Hayalimizin yettiği en güzel tanımlamayla cenneti tasvir etsek bile onu “küçültmüş” gibi oluruz. Çünkü, bizim hayal gücümüz cennetteki güzellik yanında sınırlı kalır. “Ne göz görmüş, ne kulak duymuş” böylesine büyük bir nimete ulaşabilmek için gayret sarf etmek gerekiyor.
Uzun yıllar atletizm veya Uzakdoğu sporlarıyla meşgul olmuş bir insanın döktüğü teri bir kavanozda biriktirmek mümkün olsaydı kim bilir kaç kavanoza ihtiyacımız olacaktı! Sadece bir madalyanın bedeli bu ise ebedi mutluluk ve huzur kaynağı olan cennet yurdunun bir bedeli olmayacak mı? Sinema koltuğuna oturup bir filmi seyredebilmek için bile bir ücret ödemesi gereken insan, ebedî bir âlemde cennet koltuğuna oturup, O Güzeller Güzeli’nin cemalini temaşa etme karşılığında bir bedel ödemeyecek mi?
Elbette ödeyecek. Peki bu bedelin adı nedir? Kulluk. Cennete ehil hale gelmenin tek yolu kulluktur. Nasıl ki altın, sarrafın elinde posa ve tortusundan ayrılıp 24 ayar saf altın haline geliyorsa mana âlemimizde saklı bulunan gerçek madenimizi ortaya çıkarmamız, Rabbimiz’in huzuruna çıkıp Cemalini müşahede etmeye liyakat kazanmamız ve cennete girmeye ehil hale gelmemiz için Allah bizi kullukla mükellef kılmıştır. Kulluk yaptıkça safileşecek, safileştikçe berraklaşacak, şeffaf hale geleceğiz. Allah Resulü’nün ifadesiyle bize bakan, bizde Allah’ın tecelli ettiğini görecek.
Elbette ki bu keyfiyet, bu kıvamına geliş çok büyük bir gayret ister. Bu öylesine uzun bir yoldur ki imanla başlar ve imanın rükünlerini hazmederek ruhumuzu onlarla bütünleştirmeyle devam eder. Daha sonra da imana ait meseleleri, ibadet yoluyla derinleştirerek ihsan şuuruna erme ve derken kendi adımıza elde ettiğimiz bu meziyetleri topluma taşıma ve herkesi ve her yeri aydınlatmaya kadar varır.
Konu dilektasi66 tarafından (12-21-2007 Saat 05:08 AM ) değiştirilmiştir..
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)