Geri git   > RISALE-I NUR > Said Nursi Ve Talebeleri
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-05-2008, 01:35 PM   #1 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: osmaniye-kadirli-->moskova
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.763
Konular: 1772
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
B.Jill Carroll'un Fethullah Gülen incelemesi - 1 Gülen'i fikir planında kavramak

Hem dünyaya açılan Türk okulları ve halka halka genişleyen hoşgörü-diyalog faaliyetleri hem de fikir planında bunlara ilham kaynağı olan Fethullah Gülen, Türkiye içinde ve dışında pek çok aydın, düşünür ve akademisyen tarafından incelenmekte, master ve doktora çalışmalarına konu edilmektedir.

Şu ana kadar yapılan söz konusu inceleme veya çalışmalar içinde şahsen en çok dikkatimi çeken, Texas, Houston Rice Üniversitesi'nden Karşılaştırmalı Dinler hocası Jill Carroll'un İngilizce aslı Light Yayınları, Türkçe tercümesi Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'na bağlı Ufuk Kitaplar arasında çıkan A Dialogue of Civilizations: Gülen's Islamic Ideals and Humanistic Discourse (Medeniyetler Diyaloğu: Gülen'in İslâmî Öğretisi ve Hümanist Söylem) adlı eseri oldu. Bu eseri ve önemini ele almaya geçmeden önce Fethullah Gülen ile ilgili yapılan değerlendirme ve mukayeselerden ikisi üzerinde kısaca durmakta fayda mülâhaza ediyorum.

Fethullah Gülen ve Mevdudî

Ali Bulaç Bey, Fethullah Gülen'i tanıtma adına onu, bir profil olarak Mevdudî ile kıyaslamaktadır. Bu kıyaslama, tamamıyla Sayın Bulaç'ın "aydın-ulema" olarak adlandırdığı bir profil tesbitinden ibaret de olsa, çağrıştırabileceği yanlışlara dikkat çekmek ve İslâm dünyasında bir buçuk asra yakın bir süredir ortaya çıkan hareketlerle Fethullah Gülen'in ilham kaynağı olduğu faaliyetleri doğru değerlendirebilmek için bir noktayı tesbit etmek gerekmektedir.

Şüphesiz büyük bir âlim ve İslâm aksiyoneri olan merhum Ebu'l-A'lâ el-Mevdudî'nin İslâm'da Hükümet, İslâm Nizamı, Hicap, Hilâfet ve Saltanat vb. eserlerini hiç bilmesek bile, İslâm dünyasındaki Müslüman aydınlara büyük tesir etmiş bulunan Kur'an'a Göre Dört Terim isimli tek bir eseri dahi, onun İslâm adına hareket noktasını görmemize kâfidir. Bu hareket noktası daha çok siyasî olup, merhum Mevdudî, söz konusu eserinde Din, İlâh, Rab, İbadet gibi kavramları Cenab-ı Allah'ın Rububiyetini daha çok beşerin sosyo-siyasal alandaki hakimiyeti noktasında ele almaktadır. Buna karşılık, Fethullah Gülen için Cenab-ı Allah'ın Rububiyeti, Tevhid-i Rububiyet, her şeyden önce kâinat temelinde ele alınmalıdır. Yani Cenab-ı Allah (cc), öncelikle mutlak ve tek Yaratıcı, bütün varlıkları büyüten, rızıklandıran ve onların hayatıyla birlikte bütün kâinatın hareketi için gerekli kanunları koyan tek Rab olarak kabul edilmelidir. Tevhid-i Rububiyet, bu noktada öncelikle kozalite (sebep-sonuç) prensibini âdeta mutlaklaştıran bilimsel pozitivizmi, materyalizmi, tabiatçılığı temelden reddeder. Zihinlerde ve kalblerde her şeyden önce yerleşmesi gereken Rububiyet budur; böylece, tarihte ilk defa fen ve felsefeden gelen ve Allah'ın varlığını ve birliğini, sıfatlarını ve isimlerini tanımamızda baştan başa âyetler mecmuası olan kâinatı tam tersi yönde kendine basamak yapan modern inkâr karşısında insan, hayat ve kâinat gerçeği yerli yerine oturacaktır ve oturtulmalıdır. Bu da, İslâmî hareketin, Tevhid'in her şeyden önce siyaset temelinde değil, zihinlerin ve kalblerin aydınlatılması adına ilim ve maneviyat temelinde ele alınmasını icap ettirir. İşte bu çok önemli noktadır ki, Fethullah Gülen'in düşüncesi ve hareketiyle merhum Mevdudî gibi âlimlerin düşüncesini, hareketini ve kalkış noktasını birbirinden ayırmaktadır.

