GENÇLİĞİN SORUNLARINA VAHİYDEN ÇÖZÜMLER
Burada değineceğimiz Gençliğin sorunları değil de, aslında tüm insanların yani bizlerin sorunudur Çünkü bahsedeceğimiz sorunlar, sadece gençlerde değil biz yetişkinlerde de vardır. Birinci sorun olarak;
1-) Gayesizlik Sorunu: İman etmek ciddi bir iddiadır. Gayeden amacımız, iman iddiamızı ispatlama sorumluluğudur. Bugün müslüman dendiği halde, gayesiz, dertsiz, amaçsız ve sancısız kitlelerle karşı karşıyayız
Allah insanı yaratılmışların en şereflisi seçmişken, ekrem sahibi, izzet sahibi seçmişken bizler esfele doğru gidiyoruz maalesef Gayesi yitirilmiş nesiller yetişiyor ve gaye kaybedilince de pusulamız olan Kuran da elden kayıyor
2-) Kıblesizlik Sorunu: Yönsüzlük sorunu diyebiliriz. Günde kırk defa Allahla olan ahdimiz var. Günde kırk defa Allaha bizi sıratim mustakimden ayırma diye dua ediyoruz.
Nesillerimizi tehdit eden iki önemli sorun var. Birinci sorun çok kıbleli hayat anlayışı, ikinci sorun ise kıblesiz hayat anlayışı. Parayı kıbleleştirenler, Malı-mülkü kıbleleştirenler, Şehveti kıbleleştirenler, hatta meşin yuvarlağı kıbleleştirenler var aramızda Ekranları kıbleleştirdiğimizin farkında değiliz. Farkında değil gençlerin çoğu kıblesiz oluşundan veya çok kıbleli oluşundan
Dünyada insana ilk olarak kıble aşısı yapılmalı İstikametimiz, yönümüz belirsizleşmemeli. Zihnimizde bulanıklılık olunca, kıblemiz de kayıyor.
Hayat ilk günden, son güne kadar kıble kararlılığıdır!
3-) Kimliksizlik Sorunu: Ben kimim? Biz kimiz? Gibi soruları, kendimize sormaktan çekiniyoruz. Bizim marifetimiz, kerametimiz kimliğimizde saklı. Sadece kimliğimizin bilincinde olmak da yetmiyor maalesef Cemaat ruhu ile ümmet ruhunun birleşmesi lazım. Kimlik derken birey olarak değil, ümmet olarak hareket etmemiz gerekir.
Kuranda birçok ayette mesela Ali İmran suresi 64. ayette Eğer onlar yüz çevirirlerse, şahit olunuz ki ibaresi geçer. Evrendeki her şeyi, imanımıza, kimliğimize şahit tutmalıyız. Düşmanlarımız tarafından bile, müslüman olduğumuz, hayatımızı Allahın rızasına uygun bir şekilde yaşadığımız tespit edilmeli ve şahit tutmalıyız.
İşte kimliğimizi yakaladığımız zaman, halife olarak; yeryüzünün reisleri, önderleri olabiliriz. Nihilizm gibi hiçleşmeye giden insan yığınları gibi değil, kimliğini arayış içerinde olan kulların zümresinde olmalıyız.
Kimliksiz insanlar sömürülmeye aday insanlardır! Kimliğimizde muvahhit vasfı, mücahit vasfı, muttaki vasfı, muhalif vasfı ve müteal vasfı olmalı Yani yeri deldiğinde çekinmeden la demesini bileceğiz. Hz. İbrahim gibi Yuh sizin Allahtan başka taptıklarınıza diyebilmeliyiz.
4-) Eylemsizlik Sorunu: Kısacası hareketsizlik, amelsizlik sorunu İman var, amel yok. Canlılık, dinamizm yok. Kötülükle mücadele ruhu, azim yok Eylem yok yani. Örneğin okuma eylemi en büyük İslami eylemdir. Öyle olmasaydı Rabbimizin insana ilk emri oku olur muydu? Namaz bir eylemdir, Tebliğ bir eylemdir.
Eylemsizlik rehavetten, konfordan kaynaklanıyor. Okuma, olmazsa olmazımızdır! Öyle ki haksızlık karşısında susmakta mahzur görmüyoruz. Kâinatı, kitabı okumuyoruz. Böylece, zamanla haksızlığa karşı bağışıklık kazanıyoruz
İslamdan gayrı bir davranış, bir olayla karşı karşıya kaldığımızda, imanımızın bizi hemen refleks hareketiyle uyarması lazım
5-) Ruhsuzluk Sorunu: Kuranda Hicr suresi 29. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: Ona kendi ruhumuzdan en güzel bir biçimde üfledik. Ruh ile çamur birleşince işte, eşrefi mahlûkat ortaya çıkıyor. Ama ruh ile çamuru birbirinden ayırdığınız vakit; fitne, fesat, arzın imhası ortaya çıkıyor.
İnsanlarda iki tür sapma vardır. Kimi insanlar çamura, yani maddeye, dünyaya önem verirler. Materyalist zihin tipini örnek olarak verebiliriz. Kimi insanlar da, ruhbanlaşmaya önem verirler. Mistisizm gibi
Oysa Kuran-ı Kerimde bizlere Allah (cc) buyuruyor: Ne Yahudiler gibi maddeye, çamura ne de Hristiyanlar gibi ruhbanlaşmaya değil, sıratim mustakimden ayrılmamaya dikkat çekiyor Yani iki tarafı da, iki dünyayı da dengelememiz isteniyor.
Dünya bizim vazgeçilmemiz olunca, ahireti esirgiyoruz!
6-) Değersizlik Sorunu: Değer yitimi, değerlerimizden ve doğrularımızdan vazgeçen, değerlerimizi fiyatlandırmaya; dünyalık menfaatlere götüren zihin yapısı İslamın değerlerinde çıkar hesabı yapmamalıyız. Yoksa önümüze, ömrü yemek sofrasıyla tuvalet arasında geçen insan prototipi çıkar.
Modernizm, kendi kutsalını kendisi üretti. Kapital kutsaldır, akıl kutsaldır, demokrasi kutsaldır dedi. Yani pozitivist yepyeni kutsallar piyasaya sundu. Vahyin kutsallarını bırakarak, kendi kutsallarını üretmeye başladı. Postmodernizm ise hiçbir kutsalı tanımadı, yok saydı hepsini Topyekûn değersizleştirme operasyonu düzenledi özellikle genç beyinlere
Özgürlük sarhoşluğu altında insanları topladılar. Hâlbuki Allah (cc) bize değer biçiyor; Kuranda Allah tarafında en değerli olanınız, Allahtan en çok korkanınızdır buyruluyor. Mutluluk başarıda aranıyor, Allah rızasında aranmıyor ki! Taviz vermemeliyiz bu rüzgâra. Takip ettiğimiz hayat çizgisi bizi Allaha götürüyor mu, götürmüyor mu, ona bakmalıyız
Her ne ki bizi Ona götürüyor o hakikatimiz, her ne ki bizi Ondan uzaklaştırıyor o reddimiz olmalı. Siz Allahı ne kadar önemsiyorsanız, Allahta sizi o kadar önemser. Allah beni anın ki ben de sizi anayım buyuruyor bakara 152. ayette. Beyine suresi 8. ayette Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Rablerinden razı olmuşlardır. buyuruyor. Bilal Habeşi ehad, ehad diyerek Rabbinden razı olduğunu ispatlıyordu
7-) Duyarsızlık Sorunu: Kapitalist sistem, insanı robotlaştırıyor. İnsanlar, İslamın sancısını yüreğinde duymuyor, hissetmiyor. Müslümanlar birbirlerinin acısını hissetmiyorlar. Sen Allaha yürüyerek gelirsen, Allahta sana koşarak gelir. Allah cenneti yaklaştırarak, bizlere bu kadar değer veriyor, iltifat ediyor. Bizde Onun istediği şekilde kul olmalıyız.
Duyarsız müslüman, tepkisiz, sönük, içine kapanık insandır. Kendi nefsi için yaşar. Kendisi için kazanır, kendisi için düşünür. Başka derdi, tasası yoktur; sömürülmüştür
Arkadaşlar bütün bu sorunlara çözümleriyle beraber ele aldık. Ama sizlere direk çözümlere yönelik tavsiyelerim olacaktır:
1-) Allahın boyasıyla boyanmak: Renkten renge girmemek, çok renkli olmamak. Allahın bizim için seçtiği renkle renklenmek. İdeolojik renklerle, Sınıfsal ve ekonomik renklerle, estetik renklerle değil Allahın istediği renkle renklenmek
Kavim, millet, devlet vs. ayırımı gözetmeksizin, bizi kardeş yapan, bizi kul yapan, bizi ümmet yapan sıbğatallah emriyle Allahın boyasına boyanmamız gerekir.
2-) Allahın ahlakıyla ahlaklaşmak: Hz. Aişeye soruyorlar: Ya Aişe, Peygamberin ahlakını bize anlatır mısın? Hz Aişe: Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kurandı diyor.
Ahlakımızı Allahın istediği sınırlar çerçevesinde tertip etmemiz lazım bir an önce
3-) Allahın izzetiyle izzetleşmek: Müslüman onurludur, değerlidir, şereflidir Bu değerlerimizi, namusumuzu yanlış adreslerde aramayacağız. Çok para kazanırsak, çok erdemli oluruz gibi dünyalı düşünmeyeceğiz
4-) Allahın nuru ile nurlanmak: Allah göklerin ve yerin nurudur. Biz bu nurdan beslendiğimiz müddetçe, çağın karanlık güçleri, şer düzenleri karşısında dümdüz ayakta durabiliriz.
5-) Allahın ruhu ile ruhlanmak: Eczanelerde nedense hep dünyalık, bedeni ilaçlar satılır. Oysa ahiretimiz için almamız gereken ilaçlar bulunmaz. Kuran, ruhlarımızın vahyin ruhuna sarılması gerektiğini öğütlüyor. Böylece bütün sorunlarımızı aşmış olacağız
Allah Zariyat suresi 50. ayette Allaha koşuşun diyor. Allaha hayatın koşturmacası içerisinde olsak bile her an koşmalıyız Bireyler kendi kendine değil, saf bağlayarak koşmalıyız Rabbimize Unutmayın, Allahın rızası var koşu sonrasında!. SÖZ BİTMEDİ UMUT YAŞIYOR…..
