Geri git   > ISLAM ILIMLERI > Tasavvuf
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Tasavvuf Tasavvuf Üzerine Hersey.





Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 10-21-2007, 10:59 PM   #21 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
10-şehitlerin Savaşmasi

MÜRİT - Peki savaşlara katılan şehit ruhları için ne diyeceksin? Bunu düşmanlar bile kabulediyor.Şehitler ölmediğine göre buolamaz mı? Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: "Allahyolunda öldürülenlere ölüler demeyin, zira onlar diridirler." (Bakara 2/154)

BAYINDIR - Ayetin sonunu da okuyun lütfen. Şehitlere büyük ikramı olan Allah Teâlâ buyuruyor ki, "..onlar diridirler ama siz bunu anlayamazsınız." Allah'ın "anlayamazsınız."dediği bir konuda akıl yürütmek, her şeyibilen Allah'a karşı bilgiçlik taslamak olmaz mı?

Allah Teâlâ müslüman orduları şehitlerle değil, meleklerle destekler. Bedir savaşında bu olmuştur:

"Doğrusu siz Bedir'de düşkün bir durumda iken Allah size yardım etmişti. Allah'tan sakınınki şükredebilesiniz.

O gün sen müminlere şunu diyordun: Rabbinizin, indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi sizeyetmez mi?"

Evet, yeter. Eğer sabreder ve sakınırsanız onlar da hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle yardım eder.

Allahbunu size, sırf bir müjde olsun ve böylece kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Yoksa zafer, ancak güçlü ve Hakim olan Allah katından olur." (Al-i İmrân3/123-126)

"O gün Rabbin meleklere şunu vahyediyordu:"Ben sizinleyim, haydi inananlara destek olun; ben inkar edenlerinkalplerine korku salacağım. Haydi vurun boyunların üstüne! Vurun onların her parmağına." (Enfal 8/12)

Bedir savaşınakatılanlardandan Ebû Davud el-Mâzinî diyor ki, Bedir'de müşrik erkeklerden birini vurmak için peşine düşmüştüm. Daha kılıcım boynuna inmeden başı yere düştü.Anladım ki, onu bir başkası öldürdü [58] .

Bedir savaşında Ebu Cehil,Abdullah b. Mes'ûd'a şöyle demişti: "Bana öldürücü darbeyi sen mi vurdun yani? Bana bu darbeyi vuran, bütün gayretime rağmen mızrağımın ucu, atının tırnağına yetişmeyen kişidir [59] ."

Kurtubî, yukarıdaki âyetleilgili olarak şunu söylüyor: Düşman karşısında direnen ve Allah rızasınıgözeten her ordunun yanına melekler gönderilir ve onlarla birlikte savaşırlar [60] .

MÜRİT - Şehitler ölmediğine göre savaşlara niye katılmasınlar ki? Onların hayatını tam olarak anlayamazsak bir bölümünüde mi anlayamayız?

BAYINDIR - Böyle bir konuda konuşmak için ya Kur'an'a yada sahih hadislere dayanmak gerekir. Geçmiş peygamberlerin veya eskiden şehit olmuş müminlerin ruhlarının Hz.Muhammed ile veya ashabıyla birlikte savaşa katıldıklarına dair tek bir delilyoktur.

Şehitlerle ilgili olarak şöyle buyuruluyor: ".. onlar Rableri katında rızıklanmaktadırlar.

Allah kendilerine bolbol verdiği için sevinçlidirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlar hakkında korkulacak birşey olmadığı ve onlar üzülmeyeceği için de mutludurlar.

Allah'ınnimetinden, onlara vereceği ikramiyeden, ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayietmiyeceğinden ötürü de mutludurlar." (Al-iİmran 3/169-171)

İkramıbol olan Allah, kendi yolunda ölenleri diğer ölülerden ayırıp özel olarakağırlıyor. Bunların savaşa gönderildiğini kabul etmek için delil gerekir.Böyle bir delil olmadığına göre şehitlerin savaşlara katıldığını kabuledemeyiz. Çünkü âyetlere göre savaşa katılanlar meleklerdir

Kadın vücudu üzerinden para kazanan, din deyince tüyleri ürperen her gün dini hareketler uygulamalar örgütler ve hizmetler aleyhinde yayın yapan işi gücü Kur’an Kursları İmam Hatip Okulları başörtüsü, tarikatlar, din hizmeti için kurulmuş dernekler ve vakıflarla uğraşmak olan dedektif gibi bunları takip eden yalan yanlış haberler yapan gazeteleri ve kanalları evlerinize sokmayın satın alarak ve reklam vererek desteklemeyin aksi halde manevi sorumluluğunuzun ağır olacağını unutmayın
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:00 PM   #22 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
11- Gaib Erenleri

MÜRİT - Sen şimdi üçler, yediler, kırklar, kutuplar ve gavsları da mı kabul etmiyorsun?

Sen bilmez misin, velîlerin üstün vasıflı olanlarına “ evtâd ” (direkler) denir. Onların üstünde “ revâsî ” (dağlar) vardır. Bir felaket zamanında kullar evtâd'a yönelir, evtâd da revâsîye yönelir. Revâsî’yi kutup idare eder.

Kutuptan sonra gelen iki kişiye “imâmân” denir.Bunlardan birine “imam-ı yemîn”, diğerine “imam-ı yesâr” adı verilir. İmam-ı yemîn kutbun hükümlerine, imam-ı yesâr da hakikatine mazhardır. Kutup ölünce onun yerini imam-ı yesâr alır. Kutup ile iki imam, üçleri oluşturur.

Kutup en büyük velîdir. Bütün erenlerin başı, Allah’ın izniyle kâinatta tasarruf sahibidir.

