Geri git   > ISLAM ILIMLERI > Tasavvuf
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Tasavvuf Tasavvuf Üzerine Hersey.





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-21-2007, 10:31 PM   #11 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
4- Her Müslüman Evliyadir

Evliya, veli kelimesinin çoğuludur. Ancak Türkçe'de tekil anlamında kullanılır.
ŞEYH EFENDİ- Biz velilerden bahsediyoruz, sıradan insanlardan değil. Herkes Allah'ın velisi, hakiki Allah dostu olamaz.
BAYINDIR- Kim Allah'ın velisidir?
ŞEYH EFENDİ- İşte anlatıyorum dinle. Veli olmanın başlangıcı kul ile Mevlâ arasına giren düşüncelerin, ve kulun, Allah'a olan yabancılığının ortadan kaldırılmasıdır.
Mevlâ’nın ikramıyla Allahu Teâlâ‘nın dışında kalan her şey sâlikin gözünden silinir, Allah’tan başkasını görmez hale gelirse, fenafillah yani Allahu Teâlâ’da eriyip gitme adı verilen devlet hasıl olur ve tarikat hali sona erer. Böylece seyr-i ilallah yani Mevlâ’ya doğru olan manevi yürüyüş tamamlanmış olur.
Bundan sonra seyr-i fillah (Allah'da yürüyüş) denilen ispat makamına girilir ve kalbe sadece Allah (Celle celâluh) yerleşir. İşte bunları kazanan kişiye “veli”, yani hakiki Allah dostu demek doğru olur.
Nefsi emmare (sürekli kötülük emreden nefis) mutmainneye dönüşür; küfründen ve inkarından vazgeçer. O Mevlâ’sından, Mevlâ’sı da ondan razı olur. Nefsin tabiatında bulunan ibadetlere karşı olan isteksizlik hali ortadan kalkar .
BAYINDIR- Fenafillahtan, seyr ilallahtan ve seyr fillahtan bahsediyor ve bunları önemli birer mertebe gibi gösteriyorsunuz. Bunun Kur’an’da ve sünnette bir delili var mıdır? Asr-ı Saadette böyle bir şeyden bahseden olmuş mudur? Bunlar Budizm’den gelip sizin inancınıza yerleşmiş şeylerdir.
Mevlâ'ya doğru olan manevi yürüyüşün daha hayatta iken tamamlanmış olması ne ile açıklanabilir? Her neyse. Şimdi bunlardan bahsetmek istemiyorum .
Veli Allah dostu anlamında olduğuna göre, kendi dostunun kim olduğunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır. O, bu konuda şöyle buyurur:
“İyi bilin ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.” (Yunus 10/62-63)
Demek ki, inanıp takva ehli olanlar Allah’ın velisidir.
Takva ehli olanların kimler olduğu da Bakara suresinin baş tarafında bildirilmiştir. “Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendilerine verilen rızıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammed'e ve ondan önceki elçilere indirilene inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimselerdir.” (Bakara 2/2-4)
Her müslüman kolayca bu tanıma girer. Kur’an’da veli tanımı bu iken siz niçin başka bir tanım yapıyorsunuz?
Veli, dost demektir. Karşıtı düşmandır. Yani yukarıda tanımladığınız kimseler Allah'ın dostu da müslümanlar, haşa onun düşmanı mı?
Kimileri de şeytanı veli edinir. “Kim Allah’ın berisinde şeytanı da veli edinirse doğrusu açık bir biçimde kaybetmiş olur.” (Nisa 4/119)
Dostluk karşılıklı olur. Müminler Allah’ın velisi olduğu gibi Allah da müminlerin velisidir. Şeytan da kendini veli bilenlerin velisidir.
“Allah müminlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allah’ı tanımazlık edenlerin evliyası da zorbalardır. Bunlar onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Onlar cehennemlik kimselerdir. Orada devamlı kalacaklardır.“ (Bakara 2/257)
“Allah’a and olsun ki, biz senden önceki topluluklara da elçiler göndermiştik. Ama şeytan onların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişti. O, bugün de onların velisidir. Onlar için acıklı bir azap vardır.” (Nahl 16/63)
“Şeytanları inanmayanların evliyası kıldık.” (Araf 7/27)
“Onlar Allah’ın berisinden şeytanları kendilerine evliya edindiler. Zannediyorlar ki, doğru yoldadırlar.” (Araf 7/30)
Müminler birbirlerinin velisidirler.
“Sakın ola müminler, müminlerden önce o kafirleri kendilerine veli edinmeyeler. Her kim böyle yaparsa artık Allah’tan hiçbir şey beklemesin. Ama bunu onlardan korunmak için yapmışsa o başka.” (Al-i İmran 3/28)
Bu konuda çok âyet vardır.
Dostluğun dereceleri olur. Öyle insanlar vardır ki, Allah'a iyi bir kul olmak için elinden geleni yapar; malını, canını ve her şeyini onun yoluna koyar. Tabii ki, Allah’ın böylelerine olan dostluğu fazla olur.
“Sana vahyettiğimiz Kitap gerçeğin ta kendisidir. Kendinden öncekileri de doğrulamaktadır. Allah kullarından, kesinkes haberdardır ve onları görmektedir.
Sonra bu Kitap’ı kullarımız içinden seçtiklerimize bıraktık. Onlardan kimi kendini yanlışa sürükler, kimi orta yolu tutturur, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte faziletin büyüğü budur.” (Fatır 35/31-32)
Bu büyük fazileti elde edenler her zaman Allah’ı kendileriyle beraber hissetmenin huzur ve mutluluğunu yaşarlar. Karşılaştıkları güçlükleri gözlerinde büyütmez, Allah’ın izniyle üstesinden geleceklerini bilir, Allah’a dayanıp yollarına devam ederler. Bunların sıkıntıları görünüştedir, içleri daralmaz.

