 |
Oruca Ne Zaman Ve Nasıl Niyet Edilir?
Bütün ibadetlerde olduğu gibi oruç için de niyet şarttır. Niyetsiz oruç sahih olmaz. Ramazan ayında her günün orucuna niyet edilmesi gerekir.
Ramazan orucuna güneşin batışından başlamak ve imsakten itibaren yemek, içmek ve cinsî ilişkide bulunmamak şartı ile gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahura kalkmayacak olan kimse yatarken niyet eder. Şayet yatarken niyet etmemiş ise kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki, imsakten itibaren orucu bozacak bir şey yememiş olsun.
Oruç tutmak maksadiyle sahura kalkmak niyet sayılır.
Niyet, esasen kalp ile olur. Yani oruç tutacağını gönlünden geçiren kimse niyet etmiş demektir ancak gönlü ile yapılan bu niyeti dili ile söyleyip teyit etmesi güzeldir. Şöyle niyet eder: "Niyet ettim Allah rızası için Ramazanın yarın ki orucunu tutmaya.''
Sahura kalkıp yemek müstehaptır. Peygamberimiz:
“Sahurda yemek yiyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır”24 buyurmuşlardır.
Sahur yemeği oruca dayanma gücünü artırır. Ayrıca duaların kabul edildiği vakitlerden biri de sahur zamanıdır.
Terâvih Namazı
Ramazana mahsus ibadetlerden biri de teravih namazıdır.
Teravih namazı sünnet-i müekkede'dir. Sünnet, ya Peygamberimizin devam ettikleri, ya da devam ederken bir özrün araya girmesi ile terkettikleri işlerdir. Peygamberimiz bu namazı hem kılmış ve hemde kıldırmıştır. Ancak farz olur endişesi ile cemaatle kılmaktan vaz geçmiştir.
Buhârî ile Müslim'in Hz. Aişe (r.anh.)’den rivayetlerine göre, şöyle demiştir: "Bir Ramazan gecesi Peygamberimiz mescid'te Teravih namazı kıldı. Ashab-ı Kiram da ona uyarak kıldılar. Ertesi gece de böyle cemaatle kıldı. Halk çoğaldı. Üçüncü yahut dördüncü gece cemaat yine toplanmış, Peygamberimizi beklemeye başlamışlardı. Fakat Peygamberimiz o gece teravihe çıkmadı. Sabah namazından sonra cemaate:
“Ey insanlar, sizin cemaatle Teravih namazını kılmaya olan şiddetli arzu ve hevesinizi görüyorum. Benim de namaza çıkmama hiçbir neden yoktu. Yalnız böyle aşırı bir istekle devam edilerek üzerinize farz kılınmasından, sizin de onu devamlı kılmaya gücünüzün yetmeyeceğinden endişe ettim (bunun için gelmedim)”25 buyurdu.
Bundan sonra Teravih namazını cemaatle değil,herkes kendi başına kılmaya devam etti. Hz. Ebû Bekir devrinde de bir değişiklik olmadı. Hz. Ömer halife olunca bir süre daha böyle devam etti. Bir Ramazan gecesi Hz. Ömer mescide geldi, halkı kendi başına teravih namazı kılarken görünce: “Öyle sanıyorum ki, bunları bir imam arkasında toplarsam daha iyi olacak” dedi. Ertesi gece Übey İbn Kâ'b'ı Teravih namazı imamı tayin edip cemaati onun arkasında topladı ve Teravih namazı bundan böyle cemaatle kılınmaya başladı. Başka bir gece Hz. Ömer mescide geldi, halkın vecd içinde namaz kıldıklarını görünce: “Şu teravihin böyle cemaatle kılınması ne güzel âdet oldu”26 diyerek sevincini ifade etti.