Gavs: Darda kalındığında sığınılan ve istimdâd edilen yani yardım istenilen kutuptur.Darda kalan sûfiler, “Yetiş ya Gavs!” diye gavsa sığınırlar. Gavs, istimdadedene yardım elini uzatır. Abdülkadir Geylânî, “Gavs-ı a’zam” lakabıyla ünlüdür.

Ancak bütün bu sığınma ve istimdâdlar, zahirde gavsa isede hakikatte Allah’adır. Çünkü alemde yegane mutasarrıf Allah Teâlâ’dır. Ondanbaşka fail-i mutlak yoktur. “Gavs” olarak bilinenler, esmâ ve sıfât-ı ilahî mazharıdırlar.

Bunlardan başka, sayıları bir rivayette sekiz, diğerbir rivayette kırk olan “nücebâ” ile, sayıları on, ya da üçyüz olan “nukabâ”denilen ve insanların iç dünyalarından haberdar olan şahsiyetler vardır.

Genel olarak ricâlü’l-gayb ve gayb erenleri olarakanılan bu Hakk dostlarının makamı boş kalmaz. Ölenin yerine sırayla kendisindensonraki yükseltilir [61] .

BAYINDIR - Bu konuda bir dayanağınız var mı? Bunları neye dayandırıyorsunuz?

Bir de "Kutup en büyük velidir, bütün erenlerin başıdır ve Allah'ınizniyle kâinatta tasarruf sahibidir " diyorsunuz. Bu tanımınız Mekke müşriklerinin Kabe'yi tavaf ederken, "Emret Allah'ım, Senin hiçbir ortağın yoktur. Yalnız bir ortağın vardır ki, onun da bütün yetkilerinin de sahibi sensin [62] ."demeleri gibi olmuyor mu?

MÜRİT - Allah dünyanın cismânî düzenini sağlamak için bazı insanların bir takım görevler üstlenmesini murâd ettiği gibi, alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması,hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bazı kullarınıgörevlendirmiştir. Bunlar büyük peygamberlerin yerine, onlardan bedel [63] kişilerdir. “ Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldığı ”kimseler olarak değerlendirilmiştir. Onlar alemin intizam sebebidir. İnsanların işlerini tanzim ettiklerine inanılır [64] .

BAYINDIR - Bunlar, “Allah’ın yeryüzünü kendilerine musahhar kıldığı” kimselerdir diyorsunuz. Ama ifade tarzınızdan buna pek inanamadığınız anlaşılıyor.

Musahhar kılma ,belli bir hedefe doğru zorla sürükleme [65] demektir. Türkçe karşılığı boyun eğdirmektir.

Bütün varlıklara hâkim olanAllah şöyle buyuruyor:

" Denizi size musahhar kılan Allah'tır. İçinde gemilerin, buyruğuyla akıp gitmesi ve onun bol vergisinden payınızı aramanız için. Belki şükredersiniz ..

"Göklerdene varsa ve yerde ne varsa onların hepsini size o musahhar kılmıştır. İşte bunda düşünenler takımı için esaslı dersler vardır." (Câsiye 45/12-13)

Allah'ın musahhar kılması iledenizde, göklerde ve yerde ne varsa hepsinden yararlanırız. Bu, devletin birköprü yaptırıp vatandaşın emrine sunmasına benzer.

Ayetlerde belirtilen şeylerbütün insanlara musahhar kılınmıştır. Bunlara karşılık Allah'ın bizden istediğiona şükretmektir. Bugün bu nimetlerden gayrimüslimler daha çok yararlanmaktadırlar.

Siz musahhar kılma işini kimi şahıslara tanınmış bir üstünlük sayıyorsunuz. Bu, tıpkı önlerinden geçen anayol üzerine köprü yapılan köy halkının durumuna benzer. Açılışa gelenyetkili; "Bu köprüyü yapıp sizin emrinize sunduk." dediği için,"Madem bu köprü emrimize verilmiştir, öyleyse onu kullandırma yetkisiköyün ağasınındır. Ağa köprüden geçişleri bir düzene bağlamalı, bizim yaylamızatecavüz eden komşu köyün halkını buradan geçirmemelidir." diye kararalıp uygulamaya geçmesine benzer. Bu karar kabul edilemez. Çünkü o köprü yalnızo köyün değil, o yoldan geçen herkesin hizmetine sunulmuş, herkese musahhar kılınmıştır.

MÜRİT - Üçler,yediler, kırklar, kutuplar ve gavslar sıradan insanlar değil ki. büyük peygamberlerin yerine, onlardan bedel kişilerdir.

BAYINDIR - Mademöyle, hangi peygambere "alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini ve kötülüklerin giderilmesi"görevi verilmiştir?

İnsanlara sınırlı yetki verenAllah, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle emrediyor:

" De ki:"Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de olgunlaştırmaya.

De ki: "BeniAllah'ın azabından hiçkimse kurtaramaz.Ben O'ndan başka bir sığınak da bulamam.

Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir o kadar. "(Cin 72/21-23)

"Alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini ve kötülüklerin giderilmesi" yalnız ve yalnız Allah'ın elindedir. Bu konuda birilerini yetkili saymak şirkolur.

Eğer Hz. Muhammed'in gücü yetseydi kâfirleri imana zorlamak için her şeyi yapardı. Yüce Rabbımız bu konuda şöyle buyuruyor:

"Onların yüz çevirmesi sana ağır gelince yeri delmeye veya göğe merdiven dayamağa gücün yetseydi onlara bir mucize getirirdin.Eğer Allah dileseydi onları doğru yolda toplayıverirdi. Sakın ha, cahillerden olma." (En'am 6/35)

Mucize göstermek elçinin elinde değildir. Allah ne zaman isterse mucizeyi o zaman yaratır.

" And olsun ki, senden önce bir çok elçi gönderdik; onların kimini sana anlattık, kimini de anlatmadık. Hiçbir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucizegetiremez. Allah'ın buyruğu gelince iş gerçekten biter. İşte o zaman, boşa uğraşanlar hüsranda kalırlar. " (Mümin 40/78)
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:01 PM   #23 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
12-yüceve Süfli Ruhlar

Yaşayan insanı kutsallaştırmak zordur ama iyi bir ad bırakarak ölmüş olan kolayca kutsallaştırılabilir. İşte yüce ruhlar derken kastedilen bu gibi kişilerin ruhlarıdır. Bunlara âlî vetemiz ruhlar da denir. Kötülerin ruhları ise süflî ruhlardır. Bunlara habis ve şerîr ruhlar da denir. Şeytanlar bu kapsama sokulur.

MÜRİT -Bir hocamız bu konuda şöyle diyor:

"Âli ve temiz ruhlarinsanlar için koruyuculuk vazifesi yaparken hâbis ve şerir ruhlar da insanlara zarar vermek için ellerinden gelen herşeyi yaparlar. Bunlar, aynı zamanda insanlara hasım ve düşmandırlar. Bütün şerlerin ve kötü şerarelerin altında bunlar bulunurlar. Karakter, irade ve ruh bakımından zayıf insanları tesiraltına alır ve kullanırlar [66] .

BAYINDIR - Çokağır bir iddia, hayır ve şer Allah'ın elindedir. Ama "Âli ve temiz ruhların insanlar için koruyuculuk vazifesi yaptığını, hâbis ve şerîr ruhların da insanlara zarar vermek için ellerinden gelen herşeyi yaptığını"söylemek, hayırı yüce ruhlardan, şerri de süflî ruhlardan beklemek olur.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Sana ne iyilik gelse Allah'tan gelir. Sana ne kötülük gelse kendinden gelir. Seni insanlara elçi olarak gönderdik, şahid olarak Allah yeter. "(Nisa 4/79)

"De ki: Allah'ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda ve zarar verecek durumda değilim." (Araf 7/188)

Allah, göklerin ve yerin hakimdir. Onları korumayetkisini kimseye vermemiştir. Her namazın sonunda okuduğumuz âyet'el-kürsîdeşöyle buyuruluyor: "Onun hakimiyet alanı gökleri de kaplar yeri de. Her ikisini de korumak kendine ağır gelmez. O yücedir, uludur." (Bakara 2/255)

"Deki: Çocuk edinmemiş olan, hakimiyette ortağı olmayan, acizlikten ötürü bir veliye ihtiyacı bulunmayan Allah'a hamdolsun." O'nu büyükledikçe büyükle." (İsra17/111)

Demek ki, Allah'ın bir veliye ihtiyacı yokmuş.

Hayırları bir grup ruhaniden,şerleri de bir başka grup ruhaniden beklemek, hayır tanrıları ve şer tanrıları uyduranlara benzemek olur.

Şimdi Allah'ın elçileri ile ilgili âyetlere bakıp hocanızın sözü üzerinde biraz zihin yoralım.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:02 PM   #24 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
13- Kur'an'da Elçiler

Allah Teâlâ Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme şöyle buyuruyor:

Seni insanlara resul olarak gönderdik, şahid olarak Allah yeter. "(Nisa 4/79)

Arapça'da bir sözü ve elçiliği yüklenen kişiye resul denir [67] .Bir fıkıh terimi olarak resul, işe kendini karıştırmadan birinin sözünü birbaşkasına ulaştırmakla görevli kişidir [68] . Dini terim olarak da Allah'ın hükümlerini halka ulaştırmak üzere görevlendirdiği insana resul denir [69] .Bunun Türkçe karşılığı elçidir.


a- Görevleri

Allah Teâlâ elçileriningörevini üç şekilde belirlemiştir:

1) Emri yerine ulaştırma(tebliğ): Rabbımız şöyle buyuruyor: " Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer?" (Nahl 16/35)

"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun" (Maide 5/67)

2) Emri açıklama (beyân):

Ayette şöyle buyuruluyor:

"Biz ne elçi gönderdiysek sadece kendi halkının diliyle gönderdik ki, onlara açık açık anlatsın." (İbrahim 14/4)

"Biz Kitabı sana, başka değil, sadece ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve bir de inanan kimselere yol gösterici ve rahmet olsun diye indirdik. "(Nahl 16/64)

3) Müjdeleme ve uyarma:

Bu konuda şöyle buyuruluyor:

" Biz elçileri, başka değil,sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur, ve onlar üzülmeyeceklerdir." (En'am 6/48)

"Biz seni bütün insanlara sadece bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak göndermişizdir." (Sebe 34/28)


b- Elçinin yetkisiz olduğu durumlar:

1) Elçinin koruma göreviyoktur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

" Eğer yüz çevireceklerse çevirsinler, biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. " (Şura42/48)

2) Elçinin vekillik görevi yoktur. Ne halka karşı Allah'ın vekilliğini, ne de Allah'a karşı halkın vekilliğini yapar.

