Geri git   > ISLAM ILIMLERI > Sorular Ve Yanitlar
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Sorular Ve Yanitlar Kafaniza Takilan Sorular





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 04-02-2008, 12:39 PM   #1 (permalink)
Super Moderator

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
Lieclillah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1461
Mesajlar: 1.607
Konular: 336
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 6
REP Seviyesi : Lieclillah is an unknown quantity at this point
İletişim
Takımı
Saat
Efendimizin şefaatini nasıl anlamalıyız?

Kuran'da şefaat sadece Allah'tan istenir deniliyor.

Efendimiz (s.a.v.), Allahu Te'ala 'ın azap edeceğine şefaat etmesini düşünmek mümkün değil

şimdi bizler bu şefaati nasıl anlamalıyız ? şefaat kime veya kimlere nasıl ve ne şekilde olacak?




Ahirette şefaat meselesinde Ehl-i Sünnet icma eder. Bazı dalalet fırkaları uhrevi şefaati inkar etmiştir. Ahirette şefaatin hak olduğuna ihtilaf yoksa da, bazı teferruatta Ehl-i Sünnet de ihtilaf etmiştir.

Kadı İyaz der ki: Ehl-i Sünnete göre, şefaat aklen caiz, şu ayetlerin sarahatine göre de rivayeten vacibdir. Mealen:

O gün Rahmanın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. TaHa 109

Onlar, Allahın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. Enbiya 28

Başka ayetler de var. Bu husus ta Resul-i Ekrem ASM.dan çok hadisler vardır ki, tevatür (tereddütsüz,kesinlik ifade eden haber) derecesine ulaşmıştır. Ahirette Aleyhissalatü Vesselamın günahkar müminlere şefaat edeceği hususunda selef ve halef ve daha sonra gelen Ehl-i Sünnet icma etmiştir.

Hariciler ve Mutezile mezhebine mensubları Kafirler hakkında nazil olan ve şefaata mazhar olamıyacakları hakkındaki bazı ayetleri delil göstermişler. Ehl-i Sünnet ise Kafir hakkında zaten şefaatin olamıyacağını, bu ayetlerin şefaat manasını zedelemediğini ifade etmişlerdir.

Şefaat haktır ve gerçektir. Bütün büyükler Cenab-ı Hakk’ın koyduğu sınır dahilinde şefaat edeceklerdir. Şahit olmak da bir bakıma şefaat kabul edilecekse, eğer, Ümmet-i Muhammed bu manâda bütünüyle şefaat edecektir.

Şefaatı inkar edenlerin, dünyada da ukbada da kazanacakları bir şey yoktur. Çünkü Allah (cc) orada kullarına, kulları O’nu nasıl bilip tanımışlarsa, öyle muamele edecektir.

Şefaat dediğimiz hadiseyi, Cenab-ı Hak Peygamberimize başta olmak üzere tüm enbiyaya, melaikeye, Allah’ın sevgili kulları olan velilere, şehitlere ve küçük yaşta vefat eden masum çocuklara vermiştir.

Fakat şefaat denilince, Allah’ın cennete koymak istediği kişileri Allah’ın sevdiği kişilerin eliyle ve şefaatiyle yaptırmak irade eder. Burada Allah’ın istemediği ve sevmediği veya kurtulmaya hak kazanamayan kişileri hiç kimse yine kurtaramayacaktır. Dolayısıyla şefaate hak kazanan kişilerin yine Allah’ın rızasını kazanan kişilerdir.

Yoksa kafir ve müşrik gibi dünyada Allah’ı razı etmemiş kişiler şefaate istihkak kesp etmeyecektir

...Sermayem Rahmetin, İlacım Cemalindir...

YARSIN… CANSIN… ŞİFASIN

Lieclillah isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-02-2008, 01:04 PM   #2 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
Sahra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 2
Mesajlar: 5.400
Konular: 811
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 17
REP Puanı : 1024
REP Seviyesi : Sahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud ofSahra has much to be proud of
İletişim
Takımı
Saat
ALLAH c.c. bizleri sefaatini kazananlardan eylesin INSALLAH amin, ALLAH razi olsun bacim cok faydali bilgiler sunmussun.


۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞
۞..´*• *•. .•*´ •*´*• *•. .۞
۞. لا اله الا الله محمد رسول الله ۞
۞..•..* ¸.• •.¸ `*.. • *•. .۞
۞۩۞۩۩۞۩۩۞۩۩۞

~~~~ WwW.IslamKadini.CoM ~~~~


Sefaat Sitemize Girmek Icin

Sahra isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-02-2008, 01:10 PM   #3 (permalink)
Super Moderator

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
armes32 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 19
Mesajlar: 1.856
Konular: 111
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 3
REP Puanı : 35
REP Seviyesi : armes32 is on a distinguished road
İletişim
Takımı
Saat
şefaate hak kazanan kişiler yine ALLAH’ın rızasını kazanan kişilerdir.
ALLAH razı olsun
armes32 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-02-2008, 01:54 PM   #4 (permalink)
Super Moderator

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
Lieclillah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1461
Mesajlar: 1.607
Konular: 336
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 6
REP Seviyesi : Lieclillah is an unknown quantity at this point
İletişim
Takımı
Saat
Şefaat konusu üç kategoride değerlendirilir.

1- Kafirler hakkında şefaat kesinlikle yoktur. Hiç bir kimseden kafirler hakkında şefaat kabul edilmeyecektir.

2- Müminlerin günahkarları hakkındaki şefaat. Bu kategoridekiler için şefaat kabul edilecektir.

3- Cennetlik olduğu halde cennetteki makamının yükseltilmesi için kabul edilen şefaattir.



Günahı sevaplarından fazla olan kişilere de şefaat edilecektir. Ancak şefaat de Allahın izniyle olacaktır. Peygamberimiz “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir” buyurmuşlardır. Bununla beraber günahı sevabından az olanlara da şefaat edilecektir. Onlarında cennetteki makamlarının artması için şefaat edilecektir.

Evet, şefaat haktır. Birçok âyet ve hadîste şefaatten bahsedilmekte ve böylece onun hakkaniyeti dile getirilmektedir. Yeri geldikçe bu âyet ve hadîsleri zikredeceğiz.


“Kimler ne ölçüde şefaat edebilirler?”

Zaten bu kısma verilecek cevap bir cihetle şefaatın hakkaniyetinin de izahı olacaktır.

Peygamberler, evliyâ asfiyâ ve şehitler -derecelerine göre- Cenab-ı Hakk’ın onlara bahşettiği seviyede şefaat edebilirler ve edeceklerdir. Ancak, bu mevzûda da yine, zirve Allah Rasulü’dür.

O ki fetanet-i âzama sahiptir. Her Nebi kendisine bahşedilen sınırsız, fakat bir defaya mahsus şefaat hakkını dünyada kullanırken o, bunu âhirete saklamıştır.. ve âhirette “şefaat-ı uzmâ”nın sahibi olacaktır. Onun “hammâdûn”, denilen ümmeti, “Livaül’hamd”in altında toplanacak ve “Makam-ı Mahmûd”un sahibi ünvanıyla O’nun tarafından yapılacak şefaatte herkes payına düşenle şereflenecek ve kurtuluşa ereceklerdir.

Dünya fâni ve geçicidir. Burada çekilen sıkıntılar da bir cihetle işlenen günahlara keffâreti sayılır. Ancak insanların perişan ve derbeder olacakları ve kendilerini kurtaracak yeni bir amele de fırsat bulamayacakları bir gün gelecektir -ki, biz ona ahiret diyoruz- işte o gün, Allah Rasulü bütün insanlığı içine alan şefaatıyla ortaya çıkacak ve “en büyük şefaat” manâsına “şefaat-ı uzmâ"sıyla şefaat edecektir. Elbette Allah Rasulü’nün şefaatının da bir sınırı vardır.

Zaten, bütün şefaatler ancak Cenab-ı Hakk’ın izni ve koyduğu ölçü nispetinde olacaktır ki “ İzni olmadan katında hiç bir kimse şefaat edemez” mealindeki âyet de bize bunu anlatmaktadır (Bakara/2-255).