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın

Konu CANSEVER tarafından (03-26-2008 Saat 03:02 AM ) değiştirilmiştir..
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:37 PM   #12 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
5-evliyânin Yardimi

ŞEYHEFENDİ - Abdülkadir Geylânî hazretleri bir şiirlerinde buyururlar:
“Müridim ister doğuda olsun ister batıda
Hangi yerde olsa da yetişirim imdada”

BAYINDIR - Bu, Kur’an-ı kerimin çok sayıda âyetine açıkca aykırıdır.
“ Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz. .“ (Neml27/62)
Güç yetirilemeyen konularda Allah’dan başkasından yardım istenir, o da yardıma koşarsa artık kim Allah’a sığınma ihtiyacı duyar?

ŞEYHEFENDİ - Sen Abdülkadir Geylani’ye inanmıyorsan seninle konuşacağımız bir şey yoktur.

BAYINDIR - Abdülkadir Geylaniye inanmak imanın şartlarından değildir ama Kur’an-ı Kerim’e inanmak gerekir.
Bana göre bu zatlarla ilgili bilgilerin çoğu uydurmadır. Yukarıdaki şiir o uydurmalardan biridir. Allah’ın Peygamberi için milyonlarca hadis uyduranlar Abdülkadir Geylani için, Mevlânâ için, İmam Rabbânî için niye bir şeyler uydurmasınlar ki?
Ama Abdülkadir Geylani’nin kendisi gelip bu sözü söylese, bir bildiği vardır, demez tereddütsüz reddederiz. Çünkü biz ahirette Abdülkâdir Geylani’den değil, Kur‘an’dan hesaba çekileceğiz.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:38 PM   #13 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
6-şeyhin Himmeti

Himmet Arapça'da bir işi yapmaya azmetmek ve güçlü bir kararlılık içinde olmak anlamlarına gelir. Türkçede ruhânî ve manevi yardım ,kayırma ve lütuf anlamlarında kullanılır.Tarikatlarda şeyhin müritlerine olağan dışı yollarla yardımda bulunduğuna ve onların bazı sıkıntılarını giderdiklerine inanılır.

MÜRİT - Sen şeyhin himmetini de mi kabul etmiyorsun. İster inan, ister inanma, şeyhimin himmeti sayesinde her yerde işlerim gayet iyi gidiyor. Ben bunu görüyor ve yaşıyorum.

BAYINDIR - Şeyhinizin himmeti derken onunsize özel ilgi göstermesini kasdetmiyorsunuz her halde. Kastınız onun size olan manevi yardımıdır, değil mi?

MÜRİT - Evet doğru. Mesela ben hacca gittiğimde Arafat'tan inerken şeyhimin himmetini gördüm. Halbuki, o Türkiye'deydi.Arafat'tan o kadar kolay indim ki, Şeytanı da taşladıktan sonra sabah'ın sekizinde otelde idim.

BAYINDIR - Niye Allah’ın yardımı değil de "Şeyhinizin himmeti?”

MÜRİT - Şeyhimin Allah katındaki değerinden dolayı Allah onun müritlerine yardım ediyor.

BAYINDIR - Peki ya saat sekizden önce otele gelenlere kim himmet etti?
Bu konuda çok âyet geçti ama biraz da şu âyetler üzerinde düşünelim:
“ De ki, Allah’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım;onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablarına hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur .”(İsrâ 17/56-57)
Siz şeyhinizin ahirette size şefaat edeceğine de inanıyorsunuz.Eğer şeyhler müritlerini hem dünyada hem de ahirette kurtarabiliyorlarsa onlar için şeyhlerini memnun etmek her şeyden önemli olur. Artık Allah’a yalvarma gereği ortadan kalkar.
Bu batıl bir yoldur. Eğer hak yola gelmezseniz sonunuzun çok kötü olacağından endişe ederim
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:40 PM   #14 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
7-yüzü Suyu Hürmetine

MÜRİT - Bazı büyük zatların yüzü suyu hürmetine duamızı kabul etmesini Allah’tan istemiyor muyuz? “Yarabbi Hz. Muhammed hakkı için veya evliya-ikiram, şehitler ve salihler hürmetine duamı kabul et.” diye dua etmiyor muyuz?
BAYINDIR - Evet böyle dua edenler vardır. Bunlar Süleyman Çelebi’nin mevlidi gibi kitaplarda da yer alır. Ama böyle dua olmaz. Bu konuda Hanefî alimlerden İbn Eb’il-İzz şöyle diyor:
“Kişinin, Allah’tan başkasını duasının kabulüne sebep kılması ve onunla tevessülde bulunması caiz değildir
“ Rabbinize için için ve yalvararak dua edin. O, taşkınlık yapanları gerçekten sevmez.” (Araf 7/55)
Bu ve benzeri dualar, sonradan uydurulmuştur. Böyle bir dua ne Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemden,ne sahabiden, ne tabiînden, ne de imamların birinden aktarılmıştır. Allah onların hepsinden razı olsun. Bu, ancak cahillerin ve bazı tarikatçıların yazdığı tılsımlarda bulunabilir.”
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:41 PM   #15 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
8- Olağanüstü Yollarla Yardim

MÜRİT - İnsanlar birbirinden yardım istemezler mi? Bu da Allah’tan başkasından yardım istemek olmaz mı?