Hz. Ali halkı bu namaza daima teşvik etmiş ve: "Allah, Ömer'in kabrini nurlandırsın, nasıl ki, Ömer mescidlerimizi Teravihin feyzi ile nurlandırıp şereflendirdi ise" diyerek teravih namazının Ramazan-ı Şerifte müslümanların mabetlerine özel bir şeref bahşettiğini bildirmiş ve Hz. Ömer'in bu yaptığını tasvip ettiğini ifade etmiştir.27
Peygamberimiz tarafından kıldırılan Teravih namazının kaç rek'at olduğu bildirilmemiştir. Ebû Seleme b. Abdurrahman'ın Hz. Aişe radiyallahu anha'ya, Peygamberimizin Ramazandaki gece namazını sorduğunda, Hz. Aişe şu cevabı vermiştir. "Peygamberimiz ne Ramazanda ve ne de Ramazandan başka gecelerde on bir rek'attan fazla kılmış değildir."28
İbn Hibban "Sahih" inde Câbir (r.a.) den, Peygamberimizin Ashabı ile birlikte sekiz rek'at teravih, sonra da vitir namazı kıldıklarını; Beyhakî'in İbn Abbas (r.a.) den rivayetinde ise, Peygamberimizin yirmi rek'at teravih namazı kıldırdıklarını, bildirmiştir.29
Şekânî yukarıdaki rivayetleri naklettikten sonra şöyle diyor: "Bu konudaki rivâyetler Ramazan gecelerinde teravih namazının ve bu namazı cemaatle, yalnız başına kılmanın meşrû olduğunu; teravih namazının kesin olarak kaç rek'at olduğu ve her rek'atta ne kadar Kur'an okunacağı hakkında ise bir sünnet varit olmamıştır."30
Hulefâ-i Râşidin devrine gelince; İbn Hacer, Hulefâ-i Râşidîn devrinde kılınan Teravih namazının yirmi rek'at olduğunda Ashabın icma'ı vardır, diyor.
Böylece Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinden başlayarak günümüze kadar kılınmakta olan teravih namazı yirmi rek'attir.
Büyük bir İslâm alimi olan İbn Abdü'I-Berr (H.363-463), Teravih namazının yirmi rek'at olduğu fakihlerin çoğunluğunun, Şafiîlerin, Kûfeli alimlerin ve cumhur-i ulemanın görüşüdür,31 diyor.
Tabiinden İbn Ebî Müleyke, Hâris el-Hemedânî, Ata İbn Ebî Rabah, Ebû'l-Buhturî, Said İbn Ebî'l-Hasan el Basrî, Abdurrahman İbn Muhammed, İbn Ebî Bekir ve daha bir çok Tabiîn, Hulefâi Râşidîn ile Ashab-ı Kiram gibi teravihi yirmi rek'at olarak kabul edip benimsemişlerdir.32
İbn Abdül-Berr diyor ki; Alimler topluluğu teravih namazının yirmi rek'at olduğu görüşündedir. Hanefî, Şafiî ve Hanbeli fakihleri çoğunluğunun görüşü de budur.33 Malikiler ise Teravih namazının otuzaltı rek'at olduğunu söylerler.
Bu konuda en kuvvetli ve kesin sözü Ebû Hanife söylemiştir."el-İhtiyar" da ifade edildiğine göre İmam Ebî Yusuf, hocası Ebû Hanife'ye Teravih namazının hükmünü ve Hz. Ömer tarafından ne gibi bir delile dayanarak bu namazın yirmi rek'at olmak ve cemaatle kılınmak suretiyle ortaya konulduğunu sormuştur. Ebû Hanife (Allah ona rahmet etsin) şu cevabı vermiştir. " Teravih namazı hiç şüphesiz bir sünnet-i müekkede'dir. Hz. Ömer bu namazın cemaatle yirmi rek'at kılınmasını, ne kendi içtihadı ile ne de sırf kendi düşüncesinden çıkarmıştır, ne de Peygamberimiz zamanında olmayan bir din konusunu ortaya koymuş bir bid'atçidir. Elbette Ömer, bunu, kendisince bilinen dinin bir temel kaynağına ve Peygamberimizin bir tavsiyesine dayanarak bunu emretmiştir."34
Bu rivâyet ve görüşleri özetlemek gerekirse; Ramazan-ı Şerifte sekiz rek'at Terâvih ve üç rek'at vitir namazının cemaatle kılınması sahih rivâyetlere dayanan Peygamberimizin fiili ile sâbit bir sünnettir. Bu sekiz rek'atin üs tarafı ile beraber yirmi rek'at olması, Hulefâ-i Râşidinin sünnetidir ki buna fıkıh dilinde müstehap denir. Diğer taraftan az önce ifade ettiğimiz Peygambmerimizin yirmi rek'at teravih kıldığına dair İbn Abbas (r.a.)'dan gelen rivâyet ise senedinden dolayı hadis âlimleri tarafından zayıf görülmüştür. Fakat pek çok fakih onu görüşlerine delil gösterdiklerinden, bu rivâyete göre de yirmi rek'atın da sünnet olduğu sabit olmuş olur.