Bunun böyle olması da gayet tabiî ve normaldir; zira, şefaat edecek olanlar da hissî davranabilir, ölçüyü kaçırabilir ve merhamet-i ilâhîden fazla merhamet ileri sürmüş olabilir.. böylece de Rabb’e karşı sû-i edepte bulunmuş olabilir. Onun içindir ki, Allah (cc) bir mîzan, ölçü ve denge vaz’etmiştir. Kim, kime ve ne ölçüde şefaat edebileceği bir takdire bağlanmıştır. Cenâb-ı Hakk’ın bütün icraatında bir adalet ve denge olduğu gibi, âhirette vereceği şefâat salahiyetinde de bir adalet ve denge vardır.

Eğer bu şekilde bir tahdit ve sınır konulmuş olmasaydı,bazı kimseler şefaatı da dengesiz olarak kullanırlardı. Nitekim belki de sınırsız bir şefaat salahiyeti onların hislerini galeyana getirerek meselâ, bazı insanların Cehennem alevleri içinde cayır cayır yandıklarını görünce, şefkatleri kabaracak, kafir-münafık-mücrim tanımadan herkesin Cennete girmesini talep edeceklerdi. Halbuki böyle bir talep bazen, milyarlarca mü’minin hukukuna tecavüz de olabilirdi.

Çünkü şefaatin, böyle şahısların hislerine bırakılmasında, günahkâr, sapık, kâfir herkesin, bu hissî şefaatten faydalanma ihtimâli vardır. Bu ise, bütün varlıkların hukukuna rağmen, dağlar cesametinde günah taşıyan kâfire de merhamet edilmesi demektir. Oysaki kâfir, kainatta, Allah’a ait bütün güzellikleri, bütün nizamları, bütün hikmetleri inkâr, tezyif ve tahkir ettiğinden, mekanlar çapında cinayet işlemiş olacaktır ki, hayatının her dakikası yüzlerce cinayetle karalanmış böyle kapkaranlık bir ruha merhamet, merhamet adına saygısızlığın en büyüğü olsa gerektir.


Efendimiz, şefaatının büyük günah işleyenlere olduğunu ifade etmişler ve “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir” buyurmuşlardır. O her hususta olduğu gibi bu mevzûda da bir denge ve muvazene insanıdır. Zaten bütün ümmet O’nun bu ifadeleriyle teselli bulmakta ve Allah Rasulü’nün şefaatına nail olmayı ummaktadır.


Hallac-ı Mansur bir gün bu hadîsi şerh ederken, cezbeye gelir ve ölçüyü kaçırarak, Efendimiz’e hitaben

“Ey Nebîler Sultanı! Niçin böyle sınır koydun da bütün insanlar için demedin. Sen bütün insanlara şefaat etmeyi talep etseydin, yine de Rabbin Seni mahrum bırakmaz ve Sana bu salahiyeti bahşederdi” gibi laflar eder.

Tam bu esnada Allah Rasûlü temessül ederek, başındaki sarığı onun boynuna sarar ve:

“Bunu başınla öde, sen zannediyor musun ki ben o sözü kendimden söyledim” der. Hallac kolu kanadı biçilip bir ağaç gibi budanırken dahi tebessüm ediyordu. Çünkü biliyordu ki, bu hüküm âli bir mecliste verildi ve o hükme rıza göstermek gerekirdi...


Evet, belki de Hallacın dediği gibi, Allah Rasulü Cenab-ı Hakk’dan bütün insanlara şefaat etmeyi talep etseydi, Rabb’i O’na bu salahiyeti verirdi. Ancak O, Allah’a karşı bizim anlayamayacağımız ölçüler içinde saygılıydı. Rabb’in dediğinden başkasını demiyor ve verilen salahiyet sınırlarını da asla zorlamıyordu..

Rabb’in koyduğu şefaat ölçüsünde, şefaat edilecek şahısların buna hak kazanmış olmaları da yer almaktadır. Nitekim bu manâ ile alâkalı olarak, mealen şöyle buyurulmaktadır:

“Artık şefaatçıların şefaatı onlara fayda vermez” (Müddessir/75-48 ).

Bununla da anlıyoruz ki, şefaat herkese ve sınırsız bir ölçüde değildir. Kim, kime şefaat ederse, muhakkak kabul görür diye bir şart da yoktur. Bütün işlerde olduğu gibi, bunda da İlâhî meşiet esastır.
Kâfir işlediği küfrüyle ta işin başında, bu şefaat dairesinin dışında kalmıştır. O’na hiç kimse şefaat edemez, etse bile ona fayda vermez.

Kur’ân-ı Kerim’de Cenâb-ı Hakk bize bir dua öğretiyor. Bu dua ile himmetin âli tutulması gerektiği hususuna da işaret ediliyor. Dua şudur:

“Rabbimiz, bize gözümüzü aydınlatacak eşler, zürriyetler bağışla ve bizi muttakilere imam kıl” (Furkan/25-74).

