basınçtan alçak basınca doğru akar. Basınç merkezleri, yani atmosferdeki ısılar arasındaki fark eğer büyük olursa, hava akımı yani rüzgar şiddetli olur ki, büyük yıkımlara yol açan kasırgalar böyle oluşmaktadır.
Burada şaşırtıcı olan, ekvator ve kutuplar gibi aralarında çok büyük fark olan ısı ve basınç kuşaklarına rağmen, Allah'ın belli bir düzen içinde yaratışı sayesinde, Dünyamızın çok sert rüzgarlara maruz kalmamasıdır. Eğer kutuplar ve ekvator arasında gerçekleşecek dev hava akımı yumuşatılmış olmasaydı, Dünya yüzeyi sürekli olarak şiddetli kasırgaların yaşandığı bir ölü gezegene dönüşürdü.
Yukarıdaki ayette "tasrifir riyah" ifadesindeki "tasrif" kelimesi "birşeyi çok çevirip döndürmek, yönlendirmek, bir işe yön vermek, idare etmek, dağıtımını yapmak" anlamlarına gelir. Görüldüğü gibi rüzgar için seçilen bu kelime rüzgarların düzen içindeki hareketlerini tam olarak tarif etmektedir. Ayrıca bu durum rüzgarın kendi kendine gelişi güzel esmediğinin de çok açık bir anlatımıdır. Rüzgarları, insanlar için yaşamı olanaklı kılacak şekilde yöneten Allah'tır.
TOPRAĞIN TİTREŞİP KABARMASI
... ''Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir.'' (Hac Suresi, 5)
Yukarıdaki ayette "titreşir" olarak çevrilen kelimenin Arapçası "ihtezzet"tir ve bu kelime "harekete geçer, canlanır, titreşir, kıpırdar, kımıldar, bitkinin harekete geçmesi ve uzaması" anlamlarına gelir. "Kabarır" olarak çevrilen "rebet" kelimesi ise "artar, fazlalaşır, kabarır, büyür, gelişir, bitkinin yükselmesi, erzak sağlaması, şişmek, içi hava dolmak" anlamlarına gelir. Ayette geçen bu kelimeler yağmur esnasında, toprağın moleküler yapısındaki değişiklikleri en uygun kelimelerle tarif etmektedir.
1827'de Brown adında bir İngiliz bilim adamı, yağmur damlaları toprağa düştüğünde, toprak moleküllerinde bir tür silkelenme ve titreşim meydana getirdiğini keşfetmiştir. Toprak, farklı metalik element türlerini içeren çeşitli molekülleri içinde barındırmaktadır. Yağmur toprağın içindeki metalik elementlerin iyonlaşmasına sebep olur. (İyon, artı veya eksi elektrik yüklü atomlara verilen ortak isimdir. İyonlaşma, nötr atomlara, moleküllere ve başka iyonlara elektron katılması ya da eksiltilmesi yoluyla oluşur.)
Yağmur yağdığında işte bu iyonik moleküller sarsılıp titreşirler. Farklı yönlerden gelen su damlaları, bu moleküllere çarptıkça onlar da suyu emerler ve böylece boyutları artar. Bu damlalar suya doyduklarında, toprağın içerisindeki suyun mineral depolarına dönüşürler. Bitkiler su ihtiyaçlarını 2-3 ay için bu depolardan alırlar. Eğer bu depolar oluşmasaydı, su toprağın derinliklerine sızacak ve bitki 1 hafta içerisinde ölecekti. 40
Görüldüğü gibi bu bilimsel gerçek, Kuran'da günümüzden 14 yüzyıl önce mucizevi bir şekilde bildirilmiştir. Başka ayetlerde bitkilerle ilgili olarak şöyle buyrulmaktadır:
''Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.'' (Yasin Suresi, 33)
|
|