Fethullah Gülen ve Abdülkerim Süruş

Fethullah Gülen, bazı açılardan İranlı düşünür, filozof Abdülkerim Süruş ile de karşılaştırıldı. Asıl ismi Hüseyin Hâc Feracullah Debbağ olan Abdülkerim Süruş, eczacılık, kimya, tarih ve bilim felsefesi tahsili yaptı. Gayri resmî olarak fıkıh, İslâm felsefesi ve kelâm dersleri de aldı. Muhammed Hasan Salih Ali Şah'a, yani Alişahî tarikatına intisap etti. Meşhur çağdaş müfessir ve filozof, Ayetullah Hüseyin Ali Tabatabaî'den çok etkilendi. İslâm felsefesinin üstünlüğüne o kadar inanmıştı ki, "Tüm dünya kanatlarımın altında" diyordu.

Süruş, İran devriminin hazırlayıcılarından Mutahharî, Behişti ve Şeriatî gibi âlimler ve aydınlarla da yakın temas halinde idi. Devrim önderi Ayetullah Humeynî'ye çok bağlıydı. Türkçe'ye Evrenin Yatışmaz Yapısı adıyla çevrilen ve 16. asır İran işrakî filozoflarından sayılabilecek Molla Sadra (Sadreddin Şirazî)'nın felsefesini ele aldığı Nahâd-i nâ-Ârâm-ı Cihan adlı eseri Humeynî tarafından çok beğenildi. Ayetullah Humeynî, devrimden sonra Süruş'u Kültür Devrimi Danışma Kurulu'na tayin etti. Süruş, bu arada Mevlânâ'nın şiiri üzerine konferanslar veriyor, Havza-yi İlmiye'de kelâm-i cedit okutuyordu. Süruş, zamanla devrim kadrosuyla anlaşamadı. Artık, geleneksel İslâm metafiziği karşısında modern sosyal bilimleri daha sağlam temelli görerek tercih ediyordu. Geleneksel İslâmî ilimlere insan menşeli olarak bakıyor, onları modern bilimlerden farklı değerlendirmiyordu. Çalışmaları zamanla hermenötik, bilim felsefesi, "dinî bilginin evrimi" gibi konular üzerinde yoğunlaştı. Dinî bilginin, her bilgi dalı gibi bir bilgi dalı olup, herhangi bir kudsiyete sahip bulunmadığını iddia ediyordu. Bu sebeple, ulemadan büyük tepki gördü.

Abdülkerim Süruş'u tanımak için, düşüncesinin temelini oluşturan iki görüşünü kendi cümleleriyle vermek ve bir tavrına dikkat çekmek yeterlidir: Süruş, şöyle yazar: "Tektipçiliğe, taklide, fıkhın ve fakihin kutsallığına saygı duyuyorsun; ben ise imanın, özgürlüğün, inceliğin, inanç ve iradenin çevikliğinin renkliliğini ve çok boyutluluğunu takdir etmeni rica ediyorum." Bu sözler, ilk bakışta fıkhı donmuş kurallardan ibaret sayanlara haklı bir tepki olarak algılanabilir. Oysa, kendisine "Şiî İslâm'ın Luther"i denilen Süruş, genel düşünce yapısı içinde, dini fıkhî yanından âdeta mahrum ve dolayısıyla inanç noktasında korunmasız bırakmaktadır.

Süruş'u tanımak için ikinci çok önemli donemiz, onun felsefesinin temelini oluşturan şu değerlendirmesidir: "Fıkhın daralması ve genişlemesi realist bir teoridir ki, bir şeyi, o şeyi kavramaktan ayırır. İdealizm bir şeyin zihindeki ve hariçteki varlığını birbirinden ayrı görmezken - çünkü zihni ve gerçekliği aynı kabul eder - realist epistemolojinin asgarî şartı, nesne ile onu bilmeyi birbirinden ayırmaktır."