Yani, Allah’ım çocuklarımız, hanımlarımız, gözümüzü aydınlatacak hüviyette olsun. Bize öyle hayat arkadaşları ver ki, din adına bize teşviklerde bulunsun. Evlatlarımız da, daima arkamızdan hayırlar göndersin ve onlar sebebiyle rahmet çağlayanları üzerimize doğru çağlasın dursun! Bizi sadece muttaki olmakla da bırakma, onlara imam ve önder kıl. Bize öyle lütuflarda bulun ki, şu, İslam’a hizmet boyunduruğunun yere konduğu dönemde ve dine hizmetin âr kabul edildiği bir zamanda, dinine hizmet ettir ve muttakîler önünde bize, imamlık pâyesi ihsan eyle!

Böyle bir anlayış, himmeti âli tutmanın ifadesidir. Cenâb-ı Hakk’dan O’nun öğrettiği usûl içinde şefaat edebilme salahiyeti talep etmektir.

Zaten O vermek istemeseydi, evvela istemeyi vermezdi. Madem ki istemeyi verdi ve nasıl istememiz gerektiğini de öğretti, öyleyse istediğimizi de verecektir. O’nun sonsuz rahmetinden bunu umuyor ve bekliyoruz. O’nun için burada dikkat edilmesi gereken hususun iyi anlaşılması lazımdır.


Evet, Rabbimiz’den sadece Cennetin bir köşesine bizi kabul buyurmasını istemek, himmetin düşüklüğüne delildir.

Halbuki Allah (cc) bize himmetimizi yüksek tutmamızı öğretmektedir. Evet himmetimizi yüksek tutmalıyız,

tutmalı ve O’ndan, muttakilere bizi imam kılmasını, onlara şefaat edebilme salahiyetini vermesini talep etmeliyiz...



Vesselam...
Lieclillah isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-02-2008, 02:26 PM   #5 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
Allah razi olsun abla

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 04-02-2008, 02:34 PM   #6 (permalink)
Super Moderator

Profilime Git


Kullanıcı Profili
 
Lieclillah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Kullanıcı Bilgileri
Üye No: 1461
Mesajlar: 1.607
Konular: 336
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 0
REP Puanı : 6
REP Seviyesi : Lieclillah is an unknown quantity at this point
İletişim
Takımı
Saat
Alıntı:
Sahra´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ALLAH c.c. bizleri sefaatini kazananlardan eylesin INSALLAH amin, ALLAH razi olsun bacim cok faydali bilgiler sunmussun.
Amin ecmain insa ALLAH. Insa ALLAH faydali olur. Rabbim istifadelerimizi ziyadelestirsin.


Alıntı:
armes32´isimli üyeden Alıntı
şefaate hak kazanan kişiler yine ALLAH’ın rızasını kazanan kişilerdir.
ALLAH razı olsun
Amin ecmain insa ALLAH hanim ablacigim.



Efendimiz bir hadîslerinde, ahiretten bir tabloyu şöyle anlatırlar:

Allah (cc), Hz. Nuh’a soracak:

“Sen, sana düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdin mi?”

O büyük peygamber cevap verir:

“Evet Ya Rabbi, yerine getirdim. Bana verdiğin tebliğ vazifesini kusursuz edâ ettim.”

Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, Hz. Nuh’tan şahit ister. O da Ümmet-i Muhammedi şahit gösterir.

Bunun nasıl olacağı sorulunca da, şöyle cevap verir:

“Sen onları ümmetlere şahit kıldın.. onlar da ellerindeki Kitapta gördüler ki Nuh vazifesini yapmış. Ve işte ben de onları bugün kendime şahit olarak gösteriyorum.”

Evet, âyet öyle diyordu:

“İşte böylece, sizin insanlar üzerinde şahitler olmanız,
Rasulün de sizin üzerinize bir şahit olması için sizi ümmet-i vasat (dengeli ve orta bir ümmet) kıldık”

(Bakara/2-143)

Lieclillah isimli Üye şuanda  online konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +4.5 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:58 PM .


vBulletin v3.7.1 Patch Level 1, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd