 |
Teşviklerinizle açılan okullarda irticai eğitim verildiği, doğrudan dinî eğitim yoksa bile davranışlarla siyasal İslam'ın telkin edildiği iddiaları var?
F.G: Bahsi geçen okullar sürekli teftiş altında. Yurt dışındakilerin açıldıkları günden bu yana, bazıları itibariyle 7-8 yıldır, her ülkenin hem haber-alma teşkilatları, hem de millî eğitim bakanlıkları tarafından kontrol ve teftiş edildikleri kesin. Sonra, bu ülkelerin hepsi irtica konusunda en az Türkiye kadar hassas. Ayrıca, bu okullara Türkiye'de her seviyeden insan gitti, gördü, gezdi ve pek çok gazeteci intibalarını günlerce yazdı. Şu ana kadar herhangi bir okulda irtica eğitimi verildiğini gösteren tek bir müşahhas delil bulunmuş mudur? Teftişler bir yana, bu okullarda, cemiyetin her kesiminden talebeler var. Şimdi, bunların hiç birinden bu hususta şikâyet olmamışsa, velilerden bu hususta şikâyet gelmemişse, hangi gerekçe ile bu müesseselerde irticaî eğitimden bahsediliyor? Davranışlarla dinin telkin edildiği iddiasına gelince: Evrensel ahlâkî kriterler var, eğitimin gerektirdiği davranış şekilleri var. Öğrenciye iyi davranmak, güler yüzlü olmak, büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermek, insanlara her işlerinde yardımcı olmak, cömertlik, affedici olma, kısaca bunlar gibi pek çok ahlâkî kriterler çerçevesinde davranma neden dînî eğitim olsun? Başka türlü mü davranılsın, ahlâksızlık mı teşvik edilsin? Siyasal İslâm gibi hiçbir davamız da olmadı. Aksine, benim kullandığım Türkiye Müslümanlığı tabirini, işin uzmanları kültürel İslâm olarak tavsif ettiler.
Yurtdışında okul açılmasını teşvikteki gayenizi öğrenebilir miyiz? Bu konuda da, menfaat temin etme, böylece şeriat devleti çalışmalarına dış destek sağlama gibi iddialar ortaya atılıyor.
F.G: Maddî menfaat peşinde olan insanlar, herhalde gidip yurtdışında büyük fedakârlıklarla okul açmaktan çok daha tatlı iş sahalarına pekalâ girebilirler. İkinci iddianın ise çürüklüğü ve mesnetsizliğini bu okullarda verilen eğitim, okulların bulunduğu ülkelerin lâiklik konusundaki Türkiye'den daha az olmayan hassasiyetleri ve şu ana kadar iddia edildiği istikamette hiçbir faaliyetimin tespit edilememiş olması apaçık göstermektedir. Okulların açılmasındaki maksat da, fakirle yapılan ve yayınlanan mülâkatlarda defalarca dile getirilmiş ve pek çok insan tarafından da yazılmıştır.Ülkemizden iki cumhurbaşkanı, başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, ilim adamları, yüksek rütbeli emekli askerler, gazeteciler ve daha başka her görüşten, her seviyeden binlerce insan bu okullara gitti, gezdi, gördü ve döndüler. Okulların bulunduğu ülkelerden ve Türkiye'den gidip bu okulları görenlerden, iddia edildiği şekilde tek bir şikâyet gelmiyor, aksine istisnasız hepsi bu okullardan övgü ile bahsederken, masa başında bu türden iddiaları ortaya atanların asıl maksatlarını anlamakta güçlük çektiğimi söylemeliyim. Her bakımdan ülkemizin faydasına olduğu apaçık bu okullar hakkında böylesine mesnetsiz ve düşmanca hisler beslemenin vatanperverlikle münasebetini bulamıyorum.
İmam-Hatip okullarının orta kısımlarının kapatılmasından sonra, sizin açtırdığınız okullara özellikle irticacı kesimden akın olduğu dile getirildi.
F.G: Bu okulların devlet ve halk işbirliğiyle açıldığını defalarca ifade ettim. Şimdi, bu okullarla alâkalı bir istatistik mi yapılmış veya bu okullara geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında kayıt yaptıran öğrencilerin envanteri mi tutulmuş da, hem buralara daha fazla akın olduğundan, hem de bu akımın irticacı kesimden geldiği iddia ediliyor. Yapılacak ufak bir araştırma, sanırım, bu iddianın gerçekle hiç alâkasının olmadığını ortaya çıkarmaya yetecektir.
Okullarda neden karma eğitim yapılmıyor? Yani kız ve erkek öğrencilerin ayrı olmasının sebebi nedir?
F.G: Benim herhangi bir okulum olmadığını ifade ede ede yoruldum. Karma eğitimin çağdaşlığın bir sembolü ve çağdaş eğitimin bir göstergesi olduğunu ciddî bir eğitimci söylemiş olsaydı, dikkate almaya değer bulurdum. Halbuki, dünyanın her yanında gerçek eğitimciler ve bu konudaki istatistikler başka türlü söylüyor. Zannediyorum, böylesi iddialar eğitim adına değil, daha başka şeyler adına ileri sürülmektedir. Bu iddiaları ortaya atanlar, gerçekten bu ülkeyi seviyorlarsa, aynı Millî Eğitim'in program ve müfredatını uygulamalarına rağmen, eğitim seviyeleriyle Türkiye içinde ve dışında kendilerini çoktan ispat etmiş olan bu okullarla uğraşacaklarına, Türk millî eğitimini ıslah konusunda imal-i fikirde bulunsun ve çalışma yapsınlar. O zaman milletin, büyük paralar vererek özel okulları tercih etmesinin de bir sebebi ve manâsı kalmaz. Eğer böyle bir şey yapar ve muvaffakiyet de gösterirlerse, buna en çok sevinenlerden biri ben olurum.
Yurtdışındaki Türk okullarında dönen sermayenin 350 trilyon lira olduğu söyleniyor. Bu kadar para nerden karşılanıyor?
F.G: Bir defa, bu hesabın neye dayandığı belli değil. Öyle bir hesap yapıyorlar ki, okulların binasını, her talebenin masrafını bu hesaba kattıkları gibi, her öğretmene de 1500 dolar maaş biçiyorlar. Bir defa bildiğim kadarıyla, bu okulların binalarından pek çoğunu, bulundukları ülkeler sağlıyor. İkinci olarak, okulların tefrişatı, bu ülkelerde bir profesör maaşının 30-40 dolar olduğu zamanlarda yapıldı ve eğitim-öğretim malzemeleri o dönemde temin edildi. Üçüncü olarak, çoğu okulda talebelerden belli bir ücret alınıyor. Dördüncü olarak, bu okulları bizzat ziyaret eden değerli basın mensuplarının yazdıkları üzere, öğretmenler büyük bir fedakârlık içinde 400-500 dolara çalışıyorlar. Şimdi bu gerçekler, bahsi edilen rakamı birkaç yüz defa küçültecektir. Ayrıca, bu okulların finansmanının nasıl sağlandığı defalarca ifade edildi, yazıldı, söylendi. Dışarıdan en küçük bir desteğin olmadığı, olsa da kabûl edilmediği ve edilmeyeceği daha ciddî resmî raporlara dahi girdi. Buna rağmen, bu iddialarda hâlâ ısrar edenler, ya kasıtlıdırlar, ya herkesi cimri, millet ve ülke hizmeti için kuruş veremez, aksine devletin malından ve başkalarının üzerinden geçinmeye bakan kişiler olarak görmektedirler. Halbuki, bu millet elindeki avucundaki her şeyini harcayarak İstiklâl Savaşı'nı yapmıştır ve ülkesinin faydasına gördüğü her hizmete de yine neyi varsa verebilir. Allah'a çok şükür, her şeye rağmen o, bu karakterini korumuştur.
Öğrencilerin askeriye, hukuk, kamu yönetimi gibi okullara yönlendirildiği iddiaları konusundaki cevabınız...?
F.G: Tutarsızlıkta önceki iddialardan farklı olmayan bu iddia, acaba hangi istatistiğe dayanıyor? Kaldı ki, sayın Nevval Sevindi, benimle yaptığı mülâkatta, kurulmasında sadece teşvik ve tavsiyede bulunduğum bazı özel okullarda sosyal derslerden ziyade fen derslerine ağırlık verildiğini ve bunun bir eksiklik olduğunu söylemişti. Gerçek olan da bu iken ve bana atfedilen okullar veya öğrencilerin başarılarının fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi derslerde yoğunlaştığı herkesin malûmu iken, bu iddianın da bir kasıt mahsulü olduğunda şüphe yoktur.Şeriat devleti nerede?
Okul açmaktaki maksadınız madem ki Türkiye'ye hizmet, öyleyse niçin daha çok geri kalmış bölgelerimiz olan Doğu ve G. Doğu'ya okul yapılmasını teşvik etmediniz?
Okul açmak elimde olmamakla birlikte, teşvik ve tavsiyelerim neticesinde, buralarda da çok sayıda okul, dersane ve yurdun hizmete girdiği bir gerçektir. Fakat, bunların arzu edilen sayıda olmadığı da bir gerçek. Bunun da sebebi, bölgede uzun süredir devam eden terörün ve daha başka imkânsızlıkların yanısıra, belki bunlardan da öte, selâhiyetli makamların bu mevzuda çıkardıkları engellerdir.
Bu nazik mevzuda fazla söz söylemek istemiyorum. Sadece, objektif bir kalemin bu konuda bir gazetede yazdığını nakletmekle iktifa edeceğim: 'Türkiye'de izin verdiniz, destek oldunuz, el uzattınız, önünü açtınızda mı, Gülen dediğiniz yerlerde okul açılmasını salıklamadı, teşvik etmedi? Bugün açılanları boğmaya çalışmak ve arkasında başka amaçlar aramak gibi bir eğitim düşmanlığı ve ideoloji şablonculuğu karşısında daha fazlası yapılabilir miydi? Böyle bir sorunun en güzel yanıtını, yurtdışına olan beyin göçümüz veriyor. Bilime, bilim adamına, eğitime ve eğitimciye ancak ideolojilerin ve çıkarların izin verdiği ölçüde yaklaşılan bir ülkede bu kadarını yapmak bile büyük bir başarıdır.'
|
|