Süruş'un, Kant ile Karl R. Popper çizgisine yakın "eleştirel realist filozof" olarak değerlendirilmesine sebep olan bu görüşü hiç de yeni ve bize yabancı değildir. Onun bu temel kalkış noktası, aslında Mutezile'ye aittir. Bu Mutezilî düşünceye göre bir şey, evvelemirde, yani kendisi ve insandan bağımsız olarak ne ise odur ve onu bilmekten farklıdır. Dolayısıyla bilgi bilenden, değer onu değerlendirenden, ibadet âbidden bağımsızdır. Mutezile'ye göre, meselâ namaz kılarız, fakat onun evvelemirdeki kendi olan keyfiyet ve mahiyetini yakalayamayız; bu sebeple de, hiçbir zaman tam manâsıyla namaz kıldığımız söylenemez. Tamamen vesveseye açık bu düşünceye karşı Ehl-i Sünnet, "Namazın evvelemirdeki keyfiyeti ne olursa olsun, namazın gerekli şartlarını yerine getirmekle namaz kılmış oluruz." der. Süruş'un benimsediği bu Mutezilî görüş, İslâmî ilimlere ve dine uygulanınca, elbette dinî ilimlerin dayandığı gerçekten bilinebilir, objektif ve herkesi bağlayıcı bir hakikat kalmayacak, her dinî bilginin değeri bilenle özdeşleşecek, onun İlâhîlik vasfı ortadan kalkacak ve her bilgi, tamamen izafî hale gelecektir. Böylece, din adına da ortada mutlak değerlerden çok şahsî yorumlar kalacaktır. Tarihselciliği dine uygulamaya yol açan görüş, yine bu görüştür. Nitekim Süruş, "Dinî ilim, başka her ilim gibi, dini bilmeyi temsil eder. Yani bilenin bilgisinden ibarettir." diyerek, dinî ilim adına her şeyi yoruma indirger.

Enam Suresi 155-Bu ise indirdiğimiz tam, çok mübarek bir kitaptır. Bundan böyle buna uyun ve korunun ki, rahmetimize eresiniz.
156-Ve: "Bizden önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz, onlar gibi okuyup anlamaktan habersiziz." demeyesiniz


(Kur-an'ı Kerim mealini okuyalım)
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-05-2008, 01:36 PM   #2 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: osmaniye-kadirli-->moskova
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.763
Konular: 1772
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Carroll'un çalışmasının önemi

Carroll'un çalışmasının önemi

Süruş'u tahsil yıllarındaki tavır ve düşüncelerinden bu noktaya getiren ana faktör, İran devrimini başarısız görmesidir. O, başarı adına ölçü ve verili gerçek kabul ettiği modern durumlar, olgular, modern siyasî sistem ve düşünce ile geleneksel İslâm arasında beraberlik kuramamış, dolayısıyla İslâm'ı da suçlayamayacağı için, onu yoruma indirgeme yoluna gitmiştir. Meşhur Oliver Roy'u, "siyasal İslâm'ın bitip, post-İslâmcılığın başladığı" iddiasını seslendirmeye ve "post-İslâmcılığı da siyasî İslâm'ın başarısızlığından türemiş bir tür lâiklik" olarak tarif etmeye sevk eden, Süruş'taki bu değişimdir.

Neo-Selefîliğe dayalı İslâmcılık, mevcut durumları ve İslâm'ın kendine has yolunu, aksiyon çizgisini nazara almadan, su üstüne bina kurma girişimi gibi bir İslâm devleti, siyaseti, ekonomisi hedefine yönelmiş ve temelsiz bir idealizm sergilemiştir. Süruş ise, dinin özellikle hayata yansımasında izafîliği öne çıkarmış, ulemanın otoritesine muhalefet ederken, elbette kendisinin de dahil olduğu yeni bir otorite sınıfı üretmiştir.

Fethullah Gülen ise, mevcut durumları reel, yani realiteyi baştan kabul ederek, bu reel içinde hakikati temsil edilebileceği oranda, incitmeden ve verili durumlara kurban edecek yorumlara gitmeden temsil etme ve ona bağlı kalma çizgisindedir. Bu çizgide teori ile pratik, aksiyon ile düşünce bir arada olup, fıkıh bir kurallar mecmuası olmaktan çıkmakta ve dinamik bir süreç halini almaktadır. Gülen'in çizgisinde fıkıh ile iman, ilim, ruhî hayat ve aksiyon iç içedir. Bu çizgiyi tanımak ve yorumlamak, İslâm fıkhını usulü, yani metodolojisiyle tanımayı gerektirir. Bu temel gerçek anlaşılamadığı takdirde Fethullah Gülen'i de, Süruş'u da, başkalarını da doğru yorumlamak mümkün değildir. Bu sebeple, "Gülen hareketi"ni doğru anlamak, belki onun tezahüründen önce -ki beşere dayalı tezahür, her zaman arkadaki düşünceyi tam temsil edemeyebileceği gibi, niyeti de yanlış yorumlamaya sebep olabilir- onu fikir planında kavramayı gerektirir. İşte, Jill Carroll'un çalışmasını önemli kılan budur. Bu çalışmayı hem de çok önemli kılan ikinci husus ise, Gülen'de aksiyon önde göründüğünden ve Gülen teoriyle meşgul bir âlim, bir akademisyen olmayıp, ilmini aksiyonuyla ortaya koyduğu, ilmi iman, marifet ve aksiyon ile özdeşleştirdiği ve dolayısıyla bir akademisyen, salt bir âlim, salt bir düşünür olarak konuşmayıp, irşad dilini kullandığı için, ondaki ve ona nisbet edilen hareketteki düşüncenin enginliği, derinliği ve genişliği maalesef görülememektedir. İşte Carroll, bu engele takılmayıp, harekete ilham kaynağı olan beyni tanıma çabasına giriştiği içindir ki, bu çaba, onun çalışmasını çok önemli ve farklı kılmaktadır.