Ayrıca Peygamberimiz bu namazı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için Ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır."35
İtikâf
Ramazana mahsus bir ibadet de itikâftır.
İtikaf, niyet ederek bir camide durmak demektir. Ramazanın son on gününde itikaf, kifaye olarak sünnet-i müekkede'dir. Cemaatten biri itikafa girerse bu görev diğerlerinden düşmüş olur.
Peygamberimizin saygıdeğer eşi Hz. Aişe, validemiz şöyle demiştir: "Peygamberimiz Ramazanın son on gününde itikaf ederdi. Bu âdetlerine, Allah'ın kendisini ölüme daveti zamanına kadar devam etmiştir. Peygamberimizin vefatından sonra onun eşleri itikaf etmişlerdir.''36
Ramazanın sonunda bir malî ibadetimiz daha vardır ki, o da fıtır sadakasıdır.
Zekât ibadeti de genelde bu ayda yerine getirilmektedir.
Değerli kardeşlerimiz, Ramazan ayı rahmet ve bereketi bol olan bir aydır. Bu ayın feyzinden ve bereketinden yararlanmak için elimizden geldiğince ibadetlerimizi eksiksiz yapmaya çalışmalı; orucun, kötülüklere karşı koruyucu bir kalkan olduğunu dikkate alarak kötü söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Kimseyi incitmemeye ve Kur'an okuyup anlamı üzerinde düşünerek değerlendirmeli, zamanın boşa geçmemesine çaba harcamalıyız. Anne-baba ve büyüklerimizin hayır dualarını almaya, akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışmalıyız. Dinî bilgilerimizi artırmak için kitap okumalı, dinin esaslarına ters düşen bid'at ve hurafelerden sakınmalıyız. Çocuklarımıza da zaman ayırmalı, duygu ve düşüncelerinin olumlu yönde gelişmesine katkılarımızı artırmalıyız. Malınızın zekâtını da vererek bu malî ibadetimizi de yerine getirmeli, yoksulları sevindirmeli, toplum fertlerinin birbirleriyle sevişip kaynaşmalarına vesile olmalıyız.
Bütün bunlar, bir taraftan günahlardan arınarak yüce Allah'ın rızasını kazanmamıza vesile olacak,diğer taraftan, ahlâkımızın güzelleşmesini sağIayacaktır.
Bu duygularla hepimizin Ramazan-ı Şerifini kutluyor, bu ayın hepimize,millet ve memleketimize ve İslâm alemine hayırlar getirmesini ve daha nice Ramazanlara sağlıkla bizi eriştirmesini yüce Allah'tan niyaz ediyorum. Âmin.
DİPNOTLAR
1 Bakara, 185
2 Buhari, Savm, 5; Müslim, Sıyam, 1.
3 Buhari, Savm, 7; Müslim, Fedail, 12.
4 Buhari, Teravih, 5; Müslim, İtikaf, 3.
5 Bakara, 183.
6 Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 5.
7 Ebû Davut, Savm, 22.
8 Buhari, Savm, 9; Müslim, Sıyam, 30.
9 Müslim, Sıyam, 30.
10 Buhari, Savm, 3.
11 Buhari, Savm, 4; Müslim, Sıyam, 30.
12 Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 30.
13 Buhari, Savm, 8.
14 İbn Mâce , Sıyam, 21.
15 Tirmizî, Zühd, 38.
16 el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, c. 2, s. 33, Beyrut, 1988.
, 1.
|
|