 |
Değerli mü'minler!
Ramazan ayına erişmiş bulunuyoruz. Manevî hayatımızda seçkin yeri olan bu aya bizleri eriştiren yüce Rabbimize hamdediyor, bu ayı nasıl değerlendireceğimizi bize öğreten sevgili Peygamberimize salât ve selâm ediyoruz.
Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır. Peygamberimiz bu aydan söz ederken, "Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem'den kurtuluştur."1 buyurmuştur.
Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum, o da şudur: Yılın ayları ile gün ve geceleri, zamanın dilimleri olmak itibariyle aynıdır, aralarında bir fark yoktur. Ancak önemli bazı dinî ve millî olayların meydana geldiği zaman dilimleri diğerlerine göre farklıdır. İşte Ramazan da böyledir. Bu ayda meydana gelen olaylara baktığımızda bu ayın diğer kamerî aylardan üstünlüğü anlaşılmış olur. Kur'an-ı Kerîm Ramazan ayından sözederken:
"Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an indirildiği aydır.''2 buyuruluyor.
Demek ki Ramazan'ı diğer kamerî aylardan üstün kılan özelliklerin başında, insanlık için bir hidâyet rehberi olan Kur'an-ı Kerîm'in bu ayda inmesi ve inmeye başlamış olmasıdır.
Kur'an-ı Kerîm, Allah Teâlâ'nın gönderdiği kitapların sonuncusudur. Çünkü Allah Teâlâ onu, son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa sallalahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla göndermiştir. Allah Teâlâ, Peygamberimizden başka Peygamber görevlendirmeyeceği gibi başka kitap da göndermeyecek ve insanlık var olduğu sürece Kur'an-ı Kerîm de insanlığa yol göstermeye devam edecektir.
Kur'an-ı Kerîm, Cebrâil aleyhi's-selâm adındaki melek aracılığı ile Peygamberimize vahyolunmuştur. Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimizin hayatında tamamen yazılıp tespit edilmiş ve daha sonra da mushaf haline getirilmiştir.
Kur'an-ı Kerîm, Peygamberimize vahyolunduğu günden beri hiçbir değişikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir. Bu özelliği taşıyan başka bir kitap yoktur. Diğer semavî kitaplar (İncil, Tevrat ve Zebûr) zamanla değişikliğe uğramış, insanlar tarafından ilâve ve çıkartmalar yapılmak sûretiyle değiştirilmiştir. İndiği gibi bir kelime ilâve edilmeden ve bir kelime eksilmeden günümüze kadar gelen tek kitap Kur'an-ı Kerim'dir. Çünkü onun her türlü değişiklikten korunacağı Allah Teâlâ tarafından va'd buyurulmuştur. Nitekim Kur'an-ı Kerîm'de:
“Doğrusu Kur'an-ı Biz indirdik, onun koruyucusu da Biziz.”3 Kur'an-ı Kerîm, sadece Mushaflarda yer almamış, indiği günden itibaren çok kimse tarafından tamamen ezberlenmiştir.
Değerli mü'minler!
Kur'an-ı Kerîm, eşi olmayan bir kitaptır, çünkü o, insan sözü değil, Allah kelâmıdır. Lafzı da manası da Allah'ındır. Peygamberimiz sadece onu insanlara tebliğ etmeye memurdur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:
“De ki, her kim Cebrâil'e düşman ise, bilsin ki o, Kur'an'ı Allah'ın izni ile kendisinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve mü'minlere müjdeci olarak, senin kalbine indirmiştir."4 Yani o, ne Cebrâil'in ve ne de senin sözündür. Cebrâil aleyhi's-selâm da onu kendiliğinden getirmiş değildir. Allah'ın sözü olan bu kitabı yine Allah'ın izniyle indirmiştir.
Kur'an-ı Kerîm'in eşsiz bir kitap olduğu sadece bir iddia değildir. Kur'an-ı Kerîm bu konuda meydan okuyor .
“Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an'da şüphe ediyorsanız siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz Allah'tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın.”5
“Yoksa onu (Kur'an'ı) kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz (doğru söylediğinize inanıyorsanız) Allah'tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin.”6
Evet, Kur'an, kendisine benzer bir kitap değil bir sûre meydana getirilmesini istemiş, bunun başarılamıyacağını da haber vermiştir. Şöyle buyurulmuştur:
“De ki, insanlar ve cinler birbirine yardımcı olarak Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, andolsun ki yine de benzerini ortaya koyamazlar.”7
Kur'an-ı Kerîm bu çağrıyı ne zaman yapmıştır? Arapların şiir ve hitabette doruk noktasında oldukları bir devirde nazil olmuş ve bu çağrıyı yapmıştır.
Mekke müşrikleri Kur'an'ın gönülleri aydınlatan, onu dinleyenleri ifade ve uslüp bakımından hayretlere düşüren nurunu söndürmek için her çareye başvurmuşlardır. Onun benzerini getirmek için güvendikleri şair ve edipleri bir araya getirmişler çalışmalar yapmışlardır. Fakat bu çalışmalar Kur'an'ın fesahat ve belâgati karşısında çok sönük kalmış ve onlarca da Kur'an-ı Kerîm'le mukayeseye değer bulunmamış, bu yüzden:
“Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, belki galip gelirsiniz.”8 demek zorunda kalmışlardır.
Kur'an-ı Kerîm'in İngilizce mütercimlerinden Palmer: “En güzide Arap yazarları değeri itibariyle Kur'an'a eş olabilecek bir eser yazamamışlarsa hayret edilmemelidir. Çünkü Kur'an, benzeri yazılamayacak tek kitaptır.” demiştir.
Değerli mü'minler!
Kur'an-ı Kerîm, İslâmiyet'in ana kitabıdır. Dinin esasıdır. Dinî hükümlerin dayanağı olan delillerin birincisidir. Dinî hükümlerin esaslarını ihtiva eden Kur'an-ı Kerîm, semavî kitapların da özetidir. İnsan ve insan topluluklarını inanç, ibâdet, ahlâk ve sosyal yönden maddî ve manevî mutluluğa ulaştıracak her şeyi bildirmiştir. Bir âyet-i kerîme şöyledir:
“Ey Muhammed, sana, her şeyi açıklayan ve müslümünlara doğruyu gösteren bir rehber, rahmet ve müjde olarak Kur'an-ı indirdik."9
Pek çok âyette tekrar tekrar hatırlatılan bir husus da Kur'an-ı Kerîm'in insanları doğruya ve doğru yola hidâyet eden bir kitap olarak gönderilmiş olduğudur. Bu husus gerçekten çok önemli ve üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir noktadır. Bu âyet-i Kerîmelerden bir tanesine işaretle yetineceğiz, şöyle buyuruluyor:
“Doğrusu bu Kur'an' en doğru yola hidâyet eden ve yararlı işler yapan mü'minlere büyük ecir olduğunu, ahirette inanmayanlara yakıcı azap hazırladığımızı müjdeler.”10
Kur'an-ı Kerim, insan ilişkilerine büyük önem verir. Bugün toplumların en çok ihtiyaç duydukları toplumsal barışı sağlayacak hususları detaylarına kadar açıklar. Önce kişinin gerek Allah'a ve gerekse insanlara karşı görev ve sorumluluklarını bildirir. Toplumun özünü oluşturan aile hayatı ile karı ile kocanın karşılıklı hak ve vazifelerinden milletlerarası münasebetlere varıncaya kadar sosyal hayatın bütün kurallarını gösterir; en yüksek, en güzel ahlâk prensiplerini öğretir. Çok basit gibi görünen ve fakat insanları birbirlerine yaklaştırmada, sevgi, kardeşlik ve dayanışma içerisinde yaşamaları hususunda önemli etkisi olan selâmlaşmaktan ve evlere izin alarak girme adâbına varıncaya kadar detaylara yer verir.
Diğer taraftan Kur'an-ı Kerîm, insana büyük değer verir.
“Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde yarattık.”11 buyurarak insanın yaratıklar içerisinde en güzel sûrete sahip olduğunu bildirir. Ayrıca insanın üstünlüğüne işaret etmek üzere de şöyle der.
“Biz gerçekten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik. Yine onları yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık.”12
Kur'an-ı Kerîm'in insana verdiği değeri saymaya gerek yok. Çünkü Kur'an, insandan başka kâinatta olan her şeyin insanoğlunun emrine âmâde kılındığını ve insana hizmet için yaratıldığını bildirir. Bu konuda şu âyet-i kerîmeyi hatırlatmak yeterli olur:
“Allah'ın göklerdeki ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de insanlar içinde- bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır (yazıklar olsun).”13
Kur'an-ı Kerîm, zina, fuhuş, adam öldürmek, yalan söylemek, iftira etmek, haksızlık yapmak, israf etmek,hıyanette bulunmak, gıybet ve sarhoşluk gibi toplumu temelinden sarsan kötülükleri yasaklar.
Kur'an-ı Kerîm, daima ileriyi emreder. “Babalarımızdan böyle gördük” diyerek akıl ve ilim ile açıklanamayan alışkanlıklardan ayrılmak istemeyenleri ayıplar ve körü körüne taklidi reddeder. Bu konuda Kur'an-ı Kerîm bir örnek olmak üzere İbrahim aleyhi's-selâm ile kavmi arasında geçen bir konuşmayı hikâye eder ve şöyle der:
“Hani O, babasına ve kavmine neye tapıyorsunuz? demişti.
Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz, demişlerdi.
İbrahim:
– Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı? Şöyle cevap verdiler:
– Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk. İbrahim:
– İyi ama, ister sizin ister önceki atalarınızın neye taptığını (biraz olsun) düşündünüz mü? dedi.14
|
|