allahu zülcelal kaderi önceden bildiği halde neden bizleir imtihan ediyor
SORU: ALLAH U ZÜLCELÂL KADERİ ÖNCEDEN OLACAK ŞEYLERİ BİLİYOR PEKALA NEDEN BİZLERİ İMTİHANA TABİ TUTUYOR, NEDEN DİREK CENNET YÂDA CEHENNEMİNE KOYMUYOR?
ELCEVAP: Öncelikle bu soruya karşılık vermeden bir hususa değineceğiz. Bu tarz bir soruyu kimler sorar ve de ne için sorarlar öncelikle bunun cevabını bulmaya çalışacağız.
Kişinin iman i noktada ki eksikliği bu gibi birçok soruyu sormasını da birçok şeyde şüphe etmesini de kendisiyle beraber getiriyor. Tabi ki Allah u zülcelâl her şeyi bir sebep neticesinde halk etmiştir. Kişide ki iman eksikliği yani iman zayıflığı, bu ve buna benzer soruları dediğimiz gibi kendi ile beraber getiriyor. Ayet-i kerimede buyrulduğu üzere (Bizler ayetlerimizin bir kısmını muhkem bir kısmını da müteşabih olarak indirdik) ayeti kerimede buyrulduğu üzere Allah u zülcelâl bazı ayet, kerimeleri yoruma açık bırakmıştır ki HAKİKATİ ARAMA KONUSUNDA SAMİMİ OLMAYAN İNSANLAR BU GİBİ ŞEYLERİN VESİLESİ İLE KÜFRE GİTSİNLER DİYE.
Başka bir ayet-i kerimede ise (biz onların önlerine ve de arkalarına set çekmişizdir isteseler de artık hakikati göremezler) ayet-i kerimenin ifadesi ile kalplerinde fesatlık olan kişileri Allah doğru yola iletici değildir. Bu gibi sebeplerle kişiler samimiyetsizliği ölçüsünde küfründe bir sebep inşa etmiş oluyor ve 5 yaşında bir çocuğun anladığı hakikati, manen önüne set çekilmiş kişi göremeyebiliyor. .Kendisinin hep doğru bir çizgide olduğunu zannediyor.
Bu sınıf insanlara da kuran kendinde yer vermiştir.
Bediüzzaman Sait Nursu hazretleri kendisine bir mesele hakkında soru soran kişiye; imandan bahis eder. Ona imanı anlatır. Daha sonra bu şahıs çıkar gider. Ve orada bulunanlar; efendim size bir konu hakkında soru sordu fakat siz ona imandan bahis ettiniz. Nedir acaba bunun hikmeti gayesi diye yanındaki talebeler sorarlar.
Cevaben üstat: Evet o bana başka bir mesele hakkında soru sordu, fakat ben anladım ki ondaki imanın zayıflığı ona bu soruyu sorduruyor. Eğer ki iman i noktada bir kuvvete ulaşırsa bu takdir de sorduğu sorusu da kendi kendine cevap bulacaktır ve zail olacaktır der.
Evet, üstadın buyurduğu gibi kişi bu noktada eksik olduğu zaman her an için her konu hakkında sual sorar ve bu sorunun cevabını alsa da başka bir soru yöneltecektir. Bundan şüphemiz olmasın.
Sorunun zahiri cevabına gelecek olursak bir delil kâfi gelmesine rağmen inşallah iki delil getireceğiz.
Birinci cevap: Allah u zülcelâl ayeti kerimde (Rab bilinmek lığı murat etti ve kâinatı yarattı .)Evet ayet-i kerimenin ifadesi ile Allah u zülcelâl in bizleri yaratmasında ki maksat, kendisinin kulları tarafından bilinmek istenmesidir. Bu noktada bizler sorgulayıcı olamayız. Çünkü bizi yaratan O dur.
Bu ayet-i kerimeyi vermemizin sebebi şudur. Rabbin bizi yaratış maksadını anlayamaz isek istediğimiz cevaba ulaşma noktasında sıkıntı çekeriz. Demek ki bizleri yoktan var eden rabbimiz bizi bunun için yaratmış.