Vekilimiz Allah şöyle buyuruyor:

"Allahdileseydi şirke düşmezlerdi. Biz seni onların üzerinde bir koruyucu yapmadık.Sen onların üzerinde bir vekil de değilsin." (En'am6/107)

" Sen sadece biruyarıcısın. Her şeye vekil olan Allah'tır." (Hud 11/12)

3) Elçi kimseyi yolagetiremez. Bizi yoluna kabul eden Rabbımız şöyle buyuruyor:

"Sen,sevdiğini doğru yola getiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola getirir.Doğru yola girecekleri en iyi o bilir."(Kasas 28/56)

Elçi sadece doğru yolugösterir: Hz. Muhammed'e çok değer veren Allah şöyle buyuruyor:

"Kuşkusuz sen kesinkes doğru yolu gösterirsin." (Şura 42/52)

4) Elçi baskı yapmaya yetkilideğildir. İnsanlara tam bir inanç hürriyeti tanıyan Allah şöyle buyuruyor:

"Sen öğüt ver!Esasen sen sadece bir öğütçüsün.

Senonların tepesine dikilecek değilsin."(Ğaşiye 88/21-22)

5) Elçi kalpten geçenleribilmez. Şu âyetler onu gösteriyor.

"Çevrenizdeki kimi çöl Arapları münafıktır. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, onları biz biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz; sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir." (Tevbe 9/101)

"Münafıklarıgördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin.Onlar dayalı odunlara benzerler. Her kopan gürültüyü kendilerine karşı sanırlar. İşte düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onları kahretsin, nasıl döndürülüyorlar."(Münafikûn 63/4)

6) Elçi gaybı bilmez, o sadeceAllah'ın kendine vahyettiği şeyleri bilir.

"Deki: "Ben size, Allah'ın hazineleri yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmem. Size, "İşte ben bir meleğim." de demiyorum. Ben bana vahyolunandan başkasına uymam." De ki: "Görenle görmeyen bir olur mu? Hiç zihninizi yormaz mısınız? " (En'am 6/50)

"Deki: "Eğer gaybı bilseydim, daha çok iyilik yapmak isterdim ve bana kötülük de gelmezdi. Ben, inanan kesim için bir uyarıcı ve bir müjdeciden başkabir şey değilim." (Araf7/188)

Peygamberler bu durumda ise yaveliler ne durumda olur?
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:04 PM   #25 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
14- Gaybi Bilme

Gayb, duyulardan uzak olan ve kişinin hak*kında bilgisi olmayan şeye denir[70].

Toplam yıldız sayısının ne olduğu gibi Allah'tan başkasının bilemeye*ceği şeylere gayb-ı mutlak denir.

Bir başka kişinin bildiği şey gayb-ı mutlak ol*maz. Mesela içinizden ne geçtiğini ben bil*mem ama siz bilirsiniz. O, bana göre gayb olur, size göre olmaz.

Şeyhler gaybı bildiklerini iddia ederler. Hatta daha ileri giderek kıyametin ne zaman kopaca*ğını, yarın ne olacağını ve nerede ölece*ğini bildi*ğini söyleyenler bile vardır. Şimdi bu konuda Kur'an'ın nasıl hiçe sayıldığına bir ör*nek verelim:

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Kıyamet saatinin bilgisi kuşkusuz Allah'ın kendisindedir. Yağmuru o indirir, dölyatakların*dakini o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah şüphesiz bilendir, her şeyden haber*dardır." (Lokman 31/34)

Konuyla ilgili olarak Ahmed b. el-Mübârek şeyhi Abdülaziz ed-Debbağ'a soruyor:

"-Efendim zahir alimlerinden hadisçiler ve başkaları Kur'an'da Lokman suresinde geçen gaybla ilgili beş şeyi Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bilip bilemediği konusunda ihti*laf etmişlerdir.

Şöyle cevap veriyor:

- Gaybla ilgili bu beş şey nasıl Allah'ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize meçhul kalır? Onun ümmetinden tasarrufa yet*kili[71] birinin ta*sarrufta bulunabilmesi için mutlaka bu beş şeyi bilmesi gerekir[72]."

Demek ki, bunlar yarın ne olacağını, nerede öleceklerini ve kıyametin ne zaman kopacağını bi*liyorlar. O zaman yukarıdaki ayeti, haşa hüküm*süz sayıyorlar. Şimdi bir de şu ayetlere bakalım:

"Sana, kıyametten soruyorlar, "Ne zaman demir atacak?" diye. De ki; onun bilgisi yalnız Rabbimin kendisindedir. Onu vaktinde ortaya çı*karacak olan da ondan başkası değildir. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramıyacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sanki haberin varmış gibi tutup sana soruyorlar, de ki: "Onun bilgisi sadece Allah'ın kendisindedir, ama insan*ların çoğu bunu bilmezler." (Araf 7/187)

"Sana, kıyametten soruyorlar, "Ne zaman demir atacak?" diye.

Sen nerede, onu bilmek nerede?

Onun bilgisi Rabbine aittir.

Sen sadece ondan korkanı uyaran kişisin." (Naziat 79/42-45)

Abdülaziz ed-Debbâğ gibi Kur'an'ı hiçe sa*yan ve kendini Kur'an'ın üstünde gören burnu *büyükle*rin sözlerini buraya almak istemezdim ama ne ya*zık ki müslümanların inançları bu gibi sözlerle hala kirletilmektedir.

Öğrenci iken Hasan Basri ÇANTAY'ın hazır*ladığı "Kur'an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm" adlı Kur'an me*alini çok okurdum. O meâlde Abdülaziz ed-Debbâğ'a kutsallık verilmekte onun sözlerini içeren el-İbrîz adlı kitaptan alıntı yapılarak bazı ayetler açıklanmaktadır. Bu se*beple el-İbrîz, çok merak et*tiğim ve okumak istediğim kitaplar arasına girmişti.

Kitabı, kendisine saygı duyduğum Celal YILDIRIM'ın yaptığı tercümeden okudum. Celal YILDIRIM da önsözünde el-İbrîz'i kutsallaştır*mak*tadır. Ona göre, ".. aynı konudaki diğer eserler arasında el-İbrîz, katıksız ve karışıksız altın niteliğindedir. Çünkü Abdülaziz ed-Debbâğ, kemâl derecesinde büyük bir velidir. İlim adamlarını şaşırtan, akıllara durgunluk veren, tasavvuf erbabını hayrete düşüren ledünnî[73] bir ilme ve irfana sahiptir. O, bu kitapta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin yüce ruhuyla yaptığı görüşmeleri, Misal ve Melekût alemindeki gözlemlerini perde perde sergilemektedir...[74]"

Misal alemi, rüyalar alemi anlamına gelir. Melekût alemi ise meleklerin ve ruhların bulunduğu ve duyularla algılanabilen bütün varlık türlerinin ötesinde olan alem anlamına gelir. Her ikisine birden gayb alemi denebilir. Bu, Platon'un ideler alemi anlayışının tasavvufa yansımasıdır. Bir kişinin misal ve melekut aleminde gözlemlerde bulunması ile Allah'ın elçisinin ruhuyla konuştuğu iddiası kabul edilemez. Rüya görme olayı bunun dışındadır. Doğru rüyayı herkes görebilir.

el-İbrîz, Kur'an-ı Kerim'e taban tabana zıt iddialarla doludur. Bu iddiaları bir kısım felsefi izahlara sığınarak ve sır perdeleri arkasına saklanarak doğru gösterme çabası kime ne kazandırır? Bu çabayı Kur'an-ı Kerim'i tefsir etmiş kişilerin göstermesi ne kötüdür.

Şimdi siz varın, Kitabı okuduğumda ne hale geldiğimi düşünün. Okumayı çok istediğim ki*tabın, Kur'an'a açıkca aykırı sözleri bir marifet sayma*sına mı yanayım, yoksa Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden kişilerin, Kur'an'ı gö*zardı eden çirkin sözlerle dolu bir kitabı kutsal*laştırmasına mı?

Müslümanlar bugünki hale durup dururken gel*mediler elbet.

Şimdi gaybla ilgili görüşmeye geçelim.

ŞEYH EFENDİ- Evliyaullahın insanın kal*bin*den geçeni bilmesi haktır ve vakidir; buna keşfi-i zamâir, keşf ma fil-kulûb" derler. Bir çok ta*savvuf kitabında, evliya terceme-i halinde misalleri bol bol vardır. Batılı âlimler dahi buna benzer olağa*nüstü olayları bilimsel olarak tespit etmişlerdir.

"İçini okumak", "telepati", "malum olmak" gibi isimlerle halkımız da bilir. Bendeniz hocamdan bu*nun pekçok misalini gördüm, yaşadım.

Bize Sure-i En'am'ın 50. âyetini delil getirmeye kalkışıyorsun. Sen hem de fetva komis*yonunda vazifelisin[75]. Hayret ettim, hem acıdım, hem de ayıpladım doğrusu! İslâmî ilimler artık bu kadar da geriledi mi diye teessüf ettim.

Bu şeriate aykırı değildir. Meşhur Kurb-ı nevâfil hadisinde Yüce Peygamberimiz Allahu Tealânın " ... O abid ve zahid ku*lumu sevdi*ğim zaman onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olurum; be*nimle görür, benimle işi*tir, benimle söyler, benimle tutar, benimle yürür" buyurduğunu bildiriyor ya işte o haldir![76]

BAYINDIR- İslâmî ilimler bu kadar da geri*ledi mi diye teessüf ediyorsunuz ya, işte onda haklısı*nız. İslâmî ilimlerin kaybolup yerine hura*fele*rin geçtiğini bana siz öğretmiş oldunuz.

Rahmetli Mehmed Zahid KOTKU, Ehl-i Sünnet Akaidi adlı kitabında, bir kimseyi kâfir eden sözleri ve halleri belirtirken şunları yazı*yor:

"Gaybı biliyorum" iddiasında bulunanı tas*dik eyleyen.

Ben çalınan malları bilirim, diyen.

Bana cinler haber verir diyen ve onun bu sö*zünü tasdik eyleyenler (kâfir olurlar). Zira gaybı ne ins (insan) bilir, ne cin bilir. Bilâkis yalnız Cenab-ı Hakk bilir"[77].

Şimdi siz varın "Evliyaullahın insanın kal*bin*den geçeni bilmesi haktır ve vakidir." diyen kişinin yerini tayin edin. Sizin derhal tevbe et*meniz ge*rekir[78].

Keşif konusu aşağıda gelecektir.

ŞEYH EFENDİ- Sen gayb kelimesinin anlamını ve gaybın çe*şitlerini bilmeden konu*şuyorsun. Mutlak gaybı ancak Allah celle celalühu Hazretleri bilir, bildirmezse peygamberler de, evli*yaullah da bile*mez; ama Rabb'ül-âle*mîn bildirirse herşey bi*linir söy*lenir. Bir kimsenin kalbindeki, zih*nindeki, niyetinde, içinde sakladığı şey "gayb-ı mutlak" değildir, biline*bi*lir, adetâ okunabilir[79].

BAYINDIR- Allah'tan başkasının bilemeyeceği şeyler gayb-ı mutlaktır. Bir şeyi Allah'ın dışında bir başkası da biliyorsa o gayb-ı mut*lak olmaz. Mesela karşımdakinin içini ben bil*mem ama kendisi bilir.

Münafıkların kalplerinde olanlar gayb-ı mut*lak değildir. Çünkü onlar kendi içlerini iyi bilirler. Ama âyet-i kerime Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin onların kalplerinde olanı bil*mediğini açıkca ifade ediyor. Şöyle buyurulu*yor:

"Çevrenizdeki kimi çöl Arapları münafıktır. Medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, onları biz bili*riz." (Tevbe 9/101)
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:05 PM   #26 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
ŞEYH EFENDİ- Bir konuda araştırma yapılır*ken konu ile ilgili bütün detaylar toplan*mazsa doğru sonuca ve hakikate ulaşıla*maz. Bir âyet-i kerimeyi delil olarak ileri sürüp o konudaki başka âyetleri nazar-ı dikkate almamak nâkıslıktır, kusur*dur, suçtur, manevi bakımdan da büyük tehlikedir. Evet En'am Suresi'nin 50. âyet-i kerimesinde:

"De ki: "Ben size, Allah'ın ha*zine*leri yanımdadır, demiyo*rum. Gaybı da bilmem. Size, "İşte ben bir meleğim." de demiyorum. Ben bana vah*yolu*nandan başkasına uymam..." buyuruluyor ama;

Yusuf Suresinin 96. âyetinde Hz. Yakub aleyhisselam'ın;

"... ve ben sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (bana bildirildiği için) biliyorum." de*diği anlatılıyor[80].

BAYINDIR- Kendi sözlerinizi kendiniz çürütüyorsunuz. "Bir kimsenin kalbinde, zih*ninde, niyetinde, içinde sakladığı şey biline*bilir, adetâ oku*nabilir", ise Yakub aleyhisselam Hz. Yusuf'u ku*yuya atmaya karar verdikten sonra[81] götürmek için izin isteyen oğullarına onu neden teslim etti?

Hadi o zaman gafletine geldi diyelim. Peki ya Yusuf'u kuyuya attıktan sonra ağlayarak yanına gelen oğullarının kalplerinde olanı oku*yup da bur*nunun dibindeki oğlunu neden kurtaramadı?

Biraz düşünseniz Yusuf Suresi'nin 96. âye*tinin de size delil ol*madığını anlarsınız.

Sure'nin başında Hz. Yusuf, gördüğü bir rüyayı babası Hz. Yakub'a anlatıyor. O da onun Allah'ın elçisi olacağını anlıyor. Elçilik he*nüz gerçekleşmediği için onun bir gün ortaya çıkacağına inanıyordu. Ayetler şöyledir:

Yusuf babasına: "Babacığım! Rüyamda on bir yıldızı, güneşi ve ayı bana secde ederken gör*düm" demişti.

Babası dedi ki; "Yavrucuğum! Rüyanı kar*deş*lerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır".

"Rabbin seni rüyan*daki gibi (elçi) seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini ta*mamla*dığı gibi, sana ve Yakup soyuna da ta*mamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir." (Yusuf 12/4-6)

Rüyadaki 11 yıldız Hz. Yusuf'un 11 kardeşi, güneş ve ay da anne-babası olarak yorumlanmıştı[82]. Gün gelecek, bunlar onun karşısında saygıyla eğileceklerdi. Hz. Yakub rüya*nın gerçek*leşmesini bekliyordu.

"Müjdeci gelip, gömleği Yakup'un yüzüne bırakınca, hemen gözleri açıldı. Bunun üzerine Yakup "Ben size, Allah katından sizin bilmedi*ğinizi biliyorum dememiş miydim?" dedi." (Yusuf 12/96)

Gaybı bilmeye delil getirdiğiniz âyet işte bu durumu ortaya koyuyor.

Sizin sözleriniz müritleri iyice şaşırtıyor[83]. Mesela Medine-i Münevvere’de hacılarla soh*bet eder*ken gaybı Allah’tan başka kim*senin bilemeyeceğinden bahsettim. Müridelerinizden bir hanım dedi ki, “ Siz öyle söylüyorsunuz ama ben biliyorum ki, benim Şeyhim gece ya*takta kaç kere sağa sola döndü*ğümü bile bilir.”

ŞEYH EFENDİ - (Birden ileri atılarak) Allah bildirirse bi*lemez mi? Allah’ın buna gücü yet*mez mi?

BAYINDIR - Allah'ın gücünün yetmediği ne var ki? Ama Allah’ın gücüyle delil getirilmez. Al*lah dilerse Hz. Muhammedi Cehen*neme, Şeytanı da Cennete koyamaz mı? Onun buna gücü yetmez mi?

ŞEYH EFENDİ - Elbette yeter.

BAYINDIR - Ama bunu yapma*ya*cak. Çünkü bize, Şeytanı Cehenneme koyacağını Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi de Cennette Makâm-ı Mahmud de*nen en üst ma*kama getirece*ğini bildirmiştir[84].

Bütün gaybı bilen Rabbımız şöyle buyuruyor: "Allah size gaybı bildire*cek değildir." (Al-i İmran 3/179) O böyle dedikten sonra artık kim bunun aksini iddia edebi*lir?

ŞEYH EFENDİ - Ama Allah Teâlâ bir de şöyle buyuruyor: “O bütün gaybı bi*lir, gaybını kimseye açıkla*maz. Ancak dilediği elçi bunun dışında*dır.” (Cin 72/26-27)

Evliya Allah'ın Elçisinin varisi olduğu için Allah'ın Elçisine açıklanan onlara da açıklanır.

BAYINDIR - O âyetler, Allah'ın elçilerine vahyin geliş şekliyle ilgi*lidir. Doğru anlaşılması için âyetlerin tamamının okunması gerekir.

“Allah bütün gaybı bilir, gaybını kimseye açıklamaz.

Dile*diği elçi bunun dışın*dadır. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker.

Böylece o (elçi) bilsin ki, onlar Allah’ın gönderdiklerini tastamam ulaştırmış, (kendisi de) onların yanında olanı kav*ramış ve her şeyi bir bir say*mıştır. “ (Cin 72/26-28)

Allah'ın elçisine şeytan da gelebilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Senden önce gönderdiğimiz bir tek nebi ve elçi yoktur ki, bir şeyi arzula*dığı za*man, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Allah şey*tanın karıştırdığını giderir, sonra Allah kendi âyetlerini pekiştirir. Allah bilendir, hakîm*dir.” (Hacc 22/52)

Bazı tefsir kitaplarında En'am Suresi'nin inişi ile ilgili olarak Enes b. Malik'ten gelen şöyle bir rivayetten bahsedilir: "Allah'ın elçisi şöyle buyurmuştur: Kur'an'dan En'am Suresinin dışında bir sure bana toptan in*medi. Şeytanlar bu sure için toplandıkları ka*dar hiç bir sure için toplanmamışlardı. Bu sure bana, Cebrail ile beraberinde ellibin melek ol*duğu halde gönderildi. Bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler[85]."

Elçinin, ken*dine gelenin me*lek olduğuna ve söylediği söze şeytan vesvesesi karış*madı*ğına güvenmesi gerekir. Cenab-ı Hakkın va*hiy esna*sında elçinin etrafına melekler di*zmesi bundandır.

Vahyin gelişi ile ilgili bir âyeti alıp gaybın bi*li*nebileceğine delil getirmeye imkan var mıdır
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:14 PM   #27 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
15-şeyhlere Vahiy *

Vahiy ,fısıldamak ve gizli konuşmak anlamlarına gelir. Allah insanlar arasından kendi elçilerini seçer ve emirlerini onların aracılığı ile insanlara duyurur.Elçilere Allah'ın emirlerini Cebrâil aleyhisselam getirir. Meleğin gelişinielçiden başkası görmez, konuşmasını da ondan başkası duymaz. Cebrail'inkonuşması insanlardan gizli olduğu için adına vahiy denir.

Vahiy ilham anlamına da gelir.Çünkü ilham, Allah'ın insanın içine doğurduğu şeye denir. O da vahiy gibi gizlidir.

Kur'an-ı Kerim'de vahiykelimesi her iki anlamda da kullanılmıştır. Ancak vahiy denince hemen anlaşılan,Allah'ın emirlerinin elçilerine ulaşmasıdır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem ile elçilik sona erdiğinden artık vahiy kapısı kapanmıştır.

Elçilik, Allah'ın emirleriniinsanlara ulaştırma görevi olduğu için Hz. Muhammed'e gelen vahiy müslümanları bağlar. Ama ilham kişiseldir, kimseyi bağlamaz. Müslüman kâfirherkes ilham alabilir. Bu konu ileride gelecektir.

ŞEYHEFENDİ - Allah bazı şeyleri şeyhlere vahyeder. AllahTeâlâ Hz. Musa’nın annesine vahyetmedi mi? Ayet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“ Musa’nın annesine onu emzir diye vahyettik. ..” (Kasas28/7)

MÜRİT -Allah arıya bile vahyetmiştir, şeyhlere niye etmesin. O, şöyle buyuruyor:

" Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin;

sonraher çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü" ( Nahl16/68-69)

BAYINDIR - O âyetlerde geçen vahiy kelimeleri ilham anlamınadır. Yani Allah'ınonların içine böyle bir duygu verdiğini bildiriyor.

Bu tavrınızla siz çok tehlikelibir işe girdiniz. Gaybı bilemeyeceğinizi bir türlü hazm demediğiniz için,Allah’ın gaybını bildirdiği elçilerinyerine geçmeye çalışıyorsunuz.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:20 PM   #28 (permalink)
IslamGuL Ustasi

Profilime Git


Kullanıcı Profili
Kullanıcı Bilgileri
Nerden: Kadirli'li
Yaş: 27
Üye No: 12
Mesajlar: 6.784
Konular: 1733
Teşekkür Grafikleri
:
Rep Bilgisi
REP Gücü : 9
REP Puanı : 169
REP Seviyesi : CANSEVER will become famous soon enoughCANSEVER will become famous soon enough
İletişim
Takımı
Saat
16-peygambere Varis Olma *

MÜRİT- Allah'ın veli kulları Allah'ın Elçisinin hali*fesidir.

ŞEYH EFENDİ - Allah'ın veli kulları peygam*ber*lerin varisidir. Onlara olan şeyler bunlara da olur.

BAYINDIR - Peygambere varis olma ko*nusu*nun iyi anla*şılma*dığı görülüyor. Bilindiği gibi eski*den elçilik hal*kası kopmadan devam ederdi. Mesela Hz. İbrahim aleyhisse*lam, Hz. Lut aley*hisse*la*mın amcası, Hz. İsmail ve Hz. İshak aley*hisselamın babası, Hz. Ya*kub aleyhisselamın dedesi idi. Hz. Yusuf aleyhisse*lam da Hz. Yakub aleyhis*selamın oğlu idi. Allah'ın bir kaç elçisinin aynı yerde bir arada ol*duğu da olurdu. Hz. Yahya, Hz. Zekeriyya’nın oğludur ve Hz. İsa aleyhisse*lam’dan 10 ay büyüktür. Hz. Zekeriyya Hz. Meryem'in bakımını üstlenmiştir. Bunların üçü de Kudüs’te yaşamıştır.

Hz. Muhammed'in gelişinden önce bir süre el*çilik kesilmişti. Sonra elçilerin sonun*cusu ola*rak Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem görevlen*dirildi.

Bir elçinin yapması gereken, kendini gönde*re*nin isteğine göre davranmaktır. Hesnâ ile Tevfik'i evlendirmek için elçi olan kişi, daha güzel ve becerikli diye bir başka kız için elçilik yapamaz. Çünkü elçinin kararı değiştirme yetkisi yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer?" (Nahl 16/35)

Allah Teâlâ, son elçisi Hz. Muhammed sallal*lahu aleyhi ve selleme yapacağı vazife ile ilgili şu emirleri veriyor:

"Ey Elçi! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O'nun elçili*ğini yapmamış olursun" (Maide 5/67)

"Biz elçileri, başka değil, sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak görevlendiririz. Kim inanır ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur, ve onlar üzülmeye*ceklerdir." (En'am 6/48)

Allah'ın son elçisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğuna göre artık kimsenin mu*cize göstermesine ve vahiy almasına ihti*yaç yoktur. O kapı kapanmıştır.

Bir taraftan size vahiy geldiğini iddia ediyor, diğer taraftan kerâmet arayışlarına giriyorsu*nuz. Keramet demeniz, herhalde mucize demeye cesa*ret edememenizden dolayıdır. Bir de "Allah'ın veli kulları peygamberlerin varisidir. Onlara olan şeyler bunlara da olur." dediniz mi iddia tamam oluyor. Lütfen boyunuzdan büyük işlere girişmekten vazgeçin.

a- Kerâmet

MÜRİT- Sen kerâmeti inkâr mı ediyor*sun.

BAYINDIR- Hayır, kerâmeti inkar etmiyo*rum, bu konuyu biraz sonra açıklayacağız. Ben kerâmeti bir mucize gibi kullanmaya kalkma*nızı yadırgı*yorum. Öyle bir yola girer*seniz sizin kerâmet dediğiniz şey bir istidrâc olur ve sizi adım adım batılın içine sokar.

b- İstidrâc

İstidrâc'ın kelime anlamı basamak basa*mak çıkarmak veya indirmektir. Terim olarak, bir kimseyi, arzusuna göre adım adım bir noktaya kadar götürüp beklemediği bir felakete atmak an lamında kullanılır. Ama o, bu gidişin kendi yararına oldu*ğunu zanneder.

Hayallerin ötesinde bir merhamete sahip olan Allah Teâlâ, uyarıda bulunmadan kulunu bu yola sokmaz.

"Bir cemaati doğru yola soktuktan sonra, ne*den sakınacaklarını açıktan açığa kendilerine bil*dirmedikçe Allah'ın onları yoldan çıkarma ihti*mali yoktur." (Tevbe 9/115)

Sapıtan cemaatler, yapılan uyarıları dikkate almayanlardır.

"Ne zaman ki yapılan uyarıları gözardı etti*ler, biz de üzerlerine her şeyin kapılarını açıverdik. Kendilerine verilenlerle tam ferahladıkları bir sırada onları kıskıvrak yakaladık. Hepsi bir anda umut*suzluğa düştüler." (En'am 6/44)

Halbuki bunlar ellerindeki nimetlere bakarak hak yolda olduklarını düşünme yerine Allah'ın açık ayetleri üzerinde düşünselerdi bu duruma düş*mez*lerdi.

Siz de aynı şeyi yapıyorsunuz. Etrafınıza toplanan insanlara bakarak "Yolumuz yanlış olsa bu kadar kişi peşimize takıl*maz." diyorsunuz. Çokluğa al*danma*malıdır. Çinli komünist lider Mao daha çok in*san toplamışt ama bu onu kur*taramayacaktır.

Maddi imkanlarınızı, sizi dinleyenlerin çok ol*masını ve halkın saygı göstermesini de doğru yolda olmanızın delili sayıyorsunuz.

Sonunda iyice şımarıyor ve Şeyhinizin kendine bağlananı, hem dünyada hem de ahirette kurtaracağını söylemeye başlıyorsunuz. İşte bu, sizin kıskıvrak yakalanacağınız nok*tadır.

Lütfen aklınızı başınıza alın da Allah Teâlâ'nın Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme olan şu emrini iyice düşünün.

" De ki: "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de olgunlaştırmaya.

De ki: "Beni Allah'ın azabından hiçkimse kurta*ramaz. Ben O'ndan başka bir sığınak da bula*mam.

Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, O'nun gön*derdiklerini tebliğdir o kadar." (Cin 72/21-23)

Hz. Muhammed'in varisi olmak onun getirdiği Kur'an'ı insanlara açık ve net bir biçimde anlat*makla olur. Çünkü ondan bize kalan tek görev bu*dur. Ama siz, evliya ve meşayih dediğiniz kişilerin sözlerini alıyor, Kur'an-ı Kerim'i ona göre yorumla*maya kalkışıyorsunuz. Sizin du*rumunuzu en iyi şu âyet ortaya koymaktadır:

"Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse onun başına bir şeytan sararız. O onun arka*daşı olur.

Onlar bunları yoldan çevirirler ama bunlar doğru yola girdiklerini hesabederler." (Zuhruf 43/36 37)

Rahman'ın Zikr'i, Kur'an'dır. Siz de bir çok âyeti görmezlikten geliyor ama kendinizi hak yolun öncü*leri sanıyorsunuz.

Önemli olduğu için Allah'ın elçisine varis olma konusu ile zikrin ne olduğuna tekrar deği*neceğiz.
CANSEVER isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Konuyu Beğendin mi ? O Zaman Arkadaşınla Paylaş :)
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Alt 10-21-2007, 11:22 PM   #29 (permalink)