 |
Değerli kardeşlerim!
Bugünkü sohbetimizde, iman esaslarından olan ahiret gününden ve bugünde Allah'a verilecek hesaptan söz etmek istiyorum.
İnsan sorumluluk taşıyan bir yaratıktır. Bu, onun temel özelliklerinden birisidir. Allah'ın emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmakla yükümlü olan insan,mutlaka bir gün O'nun huzurunda dünyada yaptıklarından sorgulanacaktır. Çünkü O, tesadüfen dünyaya gelmiş değil, Allah'ın takdir ve yaratması ile var olmuştur. Hem de Allah Teâlâ kâinatta olan her şeyi onun hizmetine vermiştir. Kur'an-ı Kerim'de:
“Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız"1 buyurulmuş ve insanın bir gün hesaba çekileceği bildirilmiştir.
Öldükten sonra dirilip Allah'ın huzuruna getirileceğimiz bu güne "Hesap Günü" diyoruz. Bugün insanın en önemli günlerinden bir gündür. Peygamberler bile bugünün dehşetinden Allah'a sığınmışlardır. İşte bu Peygamberlerden biri, İbrahim aleyhi's-selâm'dır. Bakın o, Allah Teâlâ'ya nasıl dua ediyor:
“(Ey Rabbim) İnsanların dirilecekleri (ve huzuruna gelip hesap verecekleri) gün, beni utandırma. O gün ne mal fayda verir, ne evlât. Ancak Allah'a temiz bir kalp ile gelenler başka"2
Hz. İbrahim bu duası ile bize örnek oluyor, yol gösteriyor. Zaten onun yaptığı bu duanın Kur'an-ı Kerim'de yer almasının hikmeti de budur. Ayet-i Kerime'de şu hususlara dikkatimiz çekiliyor: Ey insanlar, öleceksiniz fakat sonradan dirilip Allah'ın huzurunda hesap vereceksiniz. Bunu hatırınızdan çıkarmayın, hazırlıklı olun. İbrahim aleyhi's-selâm bir Peygamber olduğu, hatta Allah'ın dostu olma şerefi ile şereflendiği halde hesap gününü unutmuyor ve o gün mahcup duruma düşmemesini Allah Teâlâ'dan niyaz ediyor. Bu Peygamberi örnek alın; Allah'a yönelin, yalvarın ve o gün hesabınızın kolay geçmesini Allah'tan dileyin. Kimseye güvenmeyin, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışın. O, razı olmadıkça kimsenin size bir iyilik yapamayacağını unutmayın. Çünkü Allah izin vermedikçe hiç kimsenin bir başkasına şefaat etmesi de sözkonusu değildir. O halde yapacağınız şey, Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bu da ancak O'nun emirlerine itaat etmek ve yasaklarından sakınmakla olur.
Evet, o gün mal ve evlâdın fayda vermeyeceği bir gündür. Nitekim başka bir âyet-i kerime'de şöyle buyurulmaktadır:
“Ey insanlar, Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası namına bir şey ödeyemeyeceği günden (kıyamet gününden) çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah'ın affına güvendirerek sizi yanıltmasın.”3
O düşünmesi bile insana dehşet veren günde herkes kendisi ile meşgul olacak, başkası ile ilgilenmeye ayıracak zamanı olmayacaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
“O gün kişi kardeşinden, annesinden babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır"4
Değerli kardeşlerim, insan dünyada bu yakınlarından birisi ile karşılaşsa sevinir ve onları sevgi ile kucaklar. Ama görülüyor ki o gün, değil başkalarından, bu en yakınları ile bile karşılaşmak istemeyecek, onlardan kaçacaktır. Bir kısmı kendi derdi ile meşgul olduğu için kaçacak,bir kısmı da sorguya çekilirim endişesiyle kaçacaktır. Çünkü kardeş," Sen bana dünyada yardım etmedin", annebaba, "Sen bize iyilikte kusur ettin" eşi, "Sen bana haram yedirdin", çocuklar, "Sen bize dinimizi öğreterek bizi uyarmadın" deyip yakasına sarılırlar diye onlardan kaçacaktır.
Hz. Aişe validemiz anlatıyor: Peygamberimiz:
– İnsanlar kıyamet günü (ilk yaradılışları gibi) yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolacaklardır, buyurdu. Ben.
– Ey Allah'ın Resûlü, erkek kadın bir arada mı? Bunlar birbirlerinin edep yerlerine bakarlar, nasıl olur? dedim. Peygamberimiz:
– Ey Aişe, haşir işi çok zordur, insanların birbirlerine bakmalarına müsait değildir5, buyurdu.
Ebû Ubeyde ve İbn Münzir'in rivayetlerine göre Katade şöyle demiştir: "Kıyamet günü insan tanıdığı bir kimseyi görmekten sıkıldığı kadar, hiçbir şeyden sıkılmaz. Çünkü yaptığı bir haksızlık sebebiyle peşine düşülmesinden korkar."6
Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Allah Teâlâ:
“(Ey Muhammed) En yakın akrabanı uyar"7 ayet-i kerimesini indirdiği zaman Peygamberimiz akrabalarını çağırarak Safa tepesinde onlara yaptığı bir konuşmada şöyle buyurdu:
“Ey Kureyş topluluğu, kendinizi Allah'tan satın alın ( Allah'ın azabından koruyun) yoksa ben Allah'ın azabından hiçbir şeyi sizden men edemem. Ey Abdü’l-Menaf oğulları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Ey Abdülmuttalip oğlu Abbas, senden de Allah'ın azabından hiçbir şeyi men edemem. Ey Peygamberin halası Safiyye, ben, Allah'ın azabından kurtarmak için sana hiçbir yararım olmaz. Ey Muhammed (Sallalahu aleyhi ve sellem)’in kızı Fâtıma, malımdan ne dilersen iste, vereyim fakat Allah’ın azabından hiçbir şeyi senden men edemem.''8
Peygamberimiz insanların dünya ve ahiret efendisi olduğu halde, "Kıyamet günü ne olacağım, nasıl hesap vereceğim" derdi.