BAYINDIR - Yardımlaşmayı emreden çok sayıda âyet ve hadis-i şerif vardır. Ama herkesbilir ki, ruhanîlerden beklenen yardım farklıdır. Onlardan insanların güç yetiremediği konularda ve olağandışı yollarla yardım istenir. Bu, ya bir korkudan kurtulmak veya bir isteğe kavuşmak için olur.
Mesela İstanbul'da Tuzla'da bindikleri otomobille sele kapılıp sürüklenenlerden biri, "Ya Seyyidenâ Hamza!" diye Hz. Hamza 'yı yardımaçağırıyor.Eğer bu zat orada bulunan kişileri yardıma çağırsaydı yadırganmazdı. Ya da herşeyi her an görüp gözeten Allah Teâlâ'dan yardım isteseydi güzel bir şeyyapmış olurdu. Ama o, İstanbul'dan binlerce kilometre uzaktaki kabrinde yatanHz. Hamza'yı yardıma çağırıyor. Demek ki Hz. Hamza'nın çağrıyı işittiğine ve derhal oraya gelip kendisini kurtaracak güç ve kuvvete sahip olduğuna inanıyor.Yoksa dar zamanında Hz. Hamza'yı hatırlar mıydı? Demek ki, bu zat, Hz. Hamza'dabazı insan üstü sıfatların var olduğunu hayal ediyor. Bunlar hayat, ilim, semi,basar, irade ve kudret sıfatlarıdır.
Hayat dirilik demektir. Bu zat Hz. Hamza'yı diri saymasaydı yardıma çağırmazdı.

MÜRİT - Ama şehitler ölmez.

BAYINDIR - Doğru, şehitler ölmez. Ayetteşöyle buyuruluyor: "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler, ama siz bunu anlayamazsınız."(Bakara 154)
Bu, bizim anlayabileceğimizbir dirilik değildir. Eğer anlayabileceğimiz gibi olsaydı, Hz. Hamza'nın şehit olmasına Hz. Muhammed sallallahualeyhi ve sellem o kadar üzülür müydü? Çağırınca geliyorsa, zaman zaman onu çağırır ve ondan bazı şeyler isterdi.
Abdullah b. Mes'ud diyor ki;Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin Hz. Hamza'ya ağladığı kadar bir şeye ağladığını görmedik. Onu kıbleye doğru koydu, cenazesinin başında durdu ve sesli olarak hıçkıra hıçkıra ağladı."
Hz. Hamza'yı şehid eden Vahşî,yıllar sonra müslüman olunca Hz. Muhammed ondan kendisine görünmemesini istemişti.
Şehitler konusuna tekrar değineceğiz.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem ölünce, Allah ondan razı olsun Hz. Ebubekr'in yaptığı önemli bir konuşma vardır. Abdullah b. Abbas'ın bildirdiğine göre Hz. Ebubekr bu konuşmasında şöyle dedi:
"Bakın, sizden kim Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kulluk ediyorsa işte Muhammed ölmüştür.Kim de Allah'a kulluk ediyorsa şüphesiz o diridir, ölmez. Allah Tealâ buyuruyor ki: "Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. O ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, o Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenlere mükafat verecektir." (Al-iİmrân 3/144)
Abdullah b. Abbas diyor ki," Ebubekr okuyuncaya kadar Allah Teâlâ'nın böyle bir âyet indirdiğinisanki hiç kimse bilmiyordu. Artık insanlardan kimi dinlesem bu âyeti okuyordu.Saîd b. el-Müseyyeb de bana, Ömer'in şöyle dediğini bildirdi: "VallahiEbubekr'in o âyeti okuduğunu işitince öyle oldum ki, kendimden geçtim.Ayaklarım beni taşıyamaz oldu. Ayeti okuduğunu duyunca yere yığıldım. Peygambersallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüştür."
Şu iki âyet de Hz. Muhammedile ilgilidir:
"Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklardır?" (Enbiya21/34)
"Şüphesizsen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. "(Zümer 39/30)
Buna göre Hz. Hamza'nınanlayabileceğimiz manada diri olduğunu kim söyleyebilir?
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Allah neyi gizlediğinizi, neyi açığa vurduğunuzu bilir.
Allah'ın berisinden çağırdıkları ise bir şey yaratmazlar; esasen kendileri yaratılmıştır.
"Onlar ölüdürler, diri değil. Ne zaman dirileceklerini de bilemezler."(Nahl16/19-21)
Maalesef kendi kötü emellerine Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi alet edenlerbile vardır. Bunlar, insanlar üzerinde kurdukları baskının devam etmesi için habire yalan ve iftira ile meşgul olurlar. Bunca âyete rağmen Hz Peygamberinsağ olduğunu ve onunla görüştüklerini ileri sürerek insanları saptırırlar.Hatta haşa onun, baş müfettiş gibi etrafındaki insanları teftiş ettiğini ve yaptığı hizmetleri denetlediğini iddia edenler dahi vardır. Evliya ölünce ruhukınından çıkmış kılınç gibi olur, diyen veya bir kısım ruhanilerden yardım isteyen kişilerden başka ne beklenebilir?
Gözlerini hırs bürümüş bu insanların uslanması zor ama birazcık aklını kullananlar için Hz. Ömer'in şu sözünü nakletmek isterim:
"İsterdimki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem yaşasın da bizden sonra ölsün. He rne kadar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gerçekten ölmüş ise de Allah aranıza bir nur koymuştur, onunla hak yolu bulursunuz. Allah Muhammed'i de onunla hak yola sokmuştur."
Onur Kur'an-ı Kerim'dir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de veda hutbesinde konuya değinerek şöyle buyurmuştur:
"Aranızda,sıkı sarılırsanız artık sapıtmayacağınız bir şey bıraktım, Allah'ın kitabını”.
İşte hak budur. "Hakkın ötesi sapıklık değildir de yanedir?" (Yunus10/31-32)
Sözügeçen şahsın Hz. Hamza'da varsaydığı sıfatların ikincisi ilim sıfatıdır. İlim , bilmek ve kavramak demektir. İnsanda da ilim sıfatı vardır ama bu, onun öğrenebildiği ve kavrayabildiği şeylerle sınırlıdır. Onları dazamanla unutur. Allah'ın ilmi sınırsızdır. O, her şeyi en ince ayrıntısınakadar en doğru biçimde bilir ve asla unutmaz.
Istanbul'a hiç gelmemiş olan Hz. Hamza'nın çağrıldığı yere gelmesi için, olayın geçtiği İstanbul Ankarayolunun Tuzla'daki bölümünü bilmesi gerekir. Bu şahıs Hz. Hamza'nın bilgisinin,şüphesiz Allah Teâlâ'nın bilgisi gibi sınırsız olduğunu kabul etmez. Ama onu böyle bir yere çağırdığına göre Hz. Hamza'yı Allah Teâlâ'ın sınırsız bilgisininbir bölümüne ortak saymış olur.
Üçüncü sıfat semi'dir. Semi' , işitme gücüdür. Allah insanaişitme gücü vermiştir, ama bu, belli mesafeden ve belli titreşimdeki seslerinişitilmesiyle sınırlıdır. Hele Hz. Hamza gibi kabirde bulunanlara bir şeyişittirmeye bizim gücümüz yetmez. Her şeyi işiten Rabbimiz, elçisi Hz.Muhammed'e hitaben şöyle buyuruyor: “ ŞüphesizAllah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. ”(Fatır 35/22)
Allah her şeyi işitir. Engizli sesler, hareketler, içten yakarışlar ve her şey onun tarafından işitilir. Şimdi bu zat, İstanbul'dan, "Ya Seyyidena Hamza ! " dediğizaman Hz. Hamza'nın bu sesi işittiğini hayal ettiğine göre onu Allah'ın işitme sıfatına ortak etmiş olmaz mı? Çünkü bu şekilde bir işitme, Allah'tan başkasıiçin sözkonusu değildir.
Dördüncü sıfat basar'dır. Basar , görme gücü demektir. İnsanlardada görme gücü vardır, ama bu çok sınırlıdır. Allah Teâlâ, en küçük şeyleri bile en ince ayrıntısına kadar görür.
Kilometrelerce uzakta, kabirde yatan birini yardıma çağıran kişi, onun kendini gördüğünü kabul etmiş olur.Yoksa onun durumunu nasıl kavrayıp yardım edebilir? Bu şekilde bir görme,yanlız Allah'a mahsus olduğundan bu şahıs Hz. Hamza'yı Allah'ın görme sıfatınada ortak saymış olur.
Beşincisi irade, altıncısı dakudret sıfatıdır. İrade , dilemek vetercih etmektir.
Kudret de bir şeye güç yetirme anlamına gelir. İnsanın iradeside kudreti de sınırlıdır. Ölünce bu konuda hiç bir şeyi kalmaz. Bu şahıs Hz.Hamzanın, kendi çağrısını kabul ettiğini ve gerekli yardımı yapabildiğini hayalettiğine göre Hz. Hamza'ya bu iki sıfatı da vermektedir. Bu, olağan dışı bir irade ve kudret yakıştırmasıdır. Bu anlamda irade ve kudret sahibi tek varlıkAllah Teâlâ'dır. Demek ki o şahıs Hz. Hamza'yı Allah'ın bu iki sıfatına da ortak saymış olmaktadır.
"Hiç bir şey yaratamayan ama kendileri yaratılmış olanı ortak mı sayıyorlarOysa bunların onlara yardımda bulunmaya güçleri yetmez. Bunların kendilerine bile yardımı olmaz.Onları doğru yolaçağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da sizin için birdir.Allah'ın yakınından çağırdıklarınız da, sizin gibi kullardır. Eğer haklıysanız onları çağırın dasize cevap versinler bakalım.
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın sonra bana tuzak kurun,hiç göz açtırmayın."."Çünkü benim velim Kitabı indiren Allah'tır. O, iyilere velilikeder."."O'nun berisinden çağırdıklarınız kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler." (Araf7/191-197)
“Belki kendilerine yardımları dokunur diye Allah’ın berisinden tanrılar edindiler.Ama onların yardıma güçleri yetmez. Oysaki kendileri onlar için hazır askerdirler. “ (Yasin 36/74-75)
"Kendilerine dayanak olsundiye, Allah'ın berisinden tanrılar edindiler.
Tam tersi; onlar bunların ibadetlerini tanımayacak ve bunlara düşman olacaklardır. "(Meryem 19/81-82)
İşte şirk budur. Yani Allah'ın vermediği yetkileri, bir kısım varlıklarda veya ruhanîlerde var sayıp onlardan yardım istemek şirktir.
"De ki, Allah'ınberisinden çağırdıklarınıza bakın bakalım. Gösterin bana, yeryüzünde yaratmış oldukları ne vardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı bulunuyor? Eğer doğru iseniz bu konuda bana, bundanönce gelmiş bir kitap veya bir bilgikalıntısı getirin bakalım."
“ Allah’ın yakınından kendisine Kıyamete kadar cevap veremiyecek olanı yardıma çağırandan daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların çağrısından habersizdirler. “ (Ahqâf 46/4-5)
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:42 PM   #16 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
MÜRİT - Allah istese Hz. Hamza'ya bu özellikleri veremez mi?

BAYINDIR - Allah'ın gücü her şeye yeter ama Allah'ın gücü ile delil getirilmez. Bunca âyet varken Hz. Hamza'ya özel bir güç verildiğini kim iddia edebilir? Bakın, Allah'ın elçileri de dahil hepimiz Allah'ın kulu, yanikölesiyiz. Allah da bizim Rabbımız, yani Efendimizdir. Köle efendisi karşısındahiç bir yetkiye sahip değildir. Bu sebeple elçiler de dahil hiç bir insanın Allah karşısında bir yetkisi olmaz.Allah'ın verdiği yetkiler olursa o başka. Hele yukarıdaki âyetlerde olduğu gibi Allah'ın kimseye yetki vermediğini açıkça belirttiği bir konuda bazılarını yetkili saymak affedilemeyecek bir suç olur.