Jill Carroll'un çalışmasında dikkat çeken bir başka husus da, Sayın Carroll her ne kadar Fethullah Gülen'in düşünce dünyasını tahlil etmeye çalışıyorsa da, onun salt bir düşünceyi değil, bir hareketin ilham kaynağı ve dinamiği olarak gördüğü bir düşünceyi bir bütün oluşturan anlamlı bir seri halinde tahlil etmesidir. Bu seri, Gülen'in düşünce yapısında Carroll'un öne çıkardığı beş temel unsurdan oluşmaktadır: (1) Sahip bulunduğu aslî değer ve ahlâkî yüceliğiyle insan, (2) insanî varlığın en temel hususiyetlerinden olarak hürriyet, (3) hürriyeti kullanacak ve topluma yön verecek ideal insan, (4) ideal insanı yetiştirmek için eğitim ve (5) hem ideal insanı yönlendirmede hem de hürriyeti dengeli olarak kullanmada gerekli bir unsur olarak sorumluluk şuuru. Carroll, Batı'ya hitap eden bir insan olarak, Gülen'i düşünce yapısındaki bu beş temel unsur açısından sırasıyla 18. asır Alman filozofu Immanuel Kant, 19. asır İngiliz siyaset teorisyeni John Stuart Mill, MÖ 6-5. asırlarda yaşamış bulunan Çin bilgesi Konfüçyüs ve yine MÖ 5-4. asırlarda yaşamış olan eski Yunan filozoflarından Eflâtun'la ve nihayet 20. asır varoluşçu Fransız filozofu Jean Paul Sartre'la karşılaştırmaktadır.

Gülen ve Kant'a göre insanın değeri

Sayın Carroll'ın tahliliyle, aynı zamanda bir ahlâkçı filozof olan Kant'a göre tabiat, bir organizmadaki her organı, varlık sebep veya gayesini mümkün olan en iyi şekilde yerine getirecek tarzda ve özellikte dizayn etmiştir. Akıl da bir organdır. Tabiat insana akıl ve irade vermişse, böyle bir varlık için korunma, refah, hattâ mutluluk, varlık sebebi ve gayesi olamaz. Çünkü bunları sağlayacak daha önemli bir 'organ' vardır ve o da içgüdüdür. Dolayısıyla hayvanlar, insandan daha iyi, daha müreffeh yaşar. Öyleyse, akıl ve iradeyle donatılmış olan insan, içgüdünün daha iyi sağladığı refah, bedenî zevkler ve dünyevî mutluluk gibi şeyleri hayatının gayesi yapamayacağı gibi, bunlar, geçici ve değişken karakterleriyle ahlâk için gerekli zemini de oluşturamazlar. Şu halde, insanın bunların üstünde bir vazifesi olmalıdır. Onu bu vazifeye sevk edecek ve hayatını bu vazifeye göre yönlendirmesini sağlayacak olan da iyi niyettir. Vazifenin de iyi niyetin yönlendirmesiyle kendisine yöneleceği bir değer vardır. Bu değer, maddî karşılığı, pazar fiyatı olmayan bir değerdir. Çünkü, akıl ve irade sahibi bir varlıktan gaye, bir pazar fiyatı olan ve içgüdünün daha iyi tedarik veya tatmin edeceği değerler olamaz. Maddî karşılığı veya pazar fiyatı olmayan bir değer varsa, o da ahlâktır. Ahlâk, bizzat kendisinden dolayı ulaşılması gereken bir hedef olmakla, insanî varlığın gayesidir. Öyleyse, bizzat kendisinden dolayı gaye olan ahlâkıyla insanın değeri, tartışma konusu yapılamaz. Bu konuya yarın devam edeceğiz.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-05-2008, 01:38 PM   #3 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: osmaniye-kadirli-->moskova
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.763
Konular: 1772
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
B.Jill Carroll'un Fethullah Gülen incelemesi - 2] Gülen düşüncesindeki temel unsurlar

[B.Jill Carroll'un Fethullah Gülen incelemesi - 2] Gülen düşüncesindeki temel unsurlar
Carroll'a göre Fethullah Gülen'in düşünce yapısında insan, varlığın özü, usaresi, kâinatların fihristi ve hülâsasıdır. Yüce Yaratıcı bir manâda varlığı ona bağlamış olup, insan, mazhariyetleri itibarıyla, varlık içinde, eşyayı, hadiseleri ve tabiî her şeyin arkasında Kudreti Sonsuz'u söyleyen bir dil ve kâinatlar genişliğinde bir gönüldür.