Ensar'dan bir kadın olan Ümmü Alâ (r. Anha) anlatıyor: Müslümanlar Mekke'den Medine'ye hicret ettikleri zaman, Ensar yani Medineliler arasında kur'a ile taksim edilmişlerdi. Bizim aileye de Osman İbn Maz'ûn düşmüştü. Biz Osman'ı evimizde konuk ettik. Osman bir süre sonra hastalandı ve vefat etti. Yıkandı, kendi elbisesi ile kefenlendi. Tam bu sırada Peygamberimiz cenazeye geldiler. Ben cenazeyi tezkiye ederek.
– Ey Ebû Saib. Allah sana rahmet etsin. Senin hakkında bildiğim ve bu cemaate bildirmek istediğim şudur ki. Sen Allah Teâlâ'nın rahmetine erişmiş bahtiyar bir zatsın, dedim. Ben böyle söyleyince, Peygamberimiz bana dönerek:
– Allah Teâlâ'nın bu ölüye rahmet ettiğini nereden biliyorsun? dedi. Ben:
– Ey Allah'ın Resûlü, babam-annem sana feda olsun, Allah, (Osman İbn Maz'ûn gibi inanmış ve Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından sakınmış bir kuluna ikram etmez de) ya kime ikram eder?dedim. bunun üzerine Peygamberimiz:
– Osman İbn Maz'ûn ölmüştür. Allah'a yemin ederim ki, ben de bu ölü için hayır ve mutluluk dilerim. Yine Allah'a yemin ederim ki, ben, Allah'ın bir Peygamberi olduğum halde bana (ve size kıyamet günü) ne muamele edeceğini bilemem, buyurdu.
Ümmü Alâ diyor ki: "Vallahi, Peygamberimizin bu uyarısından sonra ben, kimseyi tezkiye etmeye cesaret edemedim"9
Osman İbn Maz'ûn, müslüman olanların ondördüncüsüdür. Önce Habeşistan'a, sonra da Medine-i Münevvere'ye hicret etmiştir. Bedir savaşında bulunmuş ve büyük yararlıklar göstermiştir. Hicretin ikinci yılında Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. Medine'ye hicret edenlerden ilk vefat eden Sahabi budur.10
Burada akla şu soru gelebilir: Bedir savaşında hazır bulunanların bağışlandıkları Peygamberimiz tarafında müjdelendiği halde, Peygamberimiz İbn Maz'ûn hakkında neden tereddüt ifade eden bir üslup ile Ümmü Alâ'ya cevap vermişlerdir? Aynî diyor ki: Bunun sebebi, Osman İbn Maz'ûn'un vefatı, Bedir savaşında bulunanların cennetlik oldukları haber verilmeden önce idi.11
Bu hadisi şeriften öğrenilen bir başka husus da şudur: Cennetle müjdelenmiş olan on kişi ile Bedir savaşına katılanlar gibi cennetlik oldukları bildirilenlerden başka hiçbir kimse hakkında cennetliktir, diye hükmedilemez. Ancak genel olarak, inananlar cennetliktir, inanmayanlar da cehennemliktir, denilebilir. Bir de mümin ve müttaki olan kişiler için, cennetlik oldukları umulur, ifadesi kullanılabilir, kesin olarak cennetlik oldukları söylenemez.12
Bera radiyallahu anh anlatıyor: Peygamberimizle birlikte bir cenazede idik. Cenazenin mezarı kazılmakta olduğundan Peygamberimiz mezarın bir tarafında oturdu. Bu manzara onu o kadar etkiledi ki, ağladı, göz yaşları ile toprak ıslandı. Sonra da orada bulunanlara:
“Kardeşlerim, kendinizi bugün için hazırlayınız"13 buyurdu.
Peygamberimiz kıyamet gününden ve oradaki hesaptan söz edildiği zaman gözleri yaşarırdı.
“Abdullah İbn Mesûd (r.a.) anlatıyor: Bir kere Peygamberimiz bana:
– İbn Mes'ud, haydi bana Kur'an oku, diye emretti. Ben:
– Ey Allah'ın Resûlü, Kur'an sana gönderilmiş iken onu size nasıl okuyacağım? dedim. Peygamberimiz:
– Evet öyle, ama ben Kur'an-ı başkasından işitmeyi çok severim, buyurdu. Ben de Nisa sûresini okumaya başladım. "Kıyamet günü her ümmetten (onun Peygamberini) şahit getirdiğimiz ve seni de (Ey Muhammed) onların üzerine şahit olarak gösterdiğimiz zaman (inkar edenlerin hali) nasıl olacak?”14 ayetine gelince, Peygamberimiz.
– Yeter, buyurdu. O anda Peygamberimizin iki gözünden yaş döküldüğünü gördüm.15
Peygamberimizin şu uyarısı çok düşündürücüdür. Buyuruyor ki:
“Benim bildiğimi siz bileydiniz, daha az güler, daha çok ağlardınız"16
Peygamberimizin arkadaşları (Ashab-ı Kiram) da kıyamet günü Allah'a verilecek hesaptan endişe ederlerdi.
|
|