MÜRİT - Ama bu zat, bir başka yerde Hz. Hamza'nın yardıma geldiğini bizzat görmüş. Diyor ki, "Cin diyebileceğimbir yaratık beni elimden tuttu ve götürmeye çalıştı. Çok bunaldım. Birden istimdad ile "Ya Hz. Hamza!" dedim. O şanlı sahabi benim davetime icabet etti ve adeta odanın içinde beliriverdi.. Cin onu görünce korkudan geri geri gitti ve duvardan süzülerek gözden kayboldu."

BAYINDIR - Her dara düşene yardım eden Allah Teâlâ, demek ki, onun da sıkıntısını giderince, Hazreti Hamza'nın yardıma geldiğini sanıyor. Yaşayan ya da ölmüş bir kişinin ruhaniyetinden yardım istemek onlara, Allah'ın vermediği bir yetkiyi vermeye kalkışmak olmazmı?
"Şunu bilin ki, göklerdekim varsa ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'ın yakınından bir takım ortaklarçağıranlar neyin peşindedirler? Bunların peşine takıldığı belli bir kuruntudanbaşka bir şey değildir. Onlarınkisi sadece saçmalamadır." (Yunus10/66)
a- Gücün kaynağı

MÜRİT - "Ya Seyyidenâ Hamza"diyerek Hz. Hamza'yı çağıran kişi onunkendinden kaynaklanan bir gücü olmadığını biliyor. Onun istediği AllahTeâlâ'nın yardıma Hz. Hamza'yı göndermesidir. Bunun Allah'tan başkasını tanrı edinmekle ne ilgisi var?

BAYINDIR - O sözü inceleyelim:
1- O zat bir yerde diyor ki,"Büyük ve mukaddes ruhlardan istimdâd (yardım talebi) olabilir."
Fakat her dara düşene yardımeden Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"De ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kurtaran kimdir? Bundan bizi kurtarırsan şükredenlerden olacağız diye ona gizli gizli yalvarır yakarırsınız."
Deki: "Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da ona ortak koşarsınız." (En'am6/63-64)
2- Hz. Hamza'nın bu gücü Allah'tan aldığını hayal etmek neyi değiştirir? Çünkü Hz. Hamza'nın elindebir şey yoktur. Onun bu çağrıdan haberi bile olmaz. Ahqaf Suresinin yukarıdameali verilen 4 ve 5. âyetleri bunun delilidir.
Müşrikler, tanrılarının gücünüAllah'tan aldığını hayal ederlerdi. Ama bu, dayanaksız bir iddiaydı.Müşriklerle ilgili şu âyetleri biraz düşünmek gerekir.
"Desen ki: 'Gökten ve yerden size rızık veren kim? Ya da işitmenin ve gözlerin sahibi kim? Kimdiro diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran? Ya her işi düzenleyen kim?'Onlar: 'Allah'tır!' diyeceklerdir. Deki; 'O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?'
İştesizin Rabbiniz Allah budur. Hakkın ötesi sapıklık değildir de ya nedir? Nasıl da çevriliyorsunuz?" (Yunus10/31-32)
Müşrikler Kabeyi tavafederken şöyle derlerdi:
"Lebbeyk lâ şerîke lekillâ şerîkun huve lek temlikuhu ve mâ melek"
"Emret Allah'ım,Senin hiçbir ortağın yoktur. Yalnız birortağın vardır ki, onun da bütün yetkilerinin de sahibi sensin."
Bunu bize nakleden İbn Abbasdiyor ki, onlar "Lebbeyk lâ şerîke lek = Emret Allah'ım, Senin hiçbir ortağın yoktur." dediklerindeHz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, "Yazıklar olsun size burada kesin,burada kesin." derdi.
Allah'ın vermediği bir yetkiyi putlarında var saymaları müşrik olmaları için yetiyordu. Puta bu yetkiyiverenin Allah olduğunu söylemeleri bir şeyi değiştirmiyordu.
Ayette şöyle buyuruluyor:
Allah'tanönce öyle şeye tapıyorlar ki,Allah onun hakkında hiçbir kanıt indirmemiştir. Onunla ilgili kendilerinin debir bilgisi yoktur. Zalimlerin yardımcısı olmaz." (Hacc 22/71)

MÜRİT - Bu zat o çağrısından sonra"Adeta Hz. Hamza odada beliriverdi." diyor. Bir de şöyle bir hatırasını naklediyor: "Eski bir dostumun hanımı rahatsızdı. Çare aramadıkları yer kalmamıştı. İçinde Bedir savaşına katılan sahabilerin isimleride bulunan bir dua mecmuasını vereyim diye kendilerine gittim. Geleceğimden kimsenin haberi yoktu.
Ben merdivenlerden çıkarken bacımız trans halinde imiş. Cinler ona, "Hoca geliyor; fakat biz onun hakkından da geliriz" diyorlarmış. Kapıyı çaldım. Arkadaşım beni karşısında görünceçok şaşırdı.
-"Bu dua mecmuasını bacımız üzerinde taşısın, mutlaka faydası olur, cinler yanına sokulamazlar." dedim ve geçtim salona oturdum.
Sonra arkadaşım, bu dua mecmuasını hanımının üzerine koymuş. Trans halindeki bacımız, "Nasıl,Hz. Hamza geldi diye kaçıyorsunuz değilmi?" diye bağırmaya başlamış."
Şimdi bütün bunlar yalan mı?

BAYINDIR - Bunlar yalan değil ama yanlış.Hem o zatın, hem de o hanımın gözüne böyle bir şey gözükmüş olabilir. Ama bu sadece şeytanın bir oyunudur.
b-Ruhânîlerinhayatı

MÜRİT - Ben hâlâ tatmin olmuş değilim. Bildiğim kadarıyla beş çeşit hayat vardır.
Birincisi bizim hayatımızdır.
İkincisi Hz. Hızır ve İlyasaleyhimesselam'ın hayatıdır. Bir vakitte pek çok yerde bulunabilirler.İsterlerse bizim gibi yerler, içerler.
Üçüncüsü Hz. İdris ve İsaaleyhimesselâmın hayatıdır. Bu, melek hayatı gibi nurani bir hayattır.
Dördüncüsü şehitlerinhayatıdır.
Beşincisi kabirdekilerinhayatıdır.
Şehitler hayatlarını Allahyolunda feda ettikleri için Allah da onlara berzah aleminde, dünya hayatınabenzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayat ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmez, daha iyi biryere gitmiş bilirler. Çok mutlu olurlar. İşte şehitlerin efendisi olan Hz.Hamza da böyle bir hayat yaşamaktadır. Kendine sığınan insanları koruması,dünya ile ilgili işlerini görmesi ve gördürmesi mümkün olabilir.

BAYINDIR - Şehitlerin bir hayatı olduğudoğru, ama Allah Teâlâ, " Siz onu anlayamazsınız." dediği haldeanladığımızı iddia etmemiz nasıl bağışlanabilir? Şehitlerle ilgili ayrı bir bölümgelecektir.
Hz. Hamza'nın, kendine sığınanlara yardım edemeyeceği konusunda hala şüpheniz varsa lütfen yukarıdakiâyetleri bir daha, yavaş yavaş ve düşünerek okuyun. Eğer inanıyorsanız böylebir şeyi aklınızın ucundan bile geçiremezsiniz.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:43 PM   #17 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
MÜRİT - Bizim yaşadığımız hayat malum,onda bir ihtilaf yok. Şehitler konusu da anlaşıldı. Hayatın diğer üç çeşidi içinne diyeceksiniz?

BAYINDIR - Soruyu benim sormam gerekir.Siz, Hz. Hızır ve Hz. İlyas Hz. İdris ve Hz. İsa aleyhimüsselâmın hâlâ hayattaolduklarını söylerken neye dayanıyorsunuz?

MÜRİT - Bunları ben kendim uydurmuyorum. Bunları söyleyen zat,böyle bir hayatın varlığını keşif sahibi evliyanın tevatür derecesine varangözlemine dayandırmaktadır.

BAYINDIR - Gayb ile ilgili bir konu, hiçbir ilmi değeri olmayan keşfe dayandırılamaz. Keşif konusu ayrıca gelecektir,ona girmiyorum. Adı geçen dört peygamberden yalnız Hz. İsa aleyhisselamınşimdiki durumunu biliyoruz. Onu da şu ayetten anlıyoruz.
“... İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin. ” (Mâide5/117)
BuradaHz. İsa'nın vefat ettiği ve ümmetinden habersiz olduğu bildiriliyor. Artıkonun için de bir hayat çeşidi hayal etmenin gereği yoktur.
Hz.İsa henüz hayatta iken Allah Teâlâ ona şöyle demişti: "Ey İsâ, ben seni vefat ettireceğim, seni bana yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim..." (Al-iİmrân 3/55)
c- Ölüm bir uykudur

MÜRİT - Kabir hayatı konusunda ne diyeceksin?

BAYINDIR - Allah Teâlâ ölümü uykuya benzeterekşöyle buyuruyor:
“ Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır.Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekileri belli bir vakte kadar salıverir. ” (Zümer39/42)
Bu âyete göre Allah, ölülerinruhunu, belli bir yerde tutmaktadır.
"Geceleyinsizi öldüren ve gündüzün ne yaptığınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır." (En'am 6/60)
Kıyamet'in kelime anlamıkalkıştır. Öldükten sonraki dirilme yataktan kalkışa, Sura üflenmesi de kalkborusunun çalınmasına benzer. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Sura üflenmiştir. İşte ozaman kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler.
"Yazık oldu bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? diyeceklerdir." (Yasin 36/51-52)
Kur'an'a göre ölüm bir uyku,kabir bir uyuma yeri, öldükten sonra dirilme de uykudan uyanmadan başka birşey değildir. Hadis-i şeriflerde belirtilen kabir azabı da uykuda görülen kötürüyalar gibi olmalıdır.
Uyuyan kişi, aradan ne kadarzaman geçtiğini anlamaz. Ölenin durumu da aynıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'debiri ölen, diğeri uyuyanla ilgili iki örnek vardır.
Ashab-ı Kehf mağarada tam 309yıl uyumuştu.Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
" Birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri:"Ne kadar kaldınız?" diye sordu. "Bir gün, belki de daha az kaldık" dediler. " (Kehf 18/19)
Ölümleilgili âyet de şudur:
"Şuna da bakmaz mısın? O, tavanları çökmüş,duvarları üzerlerine yıkılmış bir kente uğradı da "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölübıraktı, sonra kaldırdı ve "Ne kadar kaldın?" diye sordu, o da "Bir gün, belki de bir günden az."dedi. Allah buyurdu ki; "Yok, tam yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine baksana, bozulmamışlar bile. Bir de şu eşeğine bak. Seni insanlara bir ibretyapalım diye bunu yaptık. Kemiklere bak, onları nasıl birleştirecek, sonraonlara et giydireceğiz." Bunlar apaçık belli olunca şöyle dedi; "Benartık anladım ki, Allah'ın gücü gerçekten her şeye yeter." (Bakara2/259)
Yüzsene ölü kalıp dirilen de 309 sene uykuda kalanlar da "Bir gün veya bir günden az." kaldıklarını sanıyor.
İştekabir hayatını anlamak isteyenler bu âyetlerden ders alabilirler.
Uyuyan kişi, vücudundan nasılhabersizse ölü de habersizdir. Uyuyan kişinin ruhu gelip tekrar aynı bedenegireceği için bedeni diri kalıyor. Ölenin ruhu geri dönmeyeceğinden bedeniölüyor. Ahirette yeniden yaratılan bedene gelen ruh kendini uykudan uyanmışgibi hissediyor ve "Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? " (Yasin36/51-52) diyor. Beden toprakta çürümüş, yenidenyaratılmış, ama o bunun farkında değil. O, uyuyup uyandığını zannediyor.Aradan geçen zamanın da farkında değil. İşte ölüm bize bir uyku kadar, kıyametde uykudan uyanmak kadar yakındır.
Uyku, hayatta bir kesintideğil, süreklilik için zorunlu bir dinlenmedir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhive sellem kıyametteki kalkışın da dünya hayatının devamı gibi olacağınıbildirmektedir:
"Her kul, ne üzere öldüyse o şekilde diriltilir."
Veda Haccında birisibineğinden düşmüş boynu kırılmıştı. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellembuyurdu ki, onu su ve sidr ile yıkayın, iki parça bez içinde kefenleyin, kokusürmeyin ve başını örtmeyin. Çünkü Kıyamet günü telbiye getirir durumda kaldırılacaktır."
Bu hadis gerçektendüşündürücüdür. Burada o şahsın ölümünü ihramlı bir hacının uyuması gibi saymıştır. İhramlı koku sürünmez, uyurken başınıörtmez. Uykudan kalkınca telbiye getirir.

MÜRİT - O zaman kabrin cennet bahçelerindenbir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olmasını nasıl izah edebiliriz?

BAYINDIR - Kabirhayatını rüyaya benzetebiliriz. Güzel rüya gören rüyanın hiç bitmemesini ister. Sıkıntılı rüya görenler de uyanınca iyi ki, rüyaymış diye şükrederler. Doğrusunu Allah bilir
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:48 PM   #18 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
9- Müslümanlari Batiran şirk

8-MÜSLÜMANLARI BATIRAN ŞİRK

MÜRİT Yetmiş yıldır bu ülkede yeterli dini eğitim yapılamadığı için hocalarımız bazı yanlışlar yapabiliyor .Biliyorsunuz 1924'te şeriat kaldırıldı. Bütün yasalar batıdan alındı. Bir zamanlar din eğitimi tamamen yasaklandı. Ezan Türkçe okundu. Bunları uzatmak mümkün.

BAYINDIR - Bütün suçu başkasının üstüne at ve sen aradan çekil. Ne kolay bir yaklaşım tarzı! Yetmiş yıl önceki şartlara durup dururken mi gelindi? İslam alemi Birinci Dünya Savaşında batı karşısında niye kesin bir yenilgi aldı?

MÜRİT - Bunun siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri bir çok sebebi var. Şimdi sen bunu da mı tarikatlara bağlıyacaksın?

BAYINDIR - Bunu tarikatlara bağlamak da kolaya kaçmak olur. Bu yenilginin siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri sebeplerini uzmanlarına bırakalım. Biz burada Kur'an'a uyma yerine Kur'an'ı kendimize uydurmadan bahsediyoruz.
Kur'an'a taban tabana zıt nice özler hadis diye ortaya atılabilmiş ve müslümanlar arasında kabul görmüştür.Şu söz onlardan biridir:
“İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz.” Bu sözü hadis diye ortaya atan, Yavuz Sultan Selim'in meşhur Şeyhülislamı İbn-i Kemal Paşazadedir. O, bu sözü hadis diye ortaya atmakla kalmamış, doğruluğunu ispat için felsefi izahlara girmiştir. Bu sebeple sıkıntımız ağırdır. Bu konu Kabir Ehlinden Yardım başlığı altında anlatılmıştı.
İslam alemi Kur'an'dan uzaklaşalı asırlar oluyor. Şeyhler gibi mezhep imamları da kutsallaştırılmış, onların sözleri Kur'an ve sünnetin yerini almış ve Müslümanlar Kur'an ve sünnet ışığında yeni fikirler üretmeyi büyük günahlardan sayar hale gelmişlerdir. Son bölümde, Kur'an'a Dönmek başlığı altında bu konuya da girilecektir.
Birinci Dünya Savaşı'ndaki kesin yenilgi bir başlangıç değil, bir sonuçtur. Sizin o yetmiş yıllık uygulama diye tenkit ettiğiniz şeyler de bir sonuçtur. Birinci Dünya Savaşında olan yenilgiyi bir askeri yenilgi saymak kolaycılık olur. O, kendine güvenini yitirmiş olan bir toplumun yenilgisidir.

MÜRİT- Kendine güvenden ne anlıyorsunuz? Bir Müslüman kendine değil, Allah'a güvenir. Yoksa Allah'a olan güven mi kayboldu?

BAYINDIR- Kendine güvenden maksadım, kişinin inandığı değerlere güvenmesi ve bu değerlerin kendine yüklediği görevi iyi bilmesidir. Bu çok önemlidir. Zaten inandığı değerlere güvenmeyenin imanı da olmaz.

MÜRİT - Bunu biraz daha açar mısınız?

BAYINDIR - Bakın, Hz. Muhammed Allah'ın Elçisi olduğunu söyleyince ona gülenler, deli diyenler, sihirbaz diyenler, onu alaya alanlar ve hakaret edenler olmuştu. Eğer, bu davranışlar onun inandığı değerlere olan güvenini sarssaydı da bunun etkisiyle "Ya bunlar haklıysa?" deseydi halkın içine çıkıp bir iş yapabilir miydi?
Ona salat ve selam olsun, Hz. Muhammed'in inandığı değerlere güvenmesi ve Allah'ın Elçisi olduğu konusunda kuşkuya düşmemesi için çok sayıda ayet inmiştir.Onlardan bir kısmı şöyledir:
"Hikmetle dolu Kur'an hakkı için İşte sen, kesinkes elçi olarak görevlendirilmiş olanlardansın. Dosdoğru bir yol üzerindesin." (Yasin36/2-4)