İnsana, insan olması itibarıyla saygı gösterilmelidir. Onun canı gibi malı, iffeti, inancı, meskeni ve aile kurup çoğalması koruma altına alınmıştır. Bizzat insanın kendisi dahi, Allah tarafından kendisine bahşedilen insanlık emanetine zarar veremez. İnsanlık emanetini korumada sevgi ne kadar önemli ise, bu emanete zarar verecek eylemler de o ölçüde sevgi ruhunun doğrudan karşıtı olarak görülmelidir. Carroll, Fethullah Gülen ile Kant'ı insanın değeri temelinde karşılaştırırken, elbette Kant'ın hümanist bir filozof olduğunun, Batı'da Rönesans sonrası hümanizmin genelde ateist bir çizgi takip ettiğinin farkındadır. Ama o, bütün hümanistlerin, sözgelimi Kant'ın da, John S. Mill'in de ateist olmadığını bilmektedir ve dolayısıyla yanlış anlamalara meydan vermemek için bu hususa dikkat çekmektedir.

Gülen'de ve Mill'de hürriyet kavramı

Jill Carroll'un açıklamaları içinde, John S. Mill, Batı'da ferdî hürriyeti en fazla öne çıkaran bir düşünürdür. Her türlü baskıya karşı olan Mill'e göre kendi bedeni ve zihni üzerinde de mutlak hakim olan insan hürriyetini sınırlayacak tek şey, başkasına zarar vermemektir. Düşünce ve ifade hürriyetini sonuna kadar savunan Mill, herkesten sadır olacak fikirlerle bir ortak doğruya varılabileceği görüşündedir. Mill, Epikürcü filozoflar gibi insan hayatının gayesi olarak hazzı veya mümkün olan en büyük mutluluğu öne çıkarır. Epikürcüler gibi John S. Mill de, insan için domuzlara lâyık bir haz hedefi takip etmekle eleştirilmiştir. Mill'in buna cevabı gerçekten ilginçtir. Ona göre, bu eleştiriyi yapanlar, asıl insan için domuzlara lâyık bir hazdan başka bir hazzın varlığını düşünemeyenlerdir. İnsan için bu hazzın ötesinde zihne, vicdana ve duygulara ait hazlar da vardır. İşte, hayatın gayesi, bu hazlara ulaşmaktır.

Carroll, hürriyetin Fethullah Gülen'in düşünce yapısında da çok önemli bir yeri olduğunu vurgular. Yalnız, Mill'de ferdî hürriyeti sınırlayan tek şey başkalarına zarar vermemek iken, Gülen, bu konuda gerçeğe mutlak bağlı kalma ve insanın kendisine de zarar veremeyeceği prensiplerine dikkat çeker. Carroll, Gülen'in "ruhî-ahlâkî-zihnî kemale ermiş fertlerin rehberlik yapacağı bir dünya vizyonunu ortaya koyduğu" Ruhumuzun Heykelini İkame Ederken adlı yazısında söz konusu rehber kişilerin beşinci önemli vasfı olarak "hür düşünebilme ve düşünce hürriyetine bağlı" kalmayı zikrettiğini kaydeder. Gülen'e göre, düşünce ve ifade hürriyeti olmadan sağlıklı bir insanî varlıktan söz edilemeyeceği gibi, medeniyet adına mesafe almak da mümkün değildir.