Bu takdir de eğer ki bizleri direk olarak cennet ya da cehennemine koysa idi yaratıcımızı hakkı ile tanıyamayacaktık. Allah-u zülcelâl i tanımak nasıl olur? Onu tanımak ancak, kendi sıfatlarının insanların üzerine tecellisi ile olur. Rabbin sıfatları bizde tecelli edecek ki onu tanıyalım öyle değil mi?
Buna göre Allah in set tar sıfatı bir kulunda tecelli etmesi gerekir. Bir kul günah işleyecek ki Allah u zülcelâl de o pişman olan kuluna tevvab, set tar sıfatıyla yaklaşsın. Ve neticede rab kendini o kuluna bu şekilde tanıtmış olacak. Büyüklüğünü azametini gösterecek.
Bir kul çeşitli sıkıntılara kendi cüz-i yani ona verilen irade ile sıkıntıya kendi kendini sokacak ve Allah zülcelâl onda vekil sıfatını tecelli edecek ona bir arkadaş hükmünde olacak ona bir şefkat sıfatını gösterecek ki kendisini kuluna bu şekilde tanıtmış olacaktır. Ve ayet-i kerimede ifade edildiği gibi asıl bizleri yaratılış gayesi ortaya çıkmış olacak.
Yoksa tabi ki Allah u zülcelâl kalplerimiz biliyor rab olmasının bir özelliği olarak tabi ki her şeyimizi bilecek. Çünkü o Allah tır. Çünkü o haliktır, bizi yaratandır.
Nasıl ki bir masa ustasız bir bina mimar sız bir ağaç susuz bir kitap yazarsız olmayacağı gibi bu kâinat ta başıboş düşünülemez.
İşte bu yüzdendir ki Allah u zülcelal in bizleri direk cennet yada cehennemine koymamasında ki birinci zahiri sebep budur.
İkinci cevap: Allah –u zülcelâl in sıfatlarından birisi de adil olmasıdır. Adalet Allah u zülcelâl in sıfatlarından biridir.
Diğer bir sıfatı ise ezeli ve ebedi bilmesidir. Yani geçmişte ve gelecekte ki her şeyi bilmesidir. Her şeyi bilmesine rağmen Allah u zülcelâl sıfatının gereği olarak o kadar adaletlidir ki; her şeyi bilmesine rağmen kendimizin de her şeyi görmesi ileride hesap gününde söyleyeceğimiz hiçbir sözün bulunmaması için bizleri dünya üzerinde bir imtihana tabi tutmuştur.
Eğer ki Allah u zülcelâl geleceği bildiği için direk olarak cennet ya da cehennemine koysaydı, bizler biz ne yaptık ki hani ya rabbi sen bize bu cehennemi neden layık gördün diyebiliriz.
Bizlere belirli bir irade vererek bizleri kendi hayatımızı yaşayışımızı düzenlememiz için bizlere serbestlik tanımıştır ki yarın mahşer gününde hiçbir itiraz edeceğimiz nokta olmasın.
Bu demek oluyor ki bizleri yaratan Allah bizleri direk cennet ve cehenneme koymamasında ki muradı kendisinin kullarına karşı adaletinden gelmektedir.
Ayrıca Allah u zülcelâl in her şeyi ezeli ve ebedi olarak bilmesi kader noktasında kulun kısmi olan iradesine müdahale etmesi anlamına gelmez. Düşünelim ki bir öğretmen sınav yaptığı öğrencilerine sorduğu sorunun cevabını bilmesi onun o sınav esnasında müdahalesini gerektirmeyeceği gibi Allah zülcelâl bizlerin ileri de ne yapacağımızı bilmesi de bizim hayatımıza müdahale etmesi ya da ben bu öğrencilerin durumunu nasıl olsa bilgi seviyelerini biliyorum sınav yapmama gerek yok gibi bir düşüncenin her ne kadar da öğretmen kendine göre haklı olsa da öğrencilerin yanında bu durum itiraza açık bir mesele olmuş olur.
Sorulan soruya mukabil olarak yazılan bu yazı gerçeği anlama, öğrenme, idrak etme adına açıklayıcı bir yazı olduğuna inanıyoruz inş.
SİLAHINIZLA KUŞANIN VE KUŞATIN İNŞALLAH.
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)