"Durma,öğüt ver; Rabbinin nimeti sayesinde sen, ne bir kâhinsin ne de bir deli. Yoksa şöyle mi diyorlar: " O bir şairdir, başına gelecekleri bekliyoruz." De ki: "Bekleyin,zaten ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." Yoksa bunu kendilerine akılları mı emrediyor. Ya da onlar azgın bir takım mıdırlar? Yoksa "Onu kendi uydurdu" mu diyorlar? Hayır, aslında bunlar inanmıyorlar. Öyleyse bunun dengi birsöz getirseler ya. Eğer doğruysalar (getirirler)". (Tur52/29-34)

“Nun; kalem ve yazdıkları şey hakkı için, “Sen Rabbinin nimeti sayesinde deli olamazsın. Sana, tükenmek bilmeyen kesin bir ödül vardır. Sen gerçekten büyük bir ahlaka sahipsin.Yakında sen de görürsün, onlar da görürler. Deliliğin hanginizde olduğunu.Doğrusu senin Rabbin,yolundan sapanın kim olduğunu iyi bilir; o, yola gelenleri de çok iyi bilir. O halde yalanlayanlara boyun eğme.İstedikleri şudur:Keşke sen yağcılık yapsan da onlar da sana yağcılık yapsalar.” (Nun 68/1-9)

Sen Rabbinin hükmüne katlan; balığın yuttuğu (Yunus) gibi olma, hani o nefesi kesilmiş bir şekilde yakarmıştı. Eğer ona Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı boş bir yere fena bir halde atılacaktı. Ama Rabbi onu seçip iyilerden yaptı.O inkar edenler,Kuran'ı dinledikleri zaman nerdeyse seni gözleriyle devireceklerdi."O delidir" diyorlardı.Oysaki
Kuran, herkes için bir öğütten başka bir şey değildir. (Nûn 68/48-52)

Bu ayetler Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selemle daima güven tazeletiyordu.Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda çok ayet vardır. Allah Teâlâ, geçmiş elçilerin karşılaştıkları sıkıntıları Kur'an'da dile getirerek onu teselli etmiştir. Yoksa o büyük işi nasıl başarabilirdi?
Müslümanlarda hayatın her an değişen ve gelişen olayları karşısında kendilerine umak zorundadırlar. Bunu yapmadıkları için inandıkları değerlere olan güvenleri azalmış, nefislerini ıslah etme adına kendilerini hakir görmüşler, ama kimi şahısları da olduğundan büyük görmeye ve onlar için hayali makamlar uydurmaya koyulmuşlardır.Sonra da bu şahısların kendilerine manevi yardım yapacağına inanmışlardır. Bu inanç, toplumu kanser gibi sarmış ve Birinci Dünya Savaşı'nda o koskoca gövdenin tarihe gömülme sebeplerinden olmuştur. Geride kalanlar, o yanlış inancın bağlıları olmaya devam etmektedirler.
Ayette şöyle buyrulur: " Bir millet kendinde olanı bozmadıkça Allah onlarda olanı bozmaz. Allah bir millete ceza vermek istediğimi artık onun önüne geçilemez. Zaten onların ondan başka bir koruyucuları da yoktur." (Ra'd 13/11)

MÜRİT - Yönetimde bozulma olduğu doğru.

BAYINDIR- Bana göre asıl suç alimlerindir. Onlar,Kur'an'ı anlayıp yaşadıkları çağı ona göre yorumlama yerine sırf eski alimlerin eserleri ile meşgul olmuşlardır. Eğer Kur'an'ı anlamak için uğraşsalardı zorunlu olarak Hadis-i şeriflerden de yeterince yararlanacaklardı. İşte o zaman eski alimlerin eserleri doğru anlaşılacak ve ufuk açıcı olacaktı. Çünkü müctehid islam alimlerinin yaptığı, kendi çağlarını Kur'an'a göre yorumlamaktan ibarettir.
Yaşadığıçağı Kur'an'a göre yorumlama zorunda olan bir âlim, çağının bilimsel, teknik ve sosyal gelişmelerini de iyi bilmek zorunda olur. Yapılacak yorumlar her kesitatmin edeceğinden kimse bir başka arayış içinde olmazdı.
Ama onlar, şartlarını iyi bilmedikleri bir çağı yorumlamak için yazılan kitaplarla meşgul oldukları için o kitapları bile gereği gibi anlamaktan mahrum kalmışlardı. Böylece, Kur'an'a, sünnete ve çevresine kapalı, çağın gerisindebir ilim anlayışı ile kendi intiharlarını hazırlamışlardır.
SultanII. Abdulahmid'in bu konu ile ilgili çok acı hatıraları nakledilir.
Japon İmparatorluk ailesine mensup bir Prens, kendisini ziyarete gelir.İmparatorundan özel bir mektup getirir. Ondan İslam dininin muhtevasını, iman esaslarını, gayesini, felsefesini, ibadet kaidelerini açıklayacak güçte bir dînî-ilmî heyet ister. Sultan, Japonya'da İslam'ın yayılması için maddi sahada mümkün olan her şeyi yapar ama İmparator'un istediği dinî-ilmî heyeti gönderemez. O, Sultan'ın içinde hicran olmuş bir hatıradır. Bunun sebebini şu cümlelerle ifade eder:
"Düşündüm ki, Japon İmparatorunun istediği müslüman din âlimleri kendi ülkemizde olsa ve onları ben bulabilseydim Japonlardan evvel kendi milletimin ve halife olarak İslam âleminin istifadesini temin ederdim
Sultan'a göre o alimlerin ilmî kudretleri kadar dünyayı algılama tarzları da İslam'ın geleceği üzerinde bu kadar büyük etki yapacak bir konuyu ele almaya ve sonuçlandırmaya müsait değildir. O, bunun sebebini şöyle açıklar:
"Japon İmparatorunun istediği müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz menbâlar da artk mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdu. "
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 10:48 PM