Carroll, Fethullah Gülen'in düşüncesinde hür olabilme ve hürriyeti duyabilmenin insan iradesinin önemli bir derinliğini teşkil ettiğini ve o derinliğe açılamayanlara insan demenin çok da mümkün olmadığını hatırlattıktan sonra, hürriyetin Gülen'in ahlâk dünyasındaki yerine de temas etmeden geçmez: "Özgürlüğü mutlak serbestlik olarak anlayanlar, hayvanî özgürlükle insanî özgürlüğü birbirine karıştırmaktadır. Beden ve cismaniyetin karanlık isteklerini gerçekleştirme yolunda serazat gönüllerin kendisine sığındığı hürriyet tamamen bir hayvanlık şiarı olmasına karşılık, ruhun önünden engelleri kaldırarak vicdanın şahlanmasına imkân hazırlayan hürriyet ise, tamamen bir insanlık şiarıdır." Fethullah Gülen'in düşüncesini ve aksiyonunu birbiri içinde takip eden Jill Carroll, daha sonra Gülen'i ideal insan ve ideal toplum düşüncesi itibarıyla Konfüçyüs ve Eflâtun'la karşılaştırır. Çin bilgesi Konfüçyüs'e göre, dünyada her şeyin kendisine dayanması gereken aşkın bir gerçek, bir kaynak vardır. Bu gerçek ve kaynak, Tao'dur. O, bir prensiptir, gerçeğin enerjisidir, (İslâmî terminolojideki "fıtrat"a benzer bir kavram olarak) her şeyin Yolu'dur. Eflâtun da benzer bir asıldan söz eder; ama o, gayr-ı maddî ve ezelî, ayrıca İyi'nin, Doğru'nun ve Adalet'in kaynağı olan bu asla "İde(a)lar Âlemi" adını verir. Maddî dünya, gölgeden ibarettir; asıl varlık ve gerçek dünya, "İde(a)lar Âlemi"dir. Fethullah Gülen'in düşüncesinde ise mutlak doğru, mutlak güzellik, mutlak adalet, kısaca her faziletin mutlak kaynağı, Allah'tır.

Konfüçyüs, toplumu yüksek veya soylu ruhlar ya da dimağlar ile düşük dimağlar olmak üzere ikiye ayırır. Yüksek ruhlar veya dimağların gözlerinde basiret ışığı, kulaklarında nüfuz edicilik, yüzlerinde tebessüm ve sevimlilik, davranışlarında tevazu, sözlerinde güvenilirlik, hizmetlerinde saygı, şüphelerinde tahkik, öfkelerinde denge ve fırsatları değerlendirmelerinde ahlâkîlik vardır. Ayrıca onlar, insaniyet, cömertlik, yardımseverlik, aksiyon, doğruluk, dürüstlük, hikmet, vefa, güvenilirlik, samimiyet ve anne-baba haklarına riayet gibi faziletlerle donanmışlardır. Buna karşılık, düşük ruhlar veya dimağlar ise, hayvanların otlaması gibi yer içer ve bedenî ihtiyaç ve hazlarının peşinde hayatlarını tüketirler. Eflâtun da, mağarada gölgelerle oyalanan, yosun tutmuş ve kokuşmuş sular gibi durgun, yine hayvanların otlaması gibi yiyip-içip çiftleşen "düşük tabiatlılar"a karşılık, toplumu yönetmesi gereken "hikmet ehli" veya "filozoflar"dan söz eder. Hikmet ehli, haddini bilen, insanî bilginin sınırlarının farkında, hikmeti nerede bulursa alma peşinde, gerçek, güzellik, iyilik ve adalet âşığı insanlardır. Onlar, geçici gerçekliklerle değil, ebedî hakikatle meşguldürler.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-05-2008, 01:38 PM   #4 (permalink)
IslamGul Dostu

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: osmaniye-kadirli-->moskova
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.763
Konular: 1772
Teşekkür Grafikleri
Thanks: 0
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 143
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Gülen, Konfüçyüs ve Eflatun'da eğitim

Gülen, Konfüçyüs ve Eflatun'da eğitim

Fethullah Gülen de, pek çok yazılarında ve konuşmalarında "ideal insan", "yeryüzü mirasçıları" ve "altın nesil" gibi isimlerle andığı, yüksek faziletlerle donanmış bir nesilden bahseder. Bu nesil, yaşatmak için yaşamak arzusundan vazgeçmiş, zihinleri müspet ilimler, kalbleri dinî ilimlerle aydınlanmış, ayrıca kâmil iman, aşk, ahlâk, hürriyet, hakikat sevgisi, araştırma ruhu, istişare, riyazî düşünce ve tecride dayalı sanat anlayışıyla donanmış fedakârlar veya adanmış ruhlar topluluğudur. Bu topluluğun en kâmil manâdaki temsilcisi ve rehberi (Hz.) Peygamber (sas) ve sonra dört halifedir. Jill Carroll, Konfüçyüs ve Eflâtun'da söz konusu neslin idareye vaziyet edip toplumu tepeden değiştirecek bir kadro olmasına karşılık, Fethullah Gülen'de faziletli bir toplum mayalayacak ve siyasetten uzak duracak bir nesil olduğu vurgusunu da yapar.

İdeal insan ve toplumdan söz edildiği bir yerde, bu ideal insan ve topluma nasıl ulaşılacağı sorusu elbette akla gelecektir. İşte Carroll, Fethullah Gülen'in ideal insan anlayışını tartıştıktan sonra, bu soruya cevap olarak, yine Konfüçyüs ve Eflâtun'la karşılaştırmalı biçimde ondaki eğitim düşüncesine geçiyor.

Bir sosyo-politik teori olan Konfüçyanizm'de eğitim adına öne çıkan kavram 'ritüel'dir. Ritüel, insan hayatını teşkil eden ilişkiler ağı içinde gerekli olan duruş demektir. Ritüelin başlıca unsurları sosyal adalet, toplumun iyiliğini hedefleyen idare ve topluma rehberlik, idarecileri kritik etmede entelektüellerin oynadığı roldür. Ritüele ulaşma da eğitimle mümkündür. Konfüçyanizm'de toplumun rehberleri "bilginler"dir ve bunlarda altı sıfat öne çıkar: İnsanı sevmek, hikmeti sevmek, samimiyeti sevmek, hakikati sevmek, cesareti sevmek ve kararlılığı sevmektir. Şu kadar ki, bütün bu sevmeler ancak öğrenmeyi sevmekle mümkündür; yoksa birer aldanış olurlar. Konfüçyüs'ün insana insaniyet, liyakat, doğruluk, akıllılık, dürüstlük, iktisat, bozulmama, anne-baba haklarına riayet, cömertlik, disiplin ve samimiyet faziletlerini kazandıracak eğitim müfredatı Tarih Kitabı, Şarkılar Kitabı, Değişimler Kitabı, İlkbaharlar ve Sonbaharlar Kitabı ve Ritüel Kitabı'ndan oluşur. Bilhassa şahsiyetin gelişmesinde, liderlikte, aileye ve imparatora hizmette müzik ve şiirin de kendilerine has yeri vardır.

Sokrat'ın görüşlerine dayalı olan Eflâtun'un ideal yönetim tarzı olan Meritokrasi, yani Liyakat İdaresi teorisine göre, madenler gibi olan fertler, kabiliyet ve karakterlerine göre altın, gümüş ve demir olmak üzere başlıca üç kategoriye ayrılırlar. Kendilerini de toplumu da idare eden yöneticiler altın, askerler gümüş, zenaatkâr ve çiftçiler demirdir. İki altından altın, iki gümüşten gümüş doğması büyük ihtimal dahilinde olmakla birlikte, altından hem gümüş hem demir, demirden de altın doğabilir. Herkes, temel bir eğitim aldıktan sonra kabiliyet ve tabiatına göre belli sahalarda belli insanlar öne çıkar. En iyi eğitim, ruh ve beden arasında gerekli dengeyi sağlayan eğitimdir. Eğitimde müzik, şiir ve beden eğitimi, birbirinin rağmına ağırlık sahibi olmamalıdır. İdareci olacaklara bazı edebiyat, müzik ve tiyatro türleri kapalı kalmalıdır. Bunlar, çocukluklarından itibaren iyiliğe, güzelliğe, düzene ve adalete yönelik olarak yetiştirilmeli, kendilerine müzik, şiir ve beden eğitiminin yanı sıra matematik gibi daha başka ilimler de öğretilmelidir.

Eğitim üzerinde olabildiğince hassasiyetle duran Fethullah Gülen'e göre insan; ruh, zihin ve bedenden oluşan bir varlıktır ve o, varlığının bu üç boyutunda da eğitilmelidir. Modern Batı da eğitim, bilim ve teknoloji sahalarında hayli ilerlemiş olmakla birlikte, materyalizm temelli olarak insanı ihmal etmiştir. Oysa insan, varlığın en mükemmel modelidir. Onun için gerçek hayat eğitimle mümkündür; öğrenmeyi ve öğretmeyi ihmal edenler, biyolojik olarak canlı da görünseler, aslında ölüdürler. Gülen'in düşünceleri etrafında açılan ve doğrudan din eğitimi verilmemekle birlikte "adanmış" öğretmenlerin örnekliğine dayalı bir ahlâk eğitiminin kendini gösterdiği okullarda fen dersleri, matematik, tarih, dil, edebiyat, sosyal ve kültürel konular, sanat, müzik ve daha başka dersler okutulmaktadır. Gülen, eğitimde aile, okul, çevre ve medya işbirliğine de vurgu yapmakta ve her konuda olduğu gibi eğitimde de istişarenin öneminden söz etmektedir.

Jill Carroll, son olarak, Fethullah Gülen'i sorumluluk duygusu açısından J. Paul Sartre'la karşılaştırır. Sartre, insanda sorumluluk duygusunun bir inanç, felsefe veya ideolojiden değil, doğrudan doğruya insanın tabiatından kaynaklandığını savunur. İnsan olmak sorumlu bir varlık olmak demektir ve sorumluluk, insanı aksiyona iter ve ona dünyayı şekillendirme kabiliyeti kazandırır. Varoluşçuluğa yöneltilen hayatta kendisi için çalışmaya değer bir şeyin varlığını kabullenmediği ve hiçliği öne çıkardığı için insanı pasifize ettiği, her şeyi karanlık yanıyla gördüğü ve insanî teşebbüsün ciddiyetini reddettiği eleştirilerine karşı Sartre, "İnsan, kendisini nasıl yapıyorsa odur. Faaliyetimiz de istenen neticeyi versin vermesin biz çalışmalıyız; çünkü dünyamız, şeyler, onların nasıl olmasına karar vermişsek öyledir." der ve varoluşçu felsefesini âdeta sorumluluk üzerine bina eder.

Gülen ve Sartre'da sorumluluk telakkisi

Sorumluluk, Fethullah Gülen'de kaynağı ve hedefi belli bir şuur halidir. Ona göre insan, yeryüzünde Hakk'ın halifesidir; dolayısıyla vazifesi ve sorumluluğu çok yücedir. Allah, insana "kâinatların ruhundaki esrarı keşfetme, dünyanın bağrındaki gizli kuvvet, kudret ve potansiyel imkânları ortaya çıkarma, her şeyi yerli yerinde kullanarak Kendisi'nin ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarına şuurlu bir temsilci olma hak, salâhiyet ve kabiliyeti vermiştir ki, varlığa müdahale ederken ve hilâfet vazifesini yerine getirirken aşamayacağı bir engelle karşılaşmasın." İnsanın hilâfet fonksiyonu, dinî inanç ve ibadeti, kâinatı tanıyacak ilimleri edinmeyi ve "tabiat"ı müspet hedefler istikametinde kullanarak, dünyayı imar ve insan hayatını gerçek hayat yapmayı ihtiva eder. Gülen, bu noktada insanî irade, düşünce ile birlikte gitmesi gereken aksiyon ve ızdıraba vurgu üstüne vurgu yapar. Ona göre dünya, "sorumluluk duygusuna, insanî değerlere, ilme, ahlâka, hakikî tefekküre, fazilete, sanata önem veren, varlığı bütün derinlikleriyle, insanı dünyevî, uhrevî enginlikleriyle kucaklayacak, yorumlayacak, Allah'ın halifesi olma unvanıyla eşyaya müdahale edecek cins kafalara ve çelik iradelere muhtaçtır."

Kitabın sonuna gelirken okuyucu, "Artık yazar, Fethullah Gülen'in düşüncesinin ve insanlara tesirinin kaynağını sorması gerekir." demekten kendini alamıyor. Ve, kitabın son bölümünde sayın yazar, buna temas ediyor ve Gülen'in düşüncesini ve insanlara tesirini onun derin bir ruh, manâ, şahsiyet bütünlüğü ve merhamet insanı olmasına bağlıyor. Bunlar şüphesiz doğru olmakla birlikte, elbette bunları Fethullah Gülen'e kazandıran bir kaynak olmalıdır. Her ne kadar Sayın Carroll, kitap boyunca Gülen'in İslâm'a dayandığını vurgulasa da, onun insanın değeri düşüncesini Kant'ın hümanizmiyle karşılaştırdığı bölümde Kant'a, Fethullah Gülen'in düşüncesi dine dayanırken, Kant'ın düşüncesinin bir felsefe olarak akla, dolayısıyla daha sağlam bir zemine oturduğu itirazında bulunma hakkı tanıyor. Bunun sebebi de, Sayın Carroll'un Hıristiyanlık-modern Batı düşüncesindeki din anlayışına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Sanki ona göre din, tamamen duygusal bir vakıa ve dolayısıyla değişken olmasına karşılık, felsefe akıl zeminine oturduğundan, akıl, duygulardan daha sağlam bir zemindir. Oysa İslâm, duygulardan kaynaklanmadığı gibi, Allah'tan gelen bir din olarak aynı anda zihne/akla, duygulara, vicdana ve kalbe hitap ve bunların her birini tatmin eder, her birine vazife yükler. Umarım Sayın Carroll gibi bir dimağ ve samimi bir gönül, bunu da görecek ve Fethullah Gülen'de müşahede ettiği her değerin onun İslâm'ın bir evlâdı olmasından kaynaklandığını fark edecektir.

Ali Unal
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4.5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:17 AM .


vBulletin v3.7.1 Patch Level 1, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd


 

» Bize ulasmak için affeyle@gmail.com adresine mail atin )
sitemap Tags ilahi indir ek isler ek isler memurlar

ValidRank Button