Geri git   > ISLAM ILMIHALI > Namaz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Namaz Allah'a karsi tesbih, ta'zim ve sükrün ifadesidir.





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 03-26-2008, 10:52 PM   #1 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1339
Mesajlar: 2.129
Konular: 512
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 46
REP Seviyesi : zeliha06 is on a distinguished road
İletişim
Takımı
Saat
Namaz Kaç Vakittir?

NAMAZ KAÇ VAKİTTİR?

Namazın amacı, insanın manevî yücelmesini sağlamak, kişiyi topluma yararlı iyi bir insan hâline getirmek olduğundan, vücudun beslenmesindeki üç öğün gıda gibi namaz da öğünleştirilmiştir. Yani, belirli vakitlerde namaz kılınması istenerek insanın manevî beslenmesinin sürekli olması sağlanmıştır. “Fiilî dua” anlamına gelen “salât (namaz)”ın, müminler için günün belli vakitlerinde yerine getirilecek bir görev olması öncelikle, insan şuurunda Allah inancının devamlılığını gerçekleştirme gayesini gütmektedir. Din psikolojisi araştırmaları ortaya koymaktadır ki, insanın içsel yönelişlerinin ihmal edilmesi, onu manen kör bir varlık haline getirmekte ve bunun sonucunda da insan, iyi bir “yapıcı toplum elemanı” olamamaktadır. Dolayısıyla, insan için namaz çok önemli bir ödev durumundadır ve bu sebeple de ona günün belli vakitlerinde (sabah, akşam ve gece) zorunlu olarak namaz kılması emredilmiştir:

Nisa; 103:
Sonra (korku hâlindeki) namazı tamamlayınca, artık Allah’ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda/ güvene erdiğinizde, namazı ikame edin. Hiç şüphesiz ki namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir yazgıdır.

Ayetteki “vakti belirlenmiş yazgı” ifadesinden anlaşılmaktadır ki; namaz, sadece vaktinde farzdır, vakti gelmeden farz olmaz, vaktinin dışında da kaza edilmez. Vaktinde kılınmamış namaz, vaktinde yenilmemiş yemek veya vaktinde alınmamış ilaç gibidir, yani geçen geçmiş olur. (Bu husus “Namazın Kazası” başlığı ile başka bir yazımızda açıklanmıştır.)
Bizlere namaz kılmayı emreden Yüce Rabbimiz, namazları hangi vakitlerde kılmamız gerektiğini de, (bizi şeyhe, imama, müçtehide muhtaç bırakmadan) Kur’an’da açıkça bildirmiştir:

Hud; 114:
Ve gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.

Bu ayette peygamberimize gündüzün iki tarafında (yani sabah ile akşam) ve gecenin yakın zamanlarında (yani “yatsı”) olmak üzere toplam üç vakitte namaz kılması emredilmiştir.

İsra; 78, 79:
Güneşin dülûkundan (batmasından, kaybolmasından) gecenin kararmasına kadar namaz kıl ve sabah Kur’an’ını da. Çünkü sabah Kur’an’ı görülecek şeydir.
Ve geceden de. Ayrıca, sana özgü bir fazlalık olarak sen, onu (gece namazını) teheccüd et (uyanıp kıl)! Rabbinin, seni güzel bir makama ulaştıracağı umulur.

Bu ayetlerde de aynı şekilde peygamberimize, güneşin batmasından gecenin karanlığına değin (akşam), tan yeri ağarırken (sabah) ve geceden bir bölümde (yatsı) namaz kılması emredilmiştir. Yani, emredilen vakitler; sabah, akşam ve gece (yatsı)dir. Ayrıca peygamberimize özgü bir ayrıcalık olarak fazlalık olmak üzere (asıla ziyade olarak, yani ek görev olarak) onu (gece namazını) teheccüd etmesi (gece uyuyup uyanarak kılması) emredilmiştir.

Dikkat edilirse, Hud suresinin 114. ayeti ile İsra suresinin 78. ve 79. ayetlerinin ifadeleri aynı olup, bu ayetler namazın vakitlerini belirtmektedir. Ancak bu vakitler, Kur’an’ın genel üslûbuna uygun olarak; aynı anlamın, değişik üslûp ve özdeş kelimelerle ifade edilmesi suretiyle belirtilmiştir.

Bu ayetlerde, akşam, sabah ve gece namazı olmak üzere üç vakit namaz emredilmekte olup, bu ayetlere göre öğle ve ikindi namazlarının farz olduğunu söylemek mümkün değildir. Zaten peygamberimizin bazı uygulamalarından, özellikle de öğle ve ikindi namazını bazen beraber kılmasından da, öğle ve ikindi namazlarının farz olmadığı, yani namazın aslının beş vakit olmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ama işin aslı, bu konuda ortalıkta dolaşan rivayet dalgaları arasında kaybolmuştur. Oysa, namazı beş vakit olarak ifade eden rivayetlerin bazıları uydurma, bazıları da namaz vakitlerini düzenleyen ayetlerin inişinden evvelki uygulamaları içeren rivayetlerdir.

Meselenin aslını öğrenebilmek için bu ayetleri iyi anlamak, ayetleri iyi anlamak için de, ayetlerde geçen “dülûkuşşems”, “kur’an-el fecr”, “taraf”, “teheccüd” ve “nafile” sözcüklerinin ne demek olduklarını iyi bilmek gerekmektedir.

“Dülûkuşşems”; [/b]“Güneş’in batması, gözden kaybolması” anlamındadır. Ama bazı yorumcular buna “eğilmesi” anlamını vermişlerdir. Tac-ül Arus ve Lisan-ül Arab’ta ise, “dülûk” sözcüğüne “eğilme” anlamının verilme sebebinin, sırf namazın beş vakit olarak anlaşılmasını sağlamak amacına yönelik olduğu (!) bilgisi verilmiştir. (Tac-ül Arus; c:13, s:560, 561 ve Lisan-ül Arab; c:3, s:398, 399)
“Dülûk” sözcüğünün gerçek anlamına göre “dülûkuşşems” tamlaması; akşam vaktini ifade eder. Nitekim, dördüncü halife Ali, Abdullah ibn Mesûd, Said ibn Cübeyr, Nehâî, Mükatil, Dahhâk, Süddî, İbn Abbas ve Mücahid bu anlamı tercih etmişlerdir.
Buna karşılık “dülûk” sözcüğüne “eğilme” anlamı vererek sözcükten öğle vaktini anlayanlar da olmuştur. Klâsik kaynaklarda, İbn Ömer, Cabir, Atâ, Katâde ve Hasan’ın bu görüşü benimsedikleri bildirilir.

İsra suresinin 78. ayetinde yer alan bu sözcükten, her iki anlamın birden anlaşılabileceği ileri sürülse de, namazın vakitlerini belirleyen diğer ayet olan

Hud suresinin 114. ayetindeki ifadeler, “dülûküşşems” tamlamasından, “Güneş’in eğilmesi” anlamının çıkarılmasına ve bu anlamdan da ayette öğle namazının kastedildiğinin sanılmasına engel olur. Çünkü, Hud suresinin 114. ayetinde peygamberimize “Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın bir zamanda namaz kılması” emredilmiş ve anlam netleşmiştir. Çünkü,

Hud suresinin 114. ayetinde geçen “zülefen” sözcüğü, İsra suresinin 78. ayetinde geçen “ğasak” sözcüğü ile aynı anlamda olup; “ortalığın karardığı zaman, gecenin ilk saatleri” demektir. Yani, her iki sözcük de “yatsı” vaktine karşılıktır. Bu durumdan kesin olarak anlaşılmaktadır ki, İsra suresinin 78 ve 79. ayetlerinin emri ile Hud suresinin 114. ayetinin emri aynıdır ve bu ayetlerde, namaz kılınacak vakitler, özdeş kelimeler kullanılmak suretiyle değişik üslûplarla ifade edilmiştir.


Diğer taraftan, bir çok yorumcu da “dülûkuşşems” ile “ğasakılleyl” tamlamalarının ayrı zamanları ifade ettiğini ileri sürmüştür. Oysa bunlar, ayrı zamanları değil, bir vaktin başını ve sonunu ifade etmektedirler. İsra suresinin 78. ayetinde “güneşin batmasından itibaren karanlığa kadar” namaz kılınması emredilmiştir. Bu ifade, iki namazın değil, bir tek namazın, yani akşam namazının vaktini belirlemektedir.
Ayette geçen “kur’an-el fecr”; sabah okuması, yani sabah namazıdır.

“Taraf”; “nahiye, yan bölge” demektir. Bir şeyin “taraf”ından söz edildiği zaman, o şeyin içi değil, dışı anlaşılır. (……) Nitekim Fıkıh’ta “İnsanın iki tarafı” ifadesinden; bir taraf olarak insanın anası, babası, dedesi, yani atası, diğer taraf olarak da çocukları ve torunları anlaşılır. Benzer şekilde “masanın iki tarafı” denildiğinde de; masanın ikiye ayrılmış hâldeki iki parçası anlaşılmaz, masanın sağında ve solundaki şeyler anlaşılır.
“Taraf” sözcüğünün çoğulu “etraf” sözcüğü olup, bu sözcük Türkçeye, aynen Arapçadaki anlamı ile geçmiştir. “Etraf” sözcüğü de yöneltildiği şeyin dışı ile ilgilidir. Meselâ, bir kimseye “Etrafına bak” dendiği zaman, o kişi eline, yüzüne, vücuduna değil, sağına, soluna, önüne ve arkasına bakar. Bu örneği “ülkenin etrafı” dendiğinde ülkenin dışının kastedildiği ve anlaşıldığı, “Dünya’nın etrafı” dendiğinde Dünya’nın dışının kastedildiği ve anlaşıldığı şeklinde çoğaltmak mümkündür.
zeliha06 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 03-26-2008, 10:52 PM   #2 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1339
Mesajlar: 2.129
Konular: 512
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 46
REP Seviyesi : zeliha06 is on a distinguished road
İletişim
Takımı
Saat
Ayetteki “Gündüzün iki tarafı” ifadesinden de, “gündüz”ün dışında kalan “sabah” ve “akşam” vakitleri anlaşılır. Yoksa bu ifade, “gündüz”ün kısımları, birer parçası olan “kuşluk” ve “ikindi” vakitleri demek değildir.

“Teheccüd” sözcüğünün kökü olan “hecd” sözcüğü, “ezdat”tan olup, iki zıt anlamı da ifade eder. Yani hem “uyumak” hem de “uyanmak” demektir. “Hecd” sözcüğünün bazı türevleri şöyle meşhurlaşmıştır: “Hâcid”; “uyuyan”, “tehcid”; “uykuyu gidermek, uyandırmak”, “teheccüd”; “uykudan uyanıp namaz kılmak”, “müteheccid”; “geceleyin uyanıp namaz kılan kimse”.

“Nafile” sözcüğü; “asıl üzerine yapılan ziyade (ek)” demektir. Buradan anlaşıldığına göre peygamberimiz, gece namazını herkes gibi karanlık bastıktan başlayıp tan ağarıncaya kadar olan zaman içinde kılmayacak, uyup uyanarak kılacaktır.

Sözcük anlamlarının tahlili neticesi de bize göstermektedir ki, bu ayetlere göre öğle ve ikindi vakitlerinde namaz kılınması söz konusu değildir. Ayetlerden anlaşılan, sabah, akşam ve gecenin bir kısmında namaz kılınması ve peygamberin ise bu gece namazını teheccüd etmesidir.
Kur’an’a göre üç vakit olarak vakitlenmiş olan namazların ikisi, bir başka ayette isimleriyle de anılmıştır:

Nur; 58:
Ey iman edenler! Elleriniz altında bulunanlarla, sizden erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız üç durumda; sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, ışa (akşam) namazından sonra izin istesinler. Bunlar sizin için üç avrettir (açık ve korumasız, üç zamandır).Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.

Sonuç olarak, İsra suresinin 78, 79. ayetlerinde üç vakitte; sabah, akşam ve gece vaktinde üç namaz emredildiği gibi, Hud suresinin 114. ayetinde de aynı şeyler emredilmiş; üç vakit (sabah, akşam ve yatsı) namaz kılınması bildirilmiştir.

Vakitleri bildiren ayetlerde ilk muhatap peygamberimiz olmasına rağmen, emir tüm ümmeti kapsamaktadır. Çünkü ümmete verilen emirler, ümmetin örneği, rehberi, imamı olmak sıfatıyla önce onun şahsında yer tutmakta, ümmeti de onun her yaptığını yapmakla yükümlü bulunmaktadır:

A’râf: 158:
De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah’ın size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden, ümmî peygamber olan elçisine iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulmuş olasınız.”

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, peygamberimize uymayı emreden bu ayet, peygamberimizin öğle ve ikindi vakitlerinde namaz kıldığı hakkındaki rivayetlere dayandırmak suretiyle, öğle ve ikindi vakitlerinin de namaz kılınması emredilmiş vakitlerden olduğu yolunda ileri sürülen iddiaları destekler mahiyette bir ayet değildir.

Bir çok yazımızda açıklamıştık ki, dinimizdeki namaz, oruç, hacc ve zekât görevleri, İbrahim peygamberden sonra gelmiş peygamberlerin şeriatlarında da mevcuttur. Mâûn suresinden ve Enfal suresinin 35. ayetinden, Mekkelilerin de namaz kıldıkları anlaşılmaktadır. Hatta Alak suresinin 9, 10. ayetlerine göre peygamberimiz de peygamber olmazdan evvel eski dinî inancı gereği namaz kılmıştır. Fakat bu namazlar, Kur’an’dan öğrendiğimiz kadarıyla, özelliğini yitirmiş namazlardır. Dinimiz, sehivle, el çırparak kılınan bu namazları düzeltmiş, namazı huşu ekseni üzerinde yeniden şekillendirmiştir. Peygamberimizin de, Kur’an tarafından belirlenen bu şekle ne bir ilâve ve ne de bir eksiltme yapması mümkün değildir. Bu durumda A’râf suresinin 158. ayetinin, Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79. ayetleri ile açık bir çelişki arz ederek rivayetleri desteklediğini düşünmek yerine, rivayetlerin Kur’an ayetlerine uymadığını düşünmek, daha mantıklı ve dinimize uyan bir davranıştır. Zaten yukarıda da belirttiğimiz gibi, namazı beş vakit olarak ifade eden rivayetlerin bazıları uydurma, bazıları da namaz vakitlerini düzenleyen ayetlerin inişinden evvelki uygulamaları içeren rivayetlerdir.

Özetlemek gerekirse; sabah, akşam ve gece (yatsı) namazı vakti (üç vakit), Kur’an ile sabittir. Öğle ile ikindi, -eğer rivayetler doğru ise- peygamberimizin kendi uygulamalarıdır, Allah tarafından emredilmemiştir.

Vakitleri Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79.ayetleri ile belirlenmiş olan namazın rekât sayısı ise Nisa suresinin 101-103. ayetlerinde belirlenmiştir. Nisa suresinin 101. ayetinde korku hâlinde namazın kısaltılabileceği bildirilmiş, 102. ayette de kısaltılmış namaz tarif edilmiştir. Buna göre, namaza duranlar secdeden sonra arkada bekleyenlerle yer değiştireceklerdir. Yani kısaltılmış olarak kılınacak namaz, kıyam, rükû ve secdeden ibarettir; bir rekâttır. 103. ayette ise, korku hâlinin geçmesinden sonra namazın tam bir biçimde yerine getirilmesi istenmektedir. Nisa suresinde verilen bu bilgilerden, namazın iki rekât olduğu anlaşılmaktadır.
Namaz vakitleri, Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79. ayetleri ile, namazın rekât sayısı ise Nisa suresinin 101-103. ayetleri ile, MEDİNE DÖNEMİNDE son şeklini almış ve bu konuya, ilgili ayetlerle son nokta konmuştur. Biz, peygamberimizin ve sahabenin bu konularda farklı uygulamalarda bulunduklarını söyleyen rivayetlerin, onların bu ayetler inmezden evvelki uygulamalarını aktardığını düşünüyoruz.
. Hatta her iki surenin tamamının MEDENÎ olduğunu ileri sürenler de vardır.
Bir çok yorumcu, bu ayetlerdeki kesin ifadelere karşı çıkamamışlar, ama namazın “beş vakit” olduğuna dair rivayetlerde yer alan iddiaları meşrulaştırabilmek için pek çok yol denemişlerdir.
Namazın beş vakit olduğunu ispat için sarf edilen gayretlerden bir tanesi; bu ayetlerin Mekkî oluşundan yola çıkarak, rivayetlerin Medenî olduğu (Miraç rivayetlerindeki gibi), dolayısıyla bu ayetlerin mensuh olduğu iddiası, diğer bir tanesi de; aşağıdaki ayetlerin anlamlarının bozulmak suretiyle mesnet olarak kullanılmak istenmesidir:

Kaf; 39, 40:
O nedenle, sen onların söylediklerine karşı sabret. Ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et
ve geceden bir bölümde. Ve secdelerin artlarında da O’nu tesbih et.

Ta Ha; 130:
Artık onların söylediklerine sabret, güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini tesbih et. Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tesbih et ki, hoşnutluğa erebilesin.

Rum; 17, 18:
O hâlde tesbih Allah için. Akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de...
Göklerde ve yerde hamd de O’na, gece sırasında da öğleye erdiğinizde de...

Leyl; 1, 2:
Ant olsun bürüyüp örttüğü zaman geceye
Ve parıldadığı zaman gündüze,

Şems; 1-4:
Güneş’e ve onun parıltısına ant olsun ki,
onu izlediği zaman Ay’a,
ona parlaklık verdiği zaman gündüze,
onu sarıp örterken geceye,

Dikkat edilirse, bu ayetlerde namaz vakitlerini ve namaz sayısını belirleyen bir ifade yoktur. Bu ayetlerde; gündüz ve gecenin belli başlı zamanlarında (ki ifadelerden “her an” anlamı çıkar) Allah’ı anmak, O’nu unutmamak, O’nu tesbih etmek emredilmekte ve Allah’ı anmanın, gönlü huzura kavuşturacağı vurgulanmaktadır. Bu ayetlerden namaz kılınacağını anlamak ve iddia etmek, tamamen hatalı bir davranıştır.

Farz namazlar niçin geceye tahsis edilmiştir?

Hud ve İsra surelerinde yer alan ayetlerle belirlenen namaz vakitleri (akşam, sabah ve gece), günün gece bölümündedir. Bu durumun hikmeti de yine Kur’an’da mevcuttur:

Müzzemmil: 1-7:
Ey örtüsüne bürünen!
Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç, gecenin yarısını ayakta geçir veya bundan biraz eksilt.
Ya da buna biraz ekle: Ve Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku.
Doğrusu, Biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlüdür (söz bakımından daha etkilidir).
Kuşkusuz gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma/ uzun bir uğraşı vardır.
zeliha06 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 03-26-2008, 10:52 PM   #3 (permalink)
Banned

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1339
Mesajlar: 2.129
Konular: 512
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 46
REP Seviyesi : zeliha06 is on a distinguished road
İletişim
Takımı
Saat
Gündüz, ister sıradan birisi olsun ister peygamber olsun herkes için çeşitli telaşların yaşandığı bir zaman bölümüdür. Namaz ise, yine kim olursa olsun herkesin kendini vermesi, konsantrasyon (huşu’ ve hudu’) içinde olması gereken bir faaliyettir. Ama iş, güç, harç, borç gibi telaşların hep gündüz cereyan etmesi, günün bu bölümünde insanların kendilerini bütünüyle namaza vermelerini mümkün kılamamaktadır. Çünkü herkesin aklı fikri işindedir, işlerin bitmesi gerekmektedir. Nitekim konuyu iyi anlayanlar; “Ğıllı ğışla namaz olmaz.” demişlerdir. Tabiî ki burada kastedilen namaz, İslâm’ın emrettiği namazdır, yoksa çoğunluğun “yasak savmak” kabilinden kıldığı ve kıldık sandığı şeklî namaz değildir. Çünkü, huzursuz, kafada bin bir gailenin yer aldığı zamanlarda, bilinçsizce kılınan namaz, gerçek namaz değil, bir şekildir. Gerçek namaz, kulun gönül huzuru ile kendisini Allah’a teslim ederek kılacağı namazdır.
İşte bu sebeple Yüce Allah bizlere namaz için vakit olarak akşam, sabah ve gece saatlerini belirlemiş ve gündüz de çalışmaya ayrılmıştır. Yani, Rabbimizin, namaz için gönlün boş ve huzurlu olacağı zamanları seçmesi boşuna değildir.
Görüldüğü gibi, bu hususlar Müzzemmil suresinin 1-7. ayetlerinde çok net olarak ifade edilmiştir. Gündüz boyu herkes için dağınık yerlerde; dağda bağda vs. yerlerde uzun uğraşılar vardır ama dışarıdaki bütün işler günün sona ermesiyle biter ve insanlar bu üç vakitte sükûnet için evlerine dönmüş olurlar ve hepsi bu vakitlerde evlerinde bulunurlar. Böylece cemaat olmaları, camiye gelebilmeleri de mümkün duruma gelmiş olur.

Kutuplarda namaz vakti

İslâm dini evrensel bir din olduğuna ve tüm kuralları dünyanın her noktasında geçerli olduğuna göre, senenin yarısının gece, yarısının da gündüz olarak yaşandığı kutup bölgelerinde namaz ve oruç ibadetleri nasıl uygulanacaktır?
Bu konu, İslâm’ın evrensel olmadığı düşüncesinin teyidine yönelik olarak entelektüel geçinen bazı çevreler tarafından yeni ortaya atılmış bir mesele olarak gözükse de, aslında çok eskiden beri İslâm bilginlerinin düşünüp değerlendirdikleri bir konudur.

Konuya kitabında ilk yer veren, XI. yüzyıl fakihlerinden Ebu-l İhlas Hasan ibn-i Ammar eş- Şürunbilâlî’dir. Bu şahsın “Nur-ul İzah Şerhi, Merakıyelfelah” adlı eserinde (bu kitap Türkiye’de çok meşhur olup, tüm ilâhiyat eğitimi veren okulların temel fıkıh öğreti kitabıdır) konu şöyle açıklamıştır:
“Güneşin, batar batmaz hemen doğduğu ülkeler vardır. Burada namazın sebebi olan vakit bulunmadığı için yatsı ve vitir namazları yoktur. Ancak bir sene kadar sürecek Deccal Günleri’nde namaz vakitleri takdir edilir. Yani, namaz vakitleri için belirli saatler ayrılır. Namazlar, o saatler içinde kılınır. Alım satım, oruç, hacc ve iddet gibi meselelerde de takdire göre hareket edilir.”

Not: İslam fakihleri bu konuya, kutuplardaki vakti bilerek düşünerek değil de, “Deccal Günleri” adıyla meşhurlaşmış bir söylentiye cevap mahiyetinde çözüm üretmişlerdir. Bu söylentiye göre; ileride öyle bir zaman gelecektir ki, o zaman dünyanın her yerinde yılın yarısı gece, yarısı da gündüz olacaktır. Ancak bu “Deccal Günleri”, muteber olmayan bir rivayettir ve teferruatının burada gereği yoktur.

Görüldüğü gibi eski zaman din bilginlerince, vakti olan namazların kılınacağı, vakti olmayan namazların kılınmayacağı, oruç için ise gündüzün sürelerinin insanlar tarafından takdir edilecek olduğu söylenmiştir.
Bu tarz takdirler yapılırken her şeyden evvel Yüce Rabbimizin şu ayetleri dikkate alınmalıdır:

Rahman; 5:
Güneş ve Ay bir hesap iledir (hesaba bağlıdır).

En’âm; 96:
Tan yerini yarandır. Geceyi dinlenme zamanı, Güneş ve Ay’ı zaman ölçüsü kılmıştır. Bu, Güçlü Olan’ın, Bilen’in takdiridir (belirlemesidir).

Tövbe; 36:
Gökleri ve yeri yarattığı gündeki Allah’ın yazgısına göre, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. …

Bakara; 189:
Sana hilallerden soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hacc için vakit ölçüleridir. ...”

Ayetlerde, Ay ve Güneş hareketlerinin bir ölçü olduğu bildirilmektedir. Demek ki bu ölçüyü iyi bilmemiz ve ihtiyaç duyulan hâllerde kullanmamız gerekmektedir. Nitekim kutuplarda bulunan bir Müslüman için bu ölçüler gerekmekte ve bu ölçüler kullanılarak kutuplarda da, ekvator üzerinde yaşayan bir Müslüman gibi Ramazan ayının hilali görüldüğünde oruca başlanabilmekte, Şevval ayının hilali görüldüğünde oruç bırakılabilmekte ve günün vakitleri de bu ölçülerle eş zamanlı olarak takdir edilebilmektedir.

Bu modern çağda ise artık insanın takdirine gerek kalmamıştır. Radyo, televizyon, telsiz gibi araçlarla, istenilen bölgenin zaman dilimleri (gece-gündüz saatleri) sadece kutuplardan değil, uzaydaki herhangi bir noktadan da kolay ve gayet isabetli olarak takip edilebilmektedir. Kısacası, anormal beldelerde bulunan insanlar hayatlarını, normal bölgelerde yaşayan insanlarla eş zamanlı hâle getirebilme imkânına sahiptirler. Zaten anormal bölgelerdeki yaşam da, normal bölgelerde uygulanan sürelere göre ayarlanmaktadır. Yani kutuplardaki veya uzaydaki insanlar, çalışma ve dinlenme saatlerini, yemek düzenlerini, normal koşullardaki insanlar gibi belirlemekte, kutuplardaki hiç kimse altı ay uyuyup altı ay çalışmamaktadır.
Bu durumda, bir Müslüman’ın kutuplara değil, uzaya bile gitmesi durumunda, uzayda gece ve gündüz olmadığından tüm vakitlerin ortadan kalktığını ileri sürmesi ve namaz yok demesi mümkün değildir. Uzayda da vakit takdir edilmeli, namazlar vakitlerinde kılınmalıdır.

Sabah namazında cemaate katılmaya, meydanda Kur’an okumaya teşvik

Sabah namazı vakti Arapların Kabe’de, Safa ve Merve tepelerinde toplanıp konuştukları, görüştükleri, plân ve program yaptıkları bir vakittir. Peygamberin, halkın kalabalık olduğu yerde ve zamanda Kur’an okumasının, diğer vakitlerde okumasına nazaran daha verimli olacağı tabiîdir. Dolayısıyla sabah vakti Kur’an okuyan peygamberi herkes duyacak ve görecektir.
Diğer taraftan, gece uykusunun, önceki günün yorgunluğunu, bir günlük zihin ağırlığını gidermesi ve insanın sabahları, bedeni dinlenmiş ve zihni berrak olarak kalkması sebebiyle sabah vakti, diğer vakitlere nazaran farklı bir vakittir. İşte böyle bir vakitte yapılan duyuru, tebliğ, diğer zamana nispetle daha etkin, daha verimli olur.
78. ayetteki “sabah Kur’an’ını da” ifadesiyle kastedilmiş olması muhtemel bir mana daha vardır ki bu da; sabah namazının cemaatle edâ edilmesinin teşvik ediliyor olmasıdır. Bu takdirde mana; “Sabah namazı, çok kişi tarafından şahit olunan (meşhud) namazdır.” şeklinde olur.

Makam-ı Mahmud

Ayetteki “megamen mahmuden” ifadesi teknik olarak iki şekilde değerlendirilip iki farklı anlam elde edilebilir.
1) Kelime, ayetteki "seni gönderecektir" fiilinden "hâl" olmak üzere mansubtur, yani, "seni, mahmûd (övülmüş) olarak gönderecektir" demektir.
2) Kelime, kendinden önceki "makam" kelimesinin sıfatı olduğu için mansubtur. Anlamı “seni güzel bir makama ulaştıracağı” şeklinde olur.

Ayetteki makam ve yahut “güzel bir makam” ile ilgili bir çok rivayet söz konusudur. Bilindiği gibi en çok da “şefaat makamı” olarak algılanır. (…….)

Bize göre ise bununla, neticesi övgü (medh-ü sena) olan bir makam kastedilmiş olup bu makam, önce Allah’ın hoşnutluğu makamıdır, sonra da Medine Devleti başkanlığıdır.
Tıpkı Meryem suresindeki İbrahim, İdris ve İsmail peygamberler örneklerinde olduğu gibi:

Meryem 41-57:
Kitap’ta İbrahim’i de an / hatırlat. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) biri idi, peygamberdi.
Bir zaman o, babasına; “Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir faydası olmayan şeylere niçin ibadet ediyorsun? Babacığım! Şüphesiz sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O hâlde bana uy da, sana dosdoğru bir yolu göstereyim. Babacığım! Şeytana kulluk etme. Şüphesiz şeytan Rahman’a asi oldu. Babacığım! Şüphesiz ben, sana Rahman’dan bir azap dokunur da şeytan için bir veliy (yardımcı) olursun diye korkuyorum.” demişti.
O (Babası); “Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, ant olsun seni recm ederim (taşlayarak öldürürüm). Haydi, uzun bir müddet bana uzak ol! (defol!)” dedi.
O (İbrahim); “Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Şüphesiz O, bana çok lütufkârdır. Ve ben, sizden ve Allah’ın astlarından kulluk ettiğiniz şeylerden çekilip ayrılıyorum. Ve Rabbime dua edeceğim. Rabbime yalvarışımda bedbaht olmayacağımı umuyorum.” dedi.
Sonra o (İbrahim), onlardan (kavminden) ve onların Allah’ın astlarından ibadet ettikleri şeylerden uzaklaşınca, Biz ona İshak’ı ve Yakub’u ihsan ettik. Hepsini de peygamber kıldık (yaptık).
Ve Biz onlara rahmetimizden lütuflarda bulunduk. Ve onlar için yüce bir doğruluk dili kıldık.
Ve Kitap’ta Musa’yı da an / hatırlat. Şüphesiz o arıtılarak saflaştırılmış idi. Ve bir elçi, bir peygamber idi.
Biz ona en uğurlu Tur’un (dağın) yan tarafından seslendik ve onu hususî bir konuşmada bulunmak üzere yaklaştırdık.
Ve rahmetimizden ona, kardeşi Harun’u bir peygamber olarak ihsan eyledik.
Ve Kitap’ta İsmail’i an / hatırlat. Şüphesiz o, vaadine sadık idi, bir elçiydi, bir peygamberdi.
Ve o ehline (ailesine, çevresine) namazı / sosyal desteği ve zekâtı emrederdi. Ve o Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
Ve Kitap’ta İdris`i an / hatırlat. Şüphesiz o, çok sadık biriydi, bir peygamberdi.
Ve Biz onu yüce bir yere yükselttik.

Kaynak:Hakkı Yılmaz (İşte Kur'an)
zeliha06 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 05-30-2008, 02:24 AM   #4 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.806
Konular: 1749
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Allah cc razı olsun abla

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 05-30-2008, 06:39 PM   #5 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
sabah. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1270
Mesajlar: 693
Konular: 236
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 2
REP Puanı : 18
REP Seviyesi : sabah. is on a distinguished road
İletişim
Takımı
Saat
ablasiiiiiiiiiiiiiiiiiii.

Namaz kilmak suretiyle kulluk vazifesini yerine getiren bir mümin kalben müsterihtir, ruhen kuvvetlidir, manen güclüdür.Hayati boyunca görevini yerine getirmis insanlarin mutlulugu ve gönül huzuru ile yasar.Ruhen daralmaz, bunalmaz , morali bozulmaz.Engeller, zorluklar, imkansizliklar karsisinda hüzne düsmez.Metanet ve güvenini kaybetmez.Namaz kilan kimsenin ic alemi düzenli ve kararlidir, ruhi firtinalar, kasirgalar, patlamalar catismalar onda görülmez.
Namaz mü,minin günlük hayatini da düzenler.Günde 5 defa belirli bir düzen ve
Allah,in huzurunda bulunma zarureti insani belli bir düzen ve disiplin icinde yasamaya mecbur eder.Her namaz, sahibine, nefsi muhasebe , murakabe ve kontroli de saglamaktadir.devamli müdür veya müfettisin huzuruna muntazam
bir sekilde bütün islerini nasil yürütürse.Bunun gibi günde en az bes defa halkinin huzuruna cikan bir insan da ,her türlü islerini en ufak bir hata ve yanlislikliga sapmaya meydan vermiyecek bir sekilde yapar.Hayatini bu ahenge
uyduran ve her zaman ilahi kontrol altinda oldugunu bilen bir insandan en-
ufak bir kötülük gelebilir mi...???? Böyle bir insandan , yani gercek bir mü, minden gerek fert, gerekse cemiyetler ve hatta bütün varliklar hic rahatsiz olurmu...???? Elbette hayir...!!!!!!.....Allah,im husu ile namaz kilmayi nasip et bize insaaAllah.........Aminn

Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde
Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul
Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul
Ne tüyler ürperir ya Rab, ne korkunç inkılab olmuş
Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş..
sabah. isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4.5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:24 AM .


vBulletin v3.7.1 Patch Level